İngiltere ve Fransa arasındaki hırçın dalgaların 40 metre altında, insanlık tarihinin en sıra dışı mühendislik projelerinden biri yatıyor. Napolyon döneminde hayal olarak başlayan Manş Tüneli, siyasi korkular ve teknolojik imkânsızlıklar nedeniyle iki asır boyunca rafa kaldırıldı. Ancak bugün, modern dünyanın en büyük mühendislik ikonlarından biri olarak öne çıkıyor.

MANŞ TÜNELİ'NE GİDEN YOL
1988 yılında ilk kazma vurulduğunda, projenin önündeki en büyük engel sadece sert kayalar değil, aynı zamanda devasa bir hesaplama riskiydi. İngiliz ve Fransız mühendisler, denizin her iki yakasından dev tünel açma makineleriyle kazmaya başladılar. GPS teknolojisinin henüz emekleme aşamasında olduğu o günlerde, yerin metrelerce altında birbirlerini bulup bulamayacakları büyük bir merak konusuydu. O tarihi buluşma günü geldiğinde, her iki taraftan gelen hatların sadece 3,5 santimetrelik bir sapmayla birleşmesi, dünyayı hayrete düşürdü.
DENİZ ALTINDAKİ REKOR
Manş Tüneli, toplamda 50,5 kilometrelik bir uzunluğa sahip olsa da onu asıl özel kılan, suyun altındaki 37,9 kilometrelik kesintisiz yoludur. Bu mesafe, tüneli "deniz altındaki en uzun tünel" unvanıyla dünya rekoruna taşır. Japonya'daki Seikan Tüneli toplamda daha uzun olsa da Manş'ın deniz tabanının altından geçen kısmı rakipsizdir. Ayrıca, Manş Tüneli'nin karmaşık yapısı, güvenlik labirenti olarak da adlandırılabilir ve bu tasarım, kriz anlarında yüzlerce yolcunun güvenle tahliye edilmesini sağlamaktadır. Günümüzde Londra’dan Paris’e giden bir yolcu, Eurostar treniyle yaklaşık 2 saat 16 dakikada varış noktasına ulaşırken, yolculuğun sadece 35 dakikası zifiri karanlık bir tünelde geçiyor. Bu kısa süre, İngiltere’nin "ada" kimliğini geride bırakıp Avrupa ana karasına sıkıca tutunduğu anı temsil ediyor. 16 milyar dolarlık bu devasa yatırım, yalnızca vagonları değil, iki farklı kültürü ve tarihi de birbirine kenetlemeye devam ediyor.


