Türkiye'de yıllardır çöpe atılan veya yakılan tarımsal atıklar, aslında ilaçtan kozmetiğe kadar pek çok sektörü besleyecek devasa bir ekonomik potansiyel taşıyor. Fındık kabuğu, zeytin yaprağı, nar kabuğu ve domates posası gibi ürünler, doğru teknolojilerle işlendiğinde milyarlarca dolarlık katma değer yaratabilir.
ATIK GÖRÜNEN MİLYARLIK POTANSİYEL
Ülkemizde her yıl yaklaşık 85 milyon ton tarımsal atık ortaya çıkıyor. Bu atıkların büyük bir kısmı yakılarak veya hayvan yemi olarak düşük değerle değerlendiriliyor. Ancak, 'Posa Ekonomisi' raporuna göre, bu atıkların sadece yüzde 5'inin ileri dönüşüm teknolojileriyle ekonomiye kazandırılması, yıllık 8,5 ila 17 milyar dolar arasında ek gelir sağlayabilir. Potansiyelin tamamının değerlendirilmesi ise 50 ila 120 milyar dolarlık bir ekonomik katkı ve yaklaşık 1,5 milyon kişilik istihdam öngörüsüyle dikkat çekiyor.
DEĞERLİ BİLEŞENLER YÜKSEK FİYATA SATILIYOR
Sobada yakılan fındık kabuğundan elde edilen aktif karbonun tonu 3 ila 6 bin dolar arasında değişirken, fındık zurufundan elde edilen giffonin ekstraktı 25 bin dolara kadar çıkabiliyor. Zeytin yapraklarından elde edilen oleuropein ise kilogramı 80 ila 300 dolar arasında alıcı buluyor. Nar kabuğundaki antioksidan miktarı meyvenin kendisinden 5 ila 10 kat fazla iken, fındık zarının antioksidan kapasitesi fındığın 100 katı seviyesinde. İncir sütünden elde edilen ficin enziminin tonu ise yaklaşık 50 bin dolar değerinde. Kekikten elde edilen karvakrol bileşiği ise kilogramı 500 dolardan başlıyor.
ULUSLARARASI PAZARDA TÜRKİYE GERİDE KALIYOR
İtalya üzüm cibresinden kozmetik ve nutrasötik ürünler üretirken, Hollanda patates atıklarından protein izolasyonunda dünya lideri konumunda. Brezilya şeker kamışı küspesinden biyoethanol ve biyoplastik üretiyor. Çin'de biyoüretim sektörü 155 milyar dolara ulaşmışken, Türkiye'de takviye edici gıda pazarında kullanılan hammaddelerin büyük bölümü hala ithal ediliyor. Türkiye'nin tarımsal zenginliğini katma değere dönüştürmesinin önündeki en büyük engeller arasında biyo-rafinaj tesislerinin yetersizliği, ileri ekstraksiyon teknolojilerinin sınırlı olması ve üretici-sanayi iş birliğinin zayıflığı gösteriliyor.


