Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisinde enflasyondaki düşüşe paralel olarak faiz oranlarında bir indirim sürecinin başladığını ve hem küresel hem de yerel finansal koşulların iyileşme göstereceğini müjdeledi.

İŞ DÜNYASIYLA SIK İSTİŞARE VURGUSU
Yılmaz, İstanbul Ticaret Odası'nın (İTO) meclis toplantısında yaptığı konuşmada, iş dünyasının kendileri için vazgeçilmez bir paydaş olduğunu ve kamu politikalarının belirlenmesinde, özellikle orta vadeli program gibi çalışmalarda iş dünyası örgütleriyle istişareye büyük önem verdiklerini belirtti. İş dünyasının geri bildirimlerinin dikkate alındığını ve seslerine kulak verildiğini vurguladı.

EKONOMİK PROGRAM VE SEKTÖREL DESTEKLER
Uygulanan ekonomik programın, özellikle emek yoğun sektörlerdeki iş dünyası üzerindeki etkilerinin bilincinde olduklarını dile getiren Yılmaz, her programın olumlu etkilerinin yanı sıra bazı yan etkileri de olabileceğini, ancak ana resmi ve genel iyiliği göz ardı etmeden bu yan etkiler için tedbirlerin alındığını söyledi. Tekstil, konfeksiyon ve mobilya gibi hassas sektörlerde istihdamı koruyan şirketlere yönelik başlatılan destek programının kapsamının genişletildiğini ve kişi başı destek miktarının artırıldığını aktardı. Sektörel gelişmeleri yakından takip ederek imkanlar dahilinde gerekli önlemlerin alınmaya çalışıldığını ekledi.

KÜRESEL EKONOMİK DENGELER VE TÜRKİYE'NİN YOL HARİTASI
Yılmaz, küresel ölçekte kuralların ve kurumların zayıfladığı, tek taraflı karar alma eğilimlerinin arttığı, risk ve belirsizliklerin yükseldiği bir dönemden geçildiğini kaydetti. Ekonomik güç dengelerinin değiştiğini, üretim merkezlerinin Uzak Doğu ve Çin'e kaydığını, yapay zeka gibi yeni teknolojilerin öne çıktığını belirtti. Bu yeni küresel şartlara uyum sağlayarak daha ihtiyatlı ve sağlam adımlarla ilerlemek gerektiğini, istikrar, güçlü liderlik ve doğru politikaların her zamankinden daha fazla önem kazandığını vurguladı. Türkiye ekonomisinin son 22 yılda ortalama yüzde 5,4 büyüdüğünü, finansal piyasalarda istikrarın kritik önem taşıdığını ifade etti. Pandemi döneminde reel ekonomiye odaklanıldığını, şimdi ise finansal piyasalarda istikrarı sağlamak, artan kapasiteyi sürdürmek ve enflasyonu düşürmek gibi hedeflerin öncelikli olduğunu söyledi. Büyümenin kompozisyonunu enflasyonu düşürücü yönde, yatırım, üretim ve ihracat odaklı şekillendirmeyi amaçladıklarını belirtti. İstihdamın 32,9 milyona ulaştığını ve işsizlik oranının 31 aydır tek hanede tutulduğunu aktardı.
ENFLASYONLA MÜCADELEDE ÇOK YÖNLÜ YAKLAŞIM
Yılmaz, enflasyonla mücadeleyi sadece para politikasının bir konusu olarak görmediklerini, para politikası, maliye politikası ve yapısal dönüşümlerin bir arada etkili bir mücadele sağlayacağını dile getirdi. Para politikasında sıkı duruşun devam edeceğini, maliye politikasının da enflasyonla mücadeleye daha fazla katkı sağlayacağını, deprem kaynaklı yükün azalmasıyla bu desteğin artacağını belirtti. Türkiye'nin cari açığının azaldığını ve 2026'da mal ve hizmet ihracatında 410 milyar dolarlık bir hedef belirlediklerini bildirdi. Enflasyonu temel sorun olarak gördüklerini ve 2025 sonu itibarıyla enflasyonun mevcut seviyesinden 2025'in sonuna kadar 30,9 seviyesine inmesinin beklendiğini, gelecek ay ise 30'un altına düşülmesinin öngörüldüğünü ifade etti. Bu yılın geçen yıla kıyasla daha olumlu geçeceğini ve finansal koşulların genel olarak iyileşme göstereceğini söyledi. Seçici finansman mekanizmalarının yaygın olarak kullanıldığını, esnaf ve çiftçiye sağlanan kredilerde faizin önemli ölçüde kamu tarafından finanse edildiğini, ihracatçıların reeskont kredi faizlerinin düştüğünü ve döviz bazlı reeskont kredilerinin yeniden kullandırılmaya başlandığını aktardı. İmalatçı ihracatçıların en az vergi ödeyen grup olduğunu da sözlerine ekledi.


