GÜNDEM
Yayınlanma : 11 Ağustos 2025 07:13
Düzenleme : 11 Ağustos 2025 07:13

UNFPA Türkiye Temsilcisi Khan: Doğurganlık oranlarının düşmesinin nedeni ebeveynliği reddetmek değil

UNFPA Türkiye Temsilcisi Khan: Doğurganlık oranlarının düşmesinin nedeni ebeveynliği reddetmek değil
UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam Khan, doğurganlık oranlarındaki düşüşün sebebinin ebeveynliği reddetmek değil, ekonomik ve sosyal engeller olduğunu belirtti.

UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam Khan, Milliyet’e yaptığı açıklamada, kurumun raporunun dünya nüfusunun üçte birinden fazlasının yaşadığı 14 ülkede gerçekleştirdiği araştırmaya dayandığını belirtti. Khan, doğurganlık oranlarının düşmesinin nedeninin insanların ebeveynliği reddetmesi değil, milyonlarca insanın ekonomik ve sosyal engeller nedeniyle istedikleri sayıda çocuk sahibi olamaması olduğunu vurguladı.

EKONOMİK VE SOSYAL ENGELLER

Türkiye’nin de, sosyal, ekonomik ve demografik koşullar bakımından pek çok ülkeyle benzer dinamikleri paylaştığını söyleyen Khan, uygun fiyatlı konut ve çocuk, yaşlı bakım hizmetlerine erişimdeki zorluklar, iş güvencesi ve iş bulmada gençlerin yaşadığı sıkıntılar ile kadınların üzerindeki ücretsiz ve orantısız bakım yükünün, insanların çocuk sahibi olma kararlarını doğrudan etkilediğini ifade etti. Khan, bireylerin istedikleri aile büyüklüğüne ulaşabilmesi için veri temelli, insan odaklı, uzun vadeli politikaların önemine dikkat çekti.

UMUT VE GÜVENLİĞİ BESLEYECEK YATIRIMLAR

'Nüfusla ilgili hedefler yalnızca doğurganlık oranlarına odaklanarak değil; insanların yaşam kalitesini artıracak, güvenlik ve umut duygusu besleyecek ekonomik, sosyal ve kültürel yatırımlarla ele alınmalı' diyen Khan, hem kadın hem erkek için ebeveynliği destekleyen iletişim kampanyaları ve politikalar üretilmesi gerektiğini, çocuk yardımı ve vergi indirimi gibi mali desteklerle ekonomi ve barınma alanında istikrarın güçlendirilmesi gerektiğini, insana yakışır ve güvenceli işler sağlanması gerektiğini, çocuk bakım hizmetlerinin daha erişilebilir ve uygun fiyatlı hale getirilmesi gerektiğini, evde ve işte kadın-erkek eşitliğinin teşvik edilmesi gerektiğini ve herkes için nitelikli üreme sağlığı hizmetlerine ve bilgiye erişimin artırılması gerektiğini söyledi. Khan, demografik açıdan güçlü toplumlarda kadınların hakları ve tercihlerinin korunduğunu, böylece hem kadınların hem ailelerin güçlendiğini vurgulayarak, Avrupa’da kadın-erkek eşitliğinin en yüksek olduğu ülkelerin, hem daha yüksek doğurganlık oranlarına, hem de daha güçlü ekonomilere sahip olduğunu belirtti. Erişilebilir, uygun fiyatlı ve kaliteli sağlık hizmetlerinin, psikososyal destek de dahil, hayati öneme sahip olduğunu ekledi. İklim krizinin de insan sağlığı konusunda giderek belirleyici hale geldiğine dikkati çeken Khan, doğumdan önceki haftada ortam sıcaklığında yaşanacak artışın ölü doğum yapma olasılığını yüzde 6 artırdığını, iklimle ilgili sağlık risklerinin de kapsamlı nüfus stratejilerinin bir parçası olması gerektiğini, çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklerin sona erdirilmesi ve ergenlerin bilinçli ve sağlıklı şekilde yetişkinliğe geçişinin desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 37’sine ev sahipliği yapan 14 ülkede gerçekleştirilen UNFPA araştırmasında, katılımcıların yüzde 39’unun maddi yetersizliklerin istedikleri aile büyüklüğüne ulaşmalarını etkilediğini, her 5 kişiden 1’inin iklim değişikliği, çevre kirliliği, savaşlar ve pandemiler nedeniyle arzu ettiklerinden daha az çocuk sahibi olduklarını ya da olacaklarını, kadınların yüzde 13’ünün partnerlerinin, omuzlarındaki ücretsiz ve orantısız bakım yüküne yetersiz katkısının, istedikleri çocuk sayısına ulaşmalarında bir engel olduğunu, üreme çağındaki yetişkinlerin yüzde 20’sinin, istedikleri sayıda çocuk sahibi olamayacaklarını düşündüğünü, her 4 kişiden 1’inin istediği zamanda çocuk sahibi olma arzusunu gerçekleştiremediğini ve her 3 kişiden 1’inin istenmeyen bir gebelik yaşadığını ifade ettiğini belirtti.