Kuraklık ve altyapı sorunlarıyla boğuşan Batı Afrika ülkesi Burkina Faso, su krizini kökten çözme ve dışa bağımlılığı sona erdirme yolunda tarihi bir adım attı. Yüzbaşı İbrahim Traoré liderliğindeki askeri hükümet, çöl topraklarının derinliklerinde binlerce yıldır saklı duran devasa yeraltı su rezervlerini gün yüzüne çıkarmak ve mevcut su altyapısını modernize etmek için 145 milyon dolarlık devasa bir projeyi hayata geçirdi.
SU EGEMENLİĞİ VİZYONU
Hükümetin "su egemenliği" vizyonunun bir parçası olarak lanse edilen bu altı yıllık stratejik plan, iklim değişikliği ve öngörülemeyen yağış rejimleri nedeniyle tarım ve hayvancılığın sekteye uğradığı ülkede tam anlamıyla bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Projenin temel taşları arasında, yıllardır ihmal edilmiş ve kullanılamaz hale gelmiş 35 büyük barajın titizlikle restore edilmesi ve modern tekniklerle derin su kuyularının açılması yer alıyor. Bu sayede, tarım arazilerinin sadece yağmur mevsimiyle sınırlı kalmayıp yıl boyunca sulanabilmesi hedefleniyor.
BİLİMSEL VERİLER VE UZMAN ENDİŞELERİ
Yaklaşık 788 hektarlık arazinin tarıma kazandırılmasını amaçlayan bu kapsamlı proje, aynı zamanda balıkçılığın teşvik edilmesi için yeni tesislerin kurulmasını, çölleşme tehlikesiyle mücadele kapsamında binlerce hektarlık arazinin ıslah edilmesini ve su yönetiminin yerel topluluklara devredilmesini de öngörüyor. Bu iddialı girişimin bilimsel dayanağını ise Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) geçmişte yürüttüğü nükleer haritalama çalışmaları oluşturuyor. Ajansın izotop teknolojilerini kullanarak yaptığı araştırmalar, Burkina Faso'nun da bulunduğu Sahel kuşağının altında insan tüketimine uygun, yüksek kaliteli ve devasa yeraltı su havzalarının bulunduğunu kesin olarak ortaya koymuştu. Mevcut hükümet, bu bilimsel bulguları bir yol haritası olarak benimseyerek, dış yardımlara veya yabancı kredilere bağımlı kalmadan ülkenin gıda ve su güvenliğini kalıcı olarak sağlamayı amaçlıyor. Ancak projenin hayata geçirilmesi, büyük umutlar vadetmekle birlikte ciddi soru işaretlerini ve potansiyel riskleri de beraberinde getiriyor. Uzmanlar, açılacak derin kuyuların yeraltı kaynaklarını aşırı tüketme tehlikesi taşıdığı konusunda uyarıda bulunurken, sulanacak alanın ülkenin muazzam tarımsal potansiyeline kıyasla oldukça sınırlı kaldığına dikkat çekiyorlar. Ek olarak, basın özgürlüğünün kısıtlı olduğu bir ortamda, hükümetin tarımda rekor üretim iddiaları ve proje verileri, bağımsız kuruluşlarca yeterince denetlenemediği için uluslararası kamuoyunda temkinli bir beklentiyle karşılanıyor.



