Modern yaşamın vazgeçilmez unsurları haline gelen Nadir Toprak Elementleri (NTE), Türkiye için de büyük stratejik önem taşıyor. Elektrikli araçlardan rüzgar türbinlerine ve ileri savunma sistemlerine kadar geniş bir yelpazede kullanılan bu kritik mineraller, küresel güç dengelerini de şekillendirmekte.

TÜRKİYE'NİN POTANSİYELİ GÖZ DOLDURUYOR
İTÜ Maden Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kumral, Milliyet'e verdiği özel demeçte, Türkiye'nin NTE rezervleri açısından umut verici bir konuma sahip olduğunu vurguladı. Kumral, bu durumun yalnızca jeolojik bir zenginlik değil, aynı zamanda teknolojik egemenlik ve küresel güç dengeleri açısından da büyük bir fırsat sunduğunu belirtti. Türkiye'nin bu kaynakları bilgi, teknoloji, sanayi ve diplomasiyle birleştirerek etkin bir oyuncu olabileceği ifade edildi.
Mıknatıslar: Yeşil Dönüşümün Anahtarı
Nadir toprak elementlerinin en kritik kullanım alanlarından birinin mıknatıslar olduğunu belirten Prof. Dr. Kumral, özellikle neodimyum, praseodimyum, disprosyum ve terbiyum gibi elementlerden üretilen kalıcı mıknatısların, yeşil dönüşümün motorunu oluşturduğunu açıkladı. Elektrikli araç motorlarını hafifleten, türbinleri daha verimli hale getiren ve hassas silah sistemlerini güçlendiren bu mıknatısların üretimi, küresel NTE ticaret değerinin büyük bir kısmını oluşturuyor. Bu elementleri işleyip sanayiye entegre edebilme kapasitesi, geleceğin gücünü belirleyecek anahtar faktör olarak öne çıkıyor.
Türkiye'den Madenden Üretime Uçtan Uca Strateji
Eskişehir Kızılcaören'deki laboratuvar çalışmalarında seryum, lantan ve Nd/Pr çiftinde yüksek saflık seviyelerine ulaşıldığına dikkat çeken Kumral, Eti Maden'in pilot rafinasyon tesisi kurma girişiminin, Türkiye'nin keşiften üretime geçişinin önemli bir göstergesi olduğunu söyledi. 2018'de kurulan Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü (NATEN) aracılığıyla politika, teknoloji ve araştırma faaliyetlerinin koordine edildiği belirtildi. Türkiye'nin NTE stratejisinin merkezinde yer alan NATEN, güvenli tedarik zincirleri ve yerli üretim hedeflerini önceliklendiriyor. Prof. Dr. Kumral, Türkiye'nin bu alanda yerli mülkiyeti koruyarak, yabancı süreç bilgisini kontrollü şekilde transfer etmesi gerektiğini ve dengeleyici bir köprü konumuyla hem ekonomik hem de diplomatik olarak önemli bir aktör olabileceğini sözlerine ekledi.


