Bugün, balta girmemiş ormanların ortasında, nemli sıcağın ve devasa ağaçların arasında yükselen bir opera binası, görenleri şaşkına çeviriyor. Bir zamanlar "Ormanın Parisi" olarak anılan Manaus, lüksün sınırlarını zorlayan bir zenginliğin nasıl bir gecede yok olabileceğinin en çarpıcı örneği haline geldi.
KAUCUKUN ALTIN DEVRİ
19. yüzyılın sonlarında dünya sanayisi, otomobil lastiği için "beyaz altın" olarak adlandırılan kauçuk peşine düştü. Bu değerli sıvının tek bir kaynağı vardı: Amazon ormanları. Manaus, kauçuğun kalbi haline gelince, şehir hayal bile edilemeyecek bir servete kavuştu. O dönemde Manaus’ta yaşam, Avrupa başkentlerini kıskandıracak düzeydeydi. Elektrikli tramvaylar sokaklarda dolaşırken elit tabaka, çamaşırlarını nehir suyunun rengini bozacağı endişesiyle Lizbon’a gönderip orada yıkatıyordu.
KAÇIRILAN TOHUMLARIN SONUCU
Ancak bu rüya, tarihin en büyük "biyo-hırsızlık" olaylarından biriyle kabusa döndü. 1876 yılında İngiliz kaşif Henry Wickham, Brezilya dışına çıkarılması yasak olan 70 bin kauçuk tohumunu "egzotik bitki örneği" diyerek gümrükten kaçırdı. Bu tohumların Londra’da filizlenip İngiliz sömürgesi olan Güneydoğu Asya’ya dikilmesi, Manaus’un sonunu hazırladı. 1912’de Asya’daki düzenli plantasyonlarda üretilen ucuz kauçuk, piyasayı ele geçirince Brezilya’nın tekeli bir anda çöktü. Manaus, bir gecede "dünya başkenti" unvanını kaybetti, yatırımlar durdu ve şehir uzun bir sessizliğe gömüldü.


