Suriye'deki iç savaşın ardından imzalanan 10 Mart Mutabakatı kapsamında terör örgütü SDG'nin Suriye yönetimine entegrasyonu beklenirken, örgütün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya güvenerek kendini feshetmediği ortaya çıktı. Anlaşmaya göre 31 Aralık 2025'e kadar Suriye yönetimine entegre olması gereken SDG, bu süreçte somut adım atmadı.
SDG'den ayrılıkçı talepler
SDG, geçen ay Suriye ordusunun Fırat'ın doğusuna girmemesi gerektiğini savunurken, varlığının 3 ayrı tümen halinde korunmasını, savunma ve içişleri bakanlıkları ile genelkurmayın kendilerine verilmesini talep etti. Bu talepler, SDG'nin ayrı bir yapı olarak kalma isteğini güçlendiriyor.
İsrail'in bölgesel stratejisi ve terör koridoru
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın "SDG'nin İsrail ile iş birliği içinde olduğu" yönündeki açıklamaları, bölgede ABD'nin kurmak istediği terör koridoru hayalini İsrail'in devraldığına işaret ediyor. Uzmanlara göre İsrail, kendi güvenliği için Suriye'nin "Sünni", "Nusayri", "SDG" ve "Dürzi" olmak üzere 4'e bölünmesini istiyor. Bu durum, ABD ve İsrail'in bölgesel çevreleme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
DEAŞ yeniden hortladı ve terörle mücadele algısı
Eş zamanlı olarak SDG'nin PKK'dan farklı bir yapı olduğu iddiaları yeniden dolaşıma sokulurken, Suriye ve Türkiye'de DEAŞ terörünün yeniden hortlaması dikkat çekiyor. Bu durum, "DEAŞ ile mücadele için SDG'nin gerekli olduğu" propagandasıyla SDG'nin elini kuvvetlendirme çabası olarak yorumlanıyor. Uzmanlar, terörün "iyi-kötü" diye ayrıştırıldığı bir algı zemininde, DEAŞ'ın mutlak kötülük olarak konumlandırılırken PKK/SDG'nin "DEAŞ'la savaşan yerel ortak" etiketiyle meşrulaştırıldığını belirtiyor.
Öcalan'ın örtülü talimatları ve entegrasyonun anlamı
Teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın mesajlarındaki alt metinlerin, SDG'nin direnmesinin ana sebeplerinden biri olduğu düşünülüyor. Öcalan'ın "silah bırakma" veya "tasfiye" yerine "öz savunma" ve "yerel düzen" vurgusu yapması, SDG'nin statüsünü koruma çabasını destekliyor. Uzmanlar, 10 Mart Mutabakatı'ndaki "entegrasyon" hedefinin yanlış olduğunu, bunun birleşmenin olmayacağının önceden kabulü anlamına geldiğini ve devlet içinde devlet modeline yol açtığını vurguluyor.



