Çernobil felaketinin yıkıcı etkilerine tanıklık eden Nikolay Solovyov'un yaşam öyküsü, radyasyonla mücadele ettiği ilk büyük sınavdan, oğlunu Ukrayna'daki savaşta kaybettiği ikinci trajedisine kadar uzanıyor. Solovyov, 26 Nisan 1986 gecesi Çernobil Nükleer Santrali'nde vardiyadayken, patlamanın ardından kaçmayı değil, görünmez bir düşmana karşı savaşmayı seçmişti.
GÖRÜNMEYEN TEHLİKEYE KARŞI İLK SAVAŞ
Türbin mekanikeri olarak görev yapan Solovyov, o gece yaşadığı sarsıntıyı bir deprem gibi hissettiğini aktarıyor. Alarm sesleriyle birlikte reaktöre koştuğunda, ağır radyasyona maruz kalan ve kısa süre sonra hayata veda eden meslektaşlarının durumunu dehşetle izlemiş. Patlamanın yarattığı devasa boşluktan gökyüzünü gördüğünü, koridorlarda suların aktığını ve yangına müdahale eden itfaiyecilerin neredeyse tamamının radyasyon nedeniyle hayatını kaybettiğini anlatıyor. O gece vardiyada olan 22 kişiden sadece dördünün hayatta kalabildiğini belirten Solovyov, o anki düşüncesini "Madem öleceğim, en azından genç ve yakışıklı öleyim." sözleriyle özetliyor.
FELAKET GİZLENDİ, TEMİZLİK BAŞLADI VE YENİ BİR SAVAŞ
Sovyet yetkililerinin felaketi günlerce gizlemeye çalıştığı bir dönemde, Solovyov santralde kalarak temizlik ve kalkan inşa çalışmalarında görev aldı. Yüksek maaş, uzun tatiller ve işin "ilginç" olması gibi nedenlerle çalışmaya devam ettiğini belirten Solovyov, on binlerce kişinin katıldığı temizlik çalışmalarına ve yüz binlerce insanın tahliyesine dikkat çekiyor. Yıllarca süren sağlık kontrollerine ve yüksek dozda radyasyona maruz kalmasına rağmen hayatta kalmasını genetik yapısına ve sağlıklı yaşamına bağlıyor. Ancak hayat, Solovyov'a ikinci bir darbe vurdu. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sırasında en küçük oğlu Ukrayna ordusuna katıldı ve Eylül 2023'te kaybolduğu bildirildi. Oğlunun kaybıyla yıkılan Solovyov, artık çalışacak gücü kalmadığını belirterek erken emekliliğe ayrıldı. Slavutych yakınlarındaki evinde, düşürülen Rus dronelarına bakarak "Bu da diğer savaş." diyor ve bölge halkının hayatını Çernobil öncesi ve sonrası olarak değil, savaş öncesi ve sonrası olarak tanımladığını ifade ediyor.



