ABD'deki son silahlı saldırıların ardından göçmenlik politikaları yeniden alevlenirken, 85 yıl önce ulusal güvenlik amacıyla hayata geçirilen ve bugün 'Yeşil Kart' olarak bilinen oturum izni uygulamasının kökenleri gün yüzüne çıktı.

ULUSAL GÜVENLİK İÇİN BAŞLATILAN KAYIT SÜRECİ
1940 yılında 'Yabancı Kayıt Yasası' adıyla yürürlüğe giren bu uygulama, II. Dünya Savaşı'nın kritik günlerinde ülkede bulunan tüm yabancıların ve vatandaş olmayanların devlete kayıt olmasını zorunlu hale getirmişti. Dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt tarafından onaylanan yasa, temel olarak ulusal güvenliği sağlamaya yönelik bir önlem olarak tasarlanmıştı. Yasanın amacı, yabancıların kimliklerini tespit etmek ve parmak izlerini alarak ülkenin güvenliğini garanti altına almaktı. Roosevelt, bu zorunluluğun sadece ABD'yi korumakla kalmayıp, aynı zamanda kayıt dışı yabancıların da korunmasına katkıda bulunacağını ifade etmişti. Bu dönemde yayınlanan kamu spotları aracılığıyla yabancıların kayıt yaptırması teşvik edildi ve yaklaşık 5 milyon yabancı bu programdan yararlandı.

SAVAŞ SONRASI DEĞİŞİMLER VE YEŞİL KART'IN DOĞUŞU
Savaşın sona ermesinin ardından yabancı kayıt işlemleri devam etti, ancak bu kez postaneler yerine limanlarda gerçekleştirilmeye başlandı. Göçmenlik ve Vatandaşlık Hizmetleri (INS), yabancılara ziyaretçiler, geçici işçiler ve daimi ikamet edenler için farklı renklerde kayıt kartları sunmaya başladı. Resmi adı Form I-151 olan daimi ikamet kartının yeşil renkte basılması, ABD'de yaşama ve çalışma hakkı elde etme sürecini 'Yeşil Kart' almak olarak anılır hale getirdi. Başlangıçta tüm yabancılara beyaz renkli bir 'Yabancı Kayıt Makbuz Kartı' verilirken, zamanla bu kartlar farklı renklerle ayrıştırıldı ve daimi oturum izni için yeşil kart kullanılmaya başlandı.


