EKONOMİ
Yayınlanma : 09 Ekim 2025 04:44
Düzenleme : 09 Ekim 2025 04:44

Çöp gazından 1.2 milyon haneye elektrik: Türkiye'nin öncü rolü

Çöp gazından 1.2 milyon haneye elektrik: Türkiye'nin öncü rolü
Çöp gazından elektrik üreten tesisler, Türkiye'de 1.2 milyon hanenin elektrik ihtiyacını karşılıyor. Bu teknoloji, çöpü stratejik bir enerji kaynağına dönüştürürken, yeşil doğal gaz üretimiyle de karbon ayak izini azaltıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da düzenlenen 11. Enerji Verimliliği Forum ve Fuarı'nda "Çöpten çıkan gazı dahi elektrik enerjisi haline getirerek konutların ve sanayinin kullanımına sunuyoruz" diyerek çöp gazının enerji potansiyeline dikkat çekti.

ÇÖPTEN ENERJİ ÜRETİMİ

Atık Yönetimi ve Atıktan Enerji Üreticileri Derneği Başkanı Ali Rıza Öner, Türkiye'de çöp gazından elektrik üreten tesislerin toplam 355 megavat kurulu güce sahip olduğunu ve bu tesislerin yılda yaklaşık 2 milyar 955 milyon kilovatsaat elektrik ürettiğini belirtti. Bu üretim miktarı, yılda yaklaşık 1.2 milyon hanenin elektrik ihtiyacını karşılamaya yetiyor.

STRATEJİK KAYNAK HALİNE GELEN ÇÖP

Öner, Türkiye'nin enerji teknolojilerinde kaydettiği ilerlemeye vurgu yaparak, "Bugün artık çöp, yalnızca bertaraf edilmesi gereken bir atık değil, ekonomik değere ve enerjiye dönüşen stratejik bir kaynak haline gelmiştir." dedi. Türkiye'deki çöp gazı tesislerinin Avrupa, Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden model alınması için enerji heyetlerinin ülkeye gelmesi, bu alandaki öncü rolü pekiştiriyor.

YEŞİL DOĞAL GAZ DÖNEMİ

Türkiye'de çöpten sadece elektrik değil, doğrudan doğalgaz eş değeri olan biyometan (yeşil doğal gaz) üretimi de mümkün hale geldi. Biyometanizasyon süreciyle elde edilen gazın metan oranı yüzde 99.5'e kadar çıkarılabiliyor ve bu gaz doğrudan BOTAŞ iletim sistemine veya şehir doğal gaz dağıtım hatlarına enjekte edilebiliyor. Bu yöntemle Türkiye, yerli ve yenilenebilir bir doğal gaz kaynağı yaratırken karbon ayak izini de azaltıyor. Avrupa Birliği'nin 2030 itibarıyla doğal gaz hatlarına biyometan karışım oranı zorunluluğu getirmesi, Türkiye'nin de bu dönüşüme uyum sağlaması gerekliliğini artırıyor.