GÜNDEM
Yayınlanma : 19 Ocak 2026 05:05
Düzenleme : 19 Ocak 2026 05:05

Boğaziçi Üniversitesi'nde 'klan' kavgası: İmtiyaz mı, ideoloji mi?

Boğaziçi Üniversitesi'nde 'klan' kavgası: İmtiyaz mı, ideoloji mi?
Boğaziçi Üniversitesi'ndeki 'klan' olarak adlandırılan bir grup akademisyenin, imtiyazlarını kaybettikleri için üniversiteyi yönetme talebiyle eylemlerini sürdürdüğü belirtiliyor. Bu grubun, öğrencileri yönlendirdiği, akademik etik dışı dav

Boğaziçi Üniversitesi, yaklaşık beş yıldır küçük ama oldukça etkili bir akademisyen grubunun (kendilerine 'klan' deniyor) eylemleriyle gündemde. Üniversitede görev yapan bin civarında akademisyene karşılık, 10-15 kişilik bu grup, her gün belirli saatlerde kampüste toplanarak veya sosyal medyada aktif olarak tepkilerini dile getiriyor. Temel talepleri, bir devlet üniversitesi olan Boğaziçi'ni kendilerinin yönetmesi yönünde. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı'nın rektör atama yetkisine karşı çıkıyorlar. Ancak dikkat çekici bir nokta, geçmişte Prof. Dr. Mehmed Özkan'ın da aynı yöntemle atanmış olması ve o dönemde benzer bir itirazın yükselmemesi. Bu durum, Özkan'ın 'klan'ın beklentilerine uygun hareket etmesiyle ilişkilendiriliyor.

GÜRÜLTÜNÜN KAYNAĞI ÇOĞUNLUĞUN SESSİZLİĞİ

Bu grubun, öğrencileri ders içi ve ders dışı zamanlarda eylemlere teşvik ettiği belirtiliyor. Ayrıca, üniversiteye yeni katılan her akademisyenin iş akdinin feshi için dava açtıkları, mobbing uyguladıkları ve sosyal medya ile kendi çevrelerindeki yayın organlarında hedef gösterdikleri ifade ediliyor. Bu kadar ses çıkarabilmelerinin altında yatan nedenlerden biri olarak, üniversite içindeki 'çoğunluğun sessizliği' gösteriliyor. 'Boğaziçi Üniversitesi zarar görmesin' ya da 'bize bulaşmasın' düşüncesiyle hareket edenlerin, bu grubun daha rahat hareket etmesine zemin hazırladığı yorumu yapılıyor. Bu 15-20 kişilik grubun, geçmişte rektör yardımcılığı, dekanlık, bölüm başkanlığı gibi kritik görevlerde bulundukları ve şimdi bu nüfuzlarını kaybetmiş olmalarının, mevcut gürültünün temel sebebi olduğu düşünülüyor.

İMTİYAZLARINI KAYBEDEN KESİMİN TEPKİSİ

Grubun büyük çoğunluğunun Bilgisayar Mühendisliği ve İktisat bölümlerinde örgütlendiği, aralarında öğrenci-hoca, asistan-hoca ilişkileriyle adeta bir 'akrabalık bağı' oluştuğu ifade ediliyor. Liyakat ve akademik başarıları sorgulanan bazı isimlerin geçmişte intihal iddialarıyla da gündeme geldiği belirtiliyor. Bu durumun, siyasi kutuplaşmadan faydalanarak kendi çevrelerinde 'kahraman' olarak görülmelerini sağladığı öne sürülüyor. Haberde adı geçen bazı akademisyenler arasında Prof. Dr. Tuna Tuğcu'nun kendi şirketine ihalesiz işler verdiği, Prof. Dr. Cem Ersoy ve Prof. Dr. Lale Akarun çiftinin intihal skandalıyla gündeme geldiği, Prof. Dr. Cem Say'ın sosyal medyada siyasi mesajlar paylaştığı, Prof. Dr. Ünal Zenginobuz'un öğrencileri bıraktırdığı ve akademik yayınının olmadığı, Prof. Dr. Mine Eder'in ise 'paralel rektör' gibi davrandığı iddiaları yer alıyor. Ayrıca, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği'nin (BÜMED) protestoların lojistik merkezi olarak kullanıldığı ve sembolik bedelle tuttukları arazide gelir elde ettikleri, üniversite yönetiminin bu imtiyazı sona erdirmesiyle eylemlerin arttığı belirtiliyor. Buna rağmen Boğaziçi'nin başarılı öğrencilerin tercihi olmaya devam ettiği, akademik kadronun genişlediği ve yeni enstitüler kurulduğu da vurgulanıyor. Bir akademisyenin değerlendirmesine göre, protestoların yüzde 70'i güç ve iktidar kaybı, yüzde 30'u ise ideolojik sebeplerden kaynaklanıyor. Bu grubun, üniversiteyi ideolojik olarak tek tipe dönüştürmeye çalıştığı ve Naci İnci'nin rektörlüğüyle değişen sisteme ayak uyduramadığı ifade ediliyor. Yeni açılan Hukuk Fakültesi'ne giren öğrencilere dahi mobbing uygulandığı, başörtülü akademisyenlerin uzun yıllar üniversitede yer bulamadığı ve ilk başörtülü hocanın 2023'te atandığı bilgisi de paylaşılıyor.