Yıllardır süregelen 'ABD üretir, Avrupa güvende kalır' anlayışı, değişen küresel dengeler ve Donald Trump yönetiminin politikaları nedeniyle artık geçerliliğini yitiriyor. Rusya tehdidi de eklenince, Avrupa kendi savunmasını kendi imkanlarıyla sağlama baskısı altında. Ancak ABD'nin sağladığı askeri korumayı (hem personel hem de kritik ekipman açısından) yerli üretimle ikame etmenin maliyeti akıl almaz boyutlarda: Yaklaşık 1 trilyon dolar.
Savunma Sanayisinde Büyük Yükseliş
Ukrayna'daki savaşın tetiklemesiyle birlikte Avrupa savunma sanayisi, Soğuk Savaş'tan bu yana en canlı dönemini yaşıyor. Özellikle mühimmat üretiminde dikkat çekici bir ivme kaydedildi. Alman devi Rheinmetall gibi şirketler, sadece 155 mm topçu mermisi üretiminde, ABD'nin toplam savunma sanayisinden daha fazla bir kapasiteye ulaşmış durumda. Geçtiğimiz yıl Avrupa'nın savunmaya yaptığı harcama 560 milyar dolara ulaştı; bu rakam on yıl öncesine göre iki katına çıkmış durumda. Ancak bu savunma harcamalarının sonuçları kıtada eşit dağılmıyor:
Avrupa'nın Güçlü ve Zayıf Yönleri
Avrupa, tank (Leopard modeliyle), gemi, denizaltı ve topçu mühimmatı üretiminde küresel bir lider haline gelerek ihracatta da zirveye yerleşti. Ancak kıtanın ciddi eksiklikleri de bulunuyor. Kendi 'hayalet savaş uçağı' (stealth) teknolojisine sahip olmayan Avrupa, uydu istihbaratı, füze savunma sistemleri ve askeri bulut bilişim konularında hala ABD'ye (özellikle F-35 ve Patriot sistemleri aracılığıyla) bağımlı durumda. Bu teknolojik eksikliklerden daha büyük bir sorun ise siyasi dağınıklık. Ülkeler ortak hareket etmek yerine kendi tankını, kendi uçağını üretme eğiliminde. Bu durum, kaynakların bölünmesine ve maliyetlerin artmasına yol açıyor. Örneğin Polonya, Avrupa içindeki bürokratik süreçleri beklemek yerine tanklarını Güney Kore'den tedarik etmeyi tercih etti. Analistler, Avrupa'nın tam savunma bağımsızlığına kavuşmasının mümkün olduğunu ancak bunun zaman alacağını belirtiyor. Uzun menzilli füzeler ve uydu projeleri devam etse de, bu trilyon dolarlık dönüşüm yıllar sürecek. Bu nedenle süreç, Washington'dan ani bir kopuş şeklinde değil; ABD desteğinin kademeli olarak azaldığı, karmaşık ve hibrit bir geçiş dönemi şeklinde ilerleyecek.



