Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD Başkanı Trump ile gemi inşa sektöründe iş birliği sinyalleri vermesi, Ankara'nın savunma sanayisindeki hedeflerini yeniden gündeme taşıdı. Ancak uzmanlar, büyük muharip gemi üretimi yerine bakım, destek ve parça tedariği gibi daha gerçekçi adımların öncelikli olduğunu belirtiyor.
TÜRKİYE'NİN GÖZÜ BÜYÜK GEMİLERDE, AMA GERÇEKLER FARKLI
Erdoğan'ın, NATO zirvesi sonrası yaptığı ve fırkateyn, korvet veya denizaltı gibi alanlarda iş birliği olabileceği yönündeki açıklamaları heyecan yaratsa da, savunma analistleri kısa vadede bu tür büyük projelerin Türkiye'de hayata geçmesinin zor olduğunu vurguluyor. ABD'nin kendi istihdamını ve harcamalarını artırma eğiliminde olduğu bir dönemde, Türkiye'de gemi üretimi konusunda kamuoyu ve kongre nezdinde ikna sürecinin sancılı olabileceği öngörülüyor. Üstelik ABD yasaları, Türkiye'de üretilecek bu tür gemilerin sevkiyatını engelleyebilir.
EN GERÇEKÇİ FIRSAT: DESTEK GEMİLERİ VE PARÇA ÜRETİMİ
Kozan Selçuk Erkan gibi uzmanlar, Türkiye için en gerçekçi senaryonun lojistik destek ve ikmal gemilerinin inşası olduğunu belirtiyor. Pakistan Donanması için üretilen PNS Moawin gibi projelerin yanı sıra, Portekiz ile imzalanan lojistik destek gemisi sözleşmeleri de bu potansiyeli ortaya koyuyor. Türkiye'nin her türlü gemiyi tasarlama ve üretme kapasitesine sahip olduğu aşikar olsa da, ABD ile kurulacak bir iş birliğinin Türkiye'ye doğrudan ne kadar büyük bir fayda sağlayacağı konusu da tartışmalı. ABD'deki askeri tersanelerin yaşlanan altyapısı, nitelikli iş gücü eksikliği ve tedarik zinciri sorunları, onların kendi üretim kapasitelerini dahi zorlarken, Türkiye'nin bu alanda edineceği kurumsal ve teknik bilgi birikimi, özellikle yerli uçak gemisi ve nükleer enerjili denizaltı projeleri için kritik önem taşıyor.
SİYASİ VE EKONOMİK ENGELİN KALDIRILMASI ŞART
İki ülke arasındaki denizcilik ortaklığının önündeki en büyük engellerden biri, siyasi geçmişte yaşanan sorunlar. Rusya'dan alınan S-400 füze savunma sistemi nedeniyle ABD'nin Türkiye'ye uyguladığı yaptırımlar ve F-35 programından çıkarılması, bu iş birliğinin önündeki en önemli pürüzlerden. Trump'ın yaptırımların kaldırılacağına dair sözleri olsa da, S-400 konusu ABD yasaları gereği hala bir engel teşkil ediyor. Diğer yandan, Türkiye'deki yüksek enflasyon, artan borçlanma maliyetleri ve sermayeye erişimdeki kısıtlamalar, Türk şirketlerinin uluslararası finansman bulmasını zorlaştırıyor. Güney Koreli Hanwha'nın ABD'deki yatırımının bir kısmının finansmanı sağlanırken, Türk firmalarının benzer bir desteği ne ölçüde bulabileceği belirsizliğini koruyor. Bu karmaşık tablo, sektördeki rekabetin ne denli çetin geçeceğinin de bir göstergesi.



