GÜNDEM
Yayınlanma : 08 Şubat 2026 15:25
Düzenleme : 08 Şubat 2026 15:25

Afrika'da sessiz devrim: Türkiye'nin 'kazan-kazan' modeliyle tarihi dönüşüm başlıyor

Afrika'da sessiz devrim: Türkiye'nin 'kazan-kazan' modeliyle tarihi dönüşüm başlıyor
Prof. Dr. Talha Köse'nin analizine göre Türkiye, Afrika'da 'kazan-kazan' esasına dayalı, eşitlikçi ve saygılı bir stratejik ortaklık modeliyle küresel siyasetteki dönüşüme öncülük ediyor. Bu model, askeri vesayet yerine yerel kapasite geliş

Millî İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, Afrika kıtasının küresel siyasetteki artan rolünü ve Türkiye'nin bu coğrafyaya yönelik 'kazan-kazan' temelli güvenlik ve iş birliği anlayışını mercek altına alan kapsamlı bir analiz kaleme aldı. Analize göre, uluslararası sistem belirsizliğin ve güç dinamiklerindeki köklü değişimlerin hakim olduğu yeni bir rekabet ortamına sahne oluyor.

AFRİKA'NIN YÜKSELEN STRATEJİK AĞIRLIĞI

Günümüzdeki belirsizlik ve öngörülemezlik, uluslararası düzenin yapısal bir özelliği haline gelirken, küresel siyasetin çevresinde konumlanan coğrafyalar yeniden stratejik önem kazanıyor. Bu coğrafyaların başında ise Afrika geliyor. Afrika, artık sadece küresel rekabetin yaşandığı bir alan olmanın ötesine geçerek, küresel gündemin şekilleneceği ağırlık merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Kıtadaki gelişmelerin Avrupa, Orta Doğu ve hatta Asya'yı etkilemesi, Afrika'nın uluslararası siyasetin merkezine doğru ilerlediğini gösteriyor. Genç ve hızla artan nüfusu, enerji ve ticaret yolları üzerindeki jeopolitik konumu, doğal kaynakları ve üretim potansiyeli, Afrika'yı hem ekonomik hem de stratejik açıdan vazgeçilmez bir aktör haline getiriyor. Geleceğin teknolojileri için kritik öneme sahip nadir toprak elementleri ve enerji arz güvenliğini ilgilendiren birçok ham madde Afrika'da bulunuyor. Ayrıca, tarım ve sanayi alanlarındaki potansiyeli ve geleceğin nüfus dinamiklerini belirlemedeki merkezi rolüyle Afrika, küresel ve bölgesel aktörlerin stratejik hesaplarında yer almak zorunda.

ORYANTALİST BAKIŞ AÇISINDAN KURTULMAK VE TÜRKİYE'NİN YAKLAŞIMI

Afrika'nın artan stratejik ağırlığına rağmen, kıtaya yönelik baskın okumalar büyük ölçüde sömürgecilik mirasının ürettiği zihinsel kalıplar ve oryantalist perspektifle şekilleniyor. Afrika sıklıkla terörizm, zayıf devlet yapıları, çatışmalar ve insani krizlerle özdeşleştirilerek kronik bir kriz alanı veya büyük güçlerin rekabet sahası olarak tasvir ediliyor. Bu yaklaşım, Afrika'yı sürekli 'müdahale edilmesi gereken' bir bölge olarak konumlandırırken, Afrika devletlerinin ve toplumlarının özne olma kapasitesini ve siyasal iradesini görünmez kılıyor. Oysa Afrika, zengin medeniyet mirası ve kendi siyasal-toplumsal dinamikleriyle kendi çözümlerini üretebilecek potansiyele sahip. Türkiye'nin Afrika politikası ise hakim yaklaşımlardan belirgin biçimde ayrışıyor. Türkiye, Afrika'yı rekabet sahası veya etki alanı olarak görmeyi reddederek, kıtayı ortak tarihsel hafızaya sahip, eşit ve saygıya dayalı stratejik ortak olarak konumlandırıyor. Bu yaklaşım, ilişkileri karşılıklı egemenlik ve saygı temelinde kurmayı hedefliyor. Türkiye'nin Afrika yaklaşımı, karşılıklı egemenliğe saygı, insani sorumluluk ve samimiyet, kazan-kazan esasına dayalı iş birliği ve uzun vadeli ortaklık ilkeleri üzerine inşa edilmiş durumda. Bu model, güven, süreklilik ve ortak fayda üzerine kurulu bir ilişki mimarisi sunuyor.

AFRİKA GÜVENLİĞİNDE TÜRKİYE MODELİ VE TOPLUMSAL TEMAS

Türkiye'nin Afrika'daki güvenlik yaklaşımı, klasik anlamda sert güç projeksiyonu veya askeri tahakküm üzerinden tanımlanmıyor. Aksine, Türkiye güvenliği askeri vesayet veya bağımlılık ilişkisi üretmeyen bir çerçevede ele alıyor ve kapasite geliştirme, eğitim ve kurumsal dayanıklılık inşasına odaklanıyor. Bu yaklaşım, güvenliği yerel egemenliği ve kurumsal sürdürülebilirliği güçlendiren uzun vadeli bir ortaklık alanı olarak görüyor. Türkiye'nin askeri varlığı, Afrika ülkelerinin kendi güvenlik mimarilerini ayakta tutabilecek kapasiteyi geliştirmelerini destekleyen bir iş birliği modeli sunuyor. Somali ve Libya'da yürütülen güvenlik modeli, yerel egemenliği hakim kılarken kalıcı istikrar ve barış inşasına katkı sağlıyor. Bu model, dışa bağımlı kontrol mekanizmalarından ziyade yerel kurumların güçlendirilmesi ve siyasal istikrarın kalıcı hale getirilmesiyle ilişkilendiriliyor. Türkiye'nin Afrika yaklaşımını ayrıştıran bir diğer önemli boyut, toplumlar arası temaslara verdiği önem. Eğitim bursları, kalkınma projeleri, sağlık ve sosyal destek faaliyetleriyle doğrudan toplumlarla temas kurabilen Türkiye, bu sayede ilişkiye samimi ve insani bir zemin kazandırıyor. Bu temaslar, ilişkiyi yalnızca devletler arası diplomasiyle sınırlamayıp, toplumsal düzeyde güven ve meşruiyet üretiyor. Türkiye, Afrika'nın geleceğine yatırım yaparak, küresel sistemin daha dengeli, adil ve kapsayıcı bir yapıya evrilmesine katkı sunmayı hedefliyor.