Britanya'yı Avrupa kıtasına bağlayan ve geçmişte "Doggerland" olarak bilinen batık kara parçası üzerinde yapılan son araştırmalar, adeta bir zaman kapsülünü araladı. Elde edilen bulgular, bu bölgenin 16 bin yıl önce tahmin edilenden çok daha zengin bir bitki örtüsüne sahip olduğunu ve hatta 400 bin yıl önce yok olduğu düşünülen bazı türlerin bile burada hayatta kaldığını ortaya koydu. Bilim insanları, deniz tabanından alınan numuneler ve antik DNA analizleri sayesinde, Doggerland'ın karmaşık ekosistemini ve erken insan toplulukları için sunduğu kaynakları yeniden tanımlıyor.
KAYIP TÜR PTEROCARYA'NIN İZLERİ BULUNDU
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, 400 bin yıl önce neslinin tükendiği sanılan Pterocarya (ceviz ailesi) türüne ait DNA kalıntılarına rastlanması oldu. Bu keşif, bazı hassas bitki türlerinin buz devri gibi zorlu koşullara rağmen, "mikro sığınaklar" olarak adlandırılan izole alanlarda beklenenden çok daha uzun süre varlığını sürdürebildiğini kanıtlıyor. Ayrıca, ıhlamur ağaçlarının (Tilia) Britanya anakarasından yaklaşık 2 bin yıl daha erken bu bölgede ortaya çıktığının saptanması, Doggerland'ın yerel ekosisteminin daha önce düşünülenden çok daha karmaşık ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu bilimsel olarak belgeliyor. Bu veriler, Kuzey Avrupa'nın buz çağlarından çıkış sürecinin de sanılandan daha hızlı gerçekleştiğine işaret ediyor.
MEZOLİTİK İNSANLAR İÇİN KRİTİK BİR YAŞAM ALANI
Bilim insanları, Doggerland'ın zengin ormanlarının, Mezolitik dönemde bölgede yaşayan erken insan toplulukları için hayati bir besin ve barınak kaynağı sağladığını belirtiyor. Kuzey Denizi'nin yükselen sularının bu yerleşim alanlarını yutmasıyla, Britanya'daki erken insan yerleşimlerine dair arkeolojik kanıtların neden az olduğuna dair önemli bir açıklama getiriliyor. Bu antik habitatın keşfi, modern Britanya'nın coğrafi ve çevresel oluşumundan önceki koşulları yeniden şekillendirerek, kıtanın biyolojik geçmişine dair eksik kalan bilgileri tamamlıyor. Doggerland artık sadece bir geçiş noktası değil, zengin biyoçeşitliliğe sahip kalıcı bir yaşam alanı olarak kabul ediliyor.



