GÜNÜN YAZISI:
banner157
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
 Ülkemizde geçmişten beri ideolojik tarafgirliğe dayalı bir siyasi anlayış var.

Bu anlayışa göre ‘öteki’ne asla kıymet verilmiyor.

Bir insanın uzmanlığı, yetkinliği, tecrübesi, bilgisi, başarısı… Hiç önemli değil.

‘Bizden mi, değil mi?’ önemli olan bu.

Mesela ne kadar liyakat sahibi olursan ol ülkücü olmazsan MHP’de kabul görmüyorsun. Atatürkçü, Alevi olmazsan CHP’de yer bulamıyorsun. Dindar olmazsan AK Parti’de yerin olmuyor. Kürt hareketine mesafeli durursan HDP’de etkin olamıyorsun.

Çünkü partiler sorunların çözümüne dair görüş birliği içinde olanların değil, kimlik, inanç, mezhep yakınlığı olanların kümelendiği yerler haline geldi.

Bu anlayış değişmeden yeni partiler kurmak, zorunlu ittifaklar yapmak, birbirinin görüşüne, düşüncesine değer veren değil, tahammül eden siyasi birliktelikler oluşturmak bizi bir yere taşımıyor.

Sadece ülkede değil, siyasi çevrelerde de demokrasi sorunu var.

Gerçek demokratlar değil, mecburiyetten, yani mağduriyetten demokrat olanlar demokrasi mücadelesi verdiklerini iddia ediyorlar, haliyle toplum da inanmıyor.

Erdoğan’ın yarattığı mağduriyetler nedeniyle Erdoğan karşıtı olmak ortak paydasında bir araya gelmek…

Sorunları çözümü için yeterli değil. Anlamlı da değil.

Böyle zorunlu birliktelikler günü kurtarmaktan başka bir işe yaramaz.

Ülke sorunları ile alakalı kim ne söylüyor? Ne vaat ediyor? Nasıl bir Türkiye hayal ediyor? Erdoğan’a niçin karşı? Onun yaptığı neyi yapmayacak, onun yapmadığı neyi, nasıl yapacak?…

“Erdoğan çok kötü, biz iyiyiz” demek yetmiyor.

Netliğe ihtiyaç var.

Fikirleri açıkça söylemeye, üzerinde tartışmaya ihtiyacımız var.

Kendi partilerinde kimlik, mezhep, inanç, ideoloji siyaseti yapmaktan kaçınmayanların “Türkiye’de inanç, kimlik siyaseti yapmayacağız” demesi topluma inandırıcı gelmiyor.

Herkes kendi mahallesinde, kendine yakın insanlarla bir yapı kurup farklı inançtaki, farklı mezhepteki, kimlikteki insanlara tahammül etmeyi onlara hoşgörülü olmayı, onlardan numunelik bir iki kişiyi aralarına katmayı demokratlık sanıyor.

Burada yaşayan herkes eşit, herkes özgür, herkes istediği gibi yaşamalı.

Tahammül, hoşgörü güçlünün zayıfa gösterdiği davranış şeklidir.

Kimse bir başkasından üstün değil.

O nedenle kimsenin kimseye tahammül etmesi, hoşgörü göstermesi gerekmiyor.

Demokratlık saygılı olmayı gerektirir.

Tekrar edeyim: İktidara “İnanç siyaseti yapma” demek yetmez. Bunu diyenlerin kendi partilerinde de kimlik, mezhep, ideoloji siyaseti yapmaktan vazgeçmeleri gerekiyor.

Partisini ülkücülerin, milliyetçilerin partisi yapan, başkasının Kürt partisi olmasına kızıyor. Partisini Kürtlerin partisi yapan, bir başkasının ülkücülerin partisi olmasına kızıyor. Partisini Atatürkçülerin, Alevilerin partisi yapan, ötekinin, dindarların partisi olmasına kızıyor.

Sen ülkücülerle birlik olursan ötekine “Niye Kürt partisi oldun?” diye sorma hakkın kalmıyor.

Sen dindarlardan başka kimseye değer vermezsen ötekine “Sen niye Atatürkçülük yapıyorsun” deme hakkın kalmıyor.

O dindarlardan başka kimseye kıymet vermiyor diye sen Alevilerle birlik kurarsan sorunu çözmüş olmuyor, tam tersine onun değirmenine su taşımış oluyorsun.

Öncelikle bu siyasi anlayışın değişmesi gerekiyor.

Yoksa bu girdaptan çıkamayız.

Yıllardır sürdürülen kimlik, mezhep, inanç siyasetinin ülke olarak çok büyük zararlarını gördük.

Çünkü herkes kendinden olana değer verdiği için farklı kesimlerdeki yetişmiş, işinin ehli insanları görmezden geliyor.

Liyakati değil kimliği, inancı, ideolojiyi esas alan siyaset anlayış işini iyi yaparak var olmaya çalışan insanları dışlayan ve harcayan bir mekanizmaya dönüştü.

Her dönemde iktidara gelen partiden farklı mezhepte, farklı kimlikte olduğu için kıymet verilmeyen, heba edilen böyle milyonlar var.

Demem o ki toplum sizin partilerinize baktığında nasıl bir Türkiye inşa edeceğiniz konusunda bir kanaat sahibi oluyor.

Kendinden olanlarla bir araya gelenlerin kurduğu partilerin Türkiye’sinde farklı inanca, veyahut kimliğe mensup biri olarak kendine yer olmayacağını görüyor.

‘Eşitlik’, ‘özgürlük’‘demokrasi’ diyorsanız bu değerleri önce kendi içinizde, partinizde tesis etmelisiniz.

Türkiye’nin lidere değil, yetkin, bilgili, eğitimli, demokrat insanlardan oluşan bir kadroya ihtiyacı var.

Kimsenin kimliğine, inancına, giyimine, yaşamına bakmadan her kesimden bilgili, tecrübeli, insanları bir amaç için bir araya toplayacak bir sözcüye, temsilciye ihtiyaç var.

Türkiye’nin yeni bir partiye değil yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç var.

Kimlik, inanç, ideoloji öncelikli değil herkes için yaşanabilir bir ülke inşa etmeyi tek öncelik olarak gören bir anlayışa.

Kafasında ‘öteki’ olmayan ‘biz’ dediğinde toplumun bütününe o duyguyu hissettirecek bir kadroya.

Eski siyasi alışkanlıklarla yeni parti kurmak, “Ben Erdoğan gibi yapmayacağım” demek, bu siyasi anlayıştaki partilere yeni lider bulmak… Sorunları çözmeye yetmez.

Eski alışkanlıklarla kurulan siyasi partiler toplumun bütününe güven vermez.

Bütün kesimleri içinde barındırmayan, bir kesimi memnun edecek bir parti ile de bu devasa sorunlar çözülemez.

Güç birliğine ihtiyaç var.

Bunun için de yeni bir siyasi anlayışa ihtiyaç var.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

AKŞENER'E CHP'DEN KİMLER GİDER...
Sabah Gazetesinden Mahmut Övür yazdı...

Haberi Oku