EKONOMİ
Yayınlanma : 28 Mart 2026 16:01
Düzenleme : 28 Mart 2026 16:01

Savunma sanayisi barışın teminatı: Türkiye'den küresel istikrara güçlü katkı

Savunma sanayisi barışın teminatı: Türkiye'den küresel istikrara güçlü katkı
SSB Başkanı Haluk Görgün, güçlü savunma sanayisinin barışın teminatı olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin bu alandaki dönüşümünün niteliksel olduğunu ve küresel istikrara katkı sunduğunu belirtti. Yerlilik oranının %80'i aştığını ve ihracatın

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii (SSB) Başkanı Haluk Görgün, güçlü bir savunma sanayisinin barışı tehdit etmediğini, aksine barışın üzerine kurulduğu zemini güçlendirdiğini vurguladı. Görgün, 'Savunma kapasitemiz, geçmişte, bugün ve gelecekte bu barışın teminatı olarak konumlandırılmıştır. Türk savunma sanayisi bu anlayışla, ulusal güvenliğin güçlü bir sütunu olmaya, dost ve müttefik ülkeler için güvenilir bir ortak olmaya, bölgesel ve küresel istikrara yapıcı bir katkı sunmaya devam edecektir.' dedi.

SAVUNMA SANAYİSİ VE STRATEJİK İLETİŞİM BİR ARADA

Beşiktaş'ta düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nde (STRATCOM) "Geleceğin Güvenlik Mimarisini Şekillendirmek: Türk Savunma Sanayisinin Rolü" başlıklı bir konuşma yapan Haluk Görgün, bilginin artık bir savaş silahı haline geldiğini belirtti. Bu nedenle savunma sanayisi ve stratejik iletişimin ayrı alanlar olmadığını, ikisinin de güvenlik mimarisinin kurucu ögeleri olduğunu söyledi. Bir cephe hattını ayakta tutanın sadece askeri doktrin değil, endüstriyel kapasite olduğuna dikkat çeken Görgün, ikmal zaman çizelgeleri, üretim hızları ve stok derinliğinin belirleyici olduğunu kanıtladığını ifade etti. Ülkelerin artık sadece platformlar konuşlandırmadığını, tüm endüstriyel ekosistemlerini sahaya sürdüğünü sözlerine ekledi.

TÜRK SAVUNMA SANAYİSİNDE NİTELİKSEL DÖNÜŞÜM

Görgün, savunma sanayisinin sadece savaşın bir bileşeni olmadığını, bir ulusun savaşma ve dayanma kapasitesinin ölçüsü olduğunu dile getirdi. Son yıllardaki çatışmaların savaş kavramının ne denli köklü bir dönüşüm geçirdiğini açıkça ortaya koyduğunu anlatan Görgün, insansız sistemlerin muharebe sahasının sınırlarını yeniden çizdiğini ve geleneksel ağır kuvvetlerin üstünlüğüne meydan okuyarak orduları doktrinlerini yeniden düşünmeye zorladığını belirtti. Türkiye'nin İHA ve SİHA platformlarının sadece ihracat başarısı elde etmekle kalmadığını, modern muharebe kavramının yeniden şekillendirilmesinde öncü bir rol oynadığını vurguladı. Yapay zekanın durumsal farkındalığı artırdığını, karar döngülerini hızlandırdığını ve lojistik zincirlerini optimize ettiğini ifade eden Görgün, yazılımın artık donanımla eşit ağırlığa sahip stratejik bir değişken haline geldiğini söyledi. Günümüz savunma sanayisi mimarisinin savaş alanında şekillendiğini işaret eden Görgün, Türkiye'nin savunma sanayisindeki başarısının temel unsurlarından birinin sahayla sanayi arasındaki yakın ve kesintisiz diyalog olduğunu, bunun da gerçek anlamda çevik yaklaşımı ifade ettiğini belirtti. Türkiye'nin savunma sanayisindeki dönüşümünün niceliksel bir genişlemenin çok ötesinde niteliksel ve yapısal bir dönüşüm olduğunu vurgulayan Görgün, yerlilik oranının yüzde 20'nin altından yüzde 80'in üzerine çıktığını ve bunun stratejik bağımlılıktan stratejik bağımsızlığa uzanan bir dönüşüm hikayesi olduğunu söyledi. Türkiye'nin savunma ve havacılık ekosisteminin 4 binden fazla şirketi, 100 binin üzerinde doğrudan istihdamı, 20 milyar doları aşan cirosu ve 2025 yılında 10 milyar doları aşacak ihracatı ile ulusal bir yetenek mimarisinin, özgün tasarım kapasitesinin ve sürdürülebilir bir endüstriyel yetkinlik derinliğinin somut yansımaları olduğunu belirtti. Bu dönüşümde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliği ve desteğinin belirleyici rolünü saygıyla ifade etti. Görgün, Türkiye'nin küresel savunma güç haritasında "yükselen çevik bir aktör" olarak nitelendirildiğini ve muharebe sahasında kendini kanıtlamış sistemlere, esnek üretim modeline ve savunma kabiliyetini "operasyonel paket" olarak sunabilme kapasitesine sahip bir ülke olarak tanımlandığını sözlerine ekledi. 2035 yılına kadar en hızlı üretim yapan, en derin tedarik zincirlerini kuran ve savaş alanı derslerini en hızlı şekilde ürünlere dönüştürenlerin belirleyici olacağını ve Türkiye'nin tam da bu doğrultuda ilerlediğini ifade etti.