Mezopotamya ile Hindistan arasındaki kritik ticaret yollarını MÖ 4. yüzyılda kontrol etmek amacıyla kurulan ve zamanla unutulmuş antik liman şehri Alexandria on the Tigris, modern teknolojinin ışığında yeniden gün yüzüne çıkıyor.
Tarihi Ticaretin Kalbi Yeniden Atıyor
Dicle ve Karun nehirlerinin birleştiği noktada, Basra Körfezi'nin antik kıyı şeridine oldukça yakın bir konumda inşa edilen bu görkemli şehir, yüzyıllar boyunca bölgenin en önemli ekonomik ve stratejik merkezlerinden biri olarak hizmet verdi. Yapılan derinlemesine araştırmalar, şehrin sadece bir liman olmanın ötesinde, Mezopotamya'nın içlerini Hindistan, Afganistan ve hatta Çin gibi uzak coğrafyalara bağlayan hayati bir kavşak olduğunu ortaya koyuyor.
Arkeolojik Keşifler ve Modern Yöntemler
Şehre dair ilk ipuçları 1960'larda İngiliz araştırmacı John Hansman tarafından hava fotoğraflarıyla tespit edilmiş olsa da, bölgedeki jeopolitik istikrarsızlıklar nedeniyle kapsamlı saha çalışmalarına ancak 2014 yılında başlanabildi. 2016 yılında arkeolog Stefan Hauser önderliğinde genişletilen projede, en ileri teknolojiler kullanılarak bölgenin havadan detaylı haritalandırılması yapıldı. Bu sayede, toprak altındaki yapılar kazı yapmaya gerek kalmadan dijital ortama aktarıldı ve 500 kilometrekareden fazla alan titizlikle incelendi. Elde edilen veriler, Alexandria on the Tigris'in Mısır'daki ünlü İskenderiye şehri gibi düzenli bir ızgara planına sahip olduğunu kanıtladı. Şehirde sekiz metre yüksekliğe ulaşan devasa savunma duvarları, düzenli konut mahalleleri, gelişmiş bir kanal sistemi, tapınaklar ve büyük bir saray kompleksi gibi yapılar tespit edildi. Bu bulgular, şehrin bir savaşla değil, zamanla değişen coğrafi koşullar nedeniyle önemini yitirdiğini gösteriyor. MS 3. yüzyılda Dicle Nehri'nin yatağını batıya kaydırması ve kıyı şeridinin güneye çekilmesiyle denizle bağlantısı kesilen şehir, ticari fonksiyonunu yitirerek yerini bugünün önemli limanı Basra'ya bıraktı.



