Emekli Tuğamiral İlker Güven veryansintv.com sitesinde Türkiye – NATO İlişkileri başlıklı yazısında dikkat çeken tespitlerde bulundu. Güven “Türkiye’nin NATO eksenli bir dış politika yürütmek yerine, Atatürk gibi, aktif, Mavi Vatan kapsamlı ve Ulusal çıkar eksenli bir dış politika yürütmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir” dedi.

İlker Güven’in yazısından ilgili bölüm şöyle:

Özellikle, belirtmek isterim ki, NATO’nun mevcut konseptinde, Türkiye’nin Jeopolitik konumu, başka bir ülke tercih edilemeyecek kadar çok önemlidir. NATO Askeri İttifak olarak kurulmasına karşın, bugün önemli ve siyasi bir ittifak haline dönüşmüştür. NATO’ya üye ülkelerin ittifak içinde eşit üyelik ve söz hakkı vardır. Ancak Türkiye büyük bir ekseriyetle, kendi çıkarlarına aykırı olan durumlarda, veto hakkını çok kötü kullanmıştır.

Örneğin, NATO Askeri kanadından ayrılmış olan Yunanistan’ın tekrar NATO Askeri kanadına dönüşünde, Türkiye Ulusal Çıkarlarımıza uluslararası hukuka aykırı olan, Kıbrıs, Ege ve Yunanistan’daki Türk azınlık haklarının düzeltilmesini şart koşarak, Veto hakkını maalesef kullanamadı. Türkiye NATO’ya girişinde ABD ile bir deklarasyon imzalamıştır. Bu deklarasyona göre, Türkiye Orta Doğu’dan herhangi bir tahdit geldiğinde, kendi güvenliğini kendisi sağlayacaktır. Yani bu durumda NATO’nun hiçbir sorumluluğu yoktur.

Alparslan Türkeş'in vefatının 27.yılı Alparslan Türkeş'in vefatının 27.yılı

NATO Md.5,”Avrupa ve Kuzey Amerika’daki NATO üyelerinden birisine herhangi bir saldırı olduğunda,Tüm NATO üyeleri birlikte karşılık vermelidir.” Bu maddeye göre Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusunun korunması NATO sözleşmesi kapsamında değildir. Burada tam bir çifte standart vardır, yani Türkiye NATO’nun kuruluş amacı dışında tutulmuştur.

Bir diğer çifte standart da NATO sözleşmesi Md.6,”Tarafların Avrupa, Kuzey Amerika,Fransa’nın Cezayir Bölgesine,Türk topraklarına,Hava ve Denizlerde yapılan saldırı, tüm üye Ülkelere yapılmış bir saldırıdır.” diyor.

Türkiye’nin tehdit eksenini sadece Kuzey olarak kabul etmiştir. Ancak Türkiye’nin garantörlüğündeki Kıbrıs’ın korunması yer almamıştır. Türkiye 1964 yılında Kıbrıs Türk vatandaşlarımıza yapılan zulüm ve soykırımı önlemek için müdahale etmek istediğinde, ABD yaptırımlarına maruz kalmıştır. ABD, 1947 yılında yapılan Anlaşmayı referans göstererek ,”Türkiye kendi başına Kıbrıs’a harekat düzenlerse, Sovyetler Birliğinde gelecek bir tehdit karşısında, NATO tarafından hiçbir destek verilmeyeceğini açıkça bildirmiştir.”

Türkiye bu baskı nedeniyle Kıbrıs’a müdahaleden vazgeçmiştir. Ancak Türkiye 1974 yılında kendi ürettiği küçük çıkarma araçları ile Garantörlük kapsamında Kıbrıs’a müdahale etmiştir. ABD bu müdahale sonrasında da, 1975-1978 yılları arasında Türkiye’ye çok ağır Ambargo uygulamıştır. ABD’nin Türkiye’yi NATO’da bulundurmasının asıl nedeni, önemli bir Jeopolitik konumda bulunan Türkiye’yi kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek içindir. TSK’nin yapılandırılmasında da, ABD kendi tehdit eksenini esas alarak yapılandırmıştır. Bu nedenle TSK ağırlıklı olarak Kara Kuvvetleri, sonra sadece Karadeniz’de görev yapacak şekilde Deniz Kuvvetleri ve yeterli Hava Destek harekatı yapacak şekilde de Hava Kuvvetleri yapılandırılmıştır. Oysa gerçekte Türkiye’nin esas tehdit ekseni, Batıdır. Çünkü, Türkiye 1853 Sinop baskınından sonra Kuzeyden tehdit almamıştır. Doğudan da 1639 Kasrı Şirin Antlaşmasından bugüne kadar 385 yıldır bir tehditle karşılaşmamıştır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Ege’de ulusal çıkarlarını koruyacak Kuvvet yapılandırılması,

ABD-NATO’nun çıkarlarına aykırı olduğu için öngörülmemiştir.

Kısaca Türkiye, Soğuk Savaş döneminde ve günümüzde de ABD-NATO’nun ileri karakol görevini yapmaktadır. Ulusal çıkarlarımız açısından bu durum sürdürülebilir bir durum değildir. Türkiye NATO üyeliği süresince, ulusal çıkarları doğrultusunda savumasını tamamen NATO’ya emanet etmek yerine NATO olanaklarından da, yararlanılarak, savunma sanayini güçlemdirmeliydi. NATO olanakları derken teknoloji transferinin de verilmesi için mücadele edilmeliydi. Türkiye 1974 yılından itibaren Kıbrıs’ın stratejik önemi nedeniye kendi milli gemi ve silahlarına sahip olmak üzere plan yapmaya başlamıştır.

2000’lerde Amiral Gürdeniz’in isim babalığını yaptığı Mavi Vatan kapsamında ihtiyaç duyulan Milli Donanma için Milli gemi projeleri hayata geçirilmeye başlayınca, ABD nin yönlendirdiği ve içimizdeki hainler aracılığı ile Ergenekon, Balyoz gibi kumpaslar devreye girmiştir. Kumpaslar ile Milli Donanma oluşturma çalışmalarında görev alan çok güzide Amirallerimiz, Kurmay subaylarımız ve gemi inşa mühendislerimiz önce hapse atıldılar ve sonra hepsi emekli edildiler. Deniz Kuvvetlerimiz projeleri kaldığı yerden, Savunma Sanayi Başkanlığı aracılığı ile devam ettirmektedir.

Daha geçenlerde, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, “NATO içinde hiç bir ülkenin kendi başına Savunma Planlaması yapamayacağını,kendi başına silahlanmaya kalkmayacağını ve tek standarda uymak zorunda olduğunu vurgulamıştır.Sonrada kimin hangi savunmayı yapacağını ve hangi silahı üreteceğine NATO’nun karar vereceğini söylemiştir.”

Görüldüğü gibi üye ülkelerin ABD’nin Savunma Planını uygulayacağını ve onun ürettiği silahları alacağını dolayısı ile,Türkiye’nin de,bu plana uymak zorunluluğu belirmiştir.!! Görüldüğü gibi,Üye ülkeler Vassal olarak kabul edilmektedir.

SONUÇ: Ülke ve Milletimizin Bekası için Güvenlik çok önemli ve kesin ihtiyaçtır bundan vazgeçilemez. Türkiye öz savunmasını tamamen ABD-NATO’ya bağlı kalarak yapmamalıdır.Türkiye savunma teknolojilerini kendisine tam yeterli hale getirmeye çalışmalıdır. NATO’da kalındığı sürede Türkiye etkin rol oynayabilmek için, savunma sanayini kendine yeterli hale getirmekten taviz vermemelidir. NATO ile işbirliği yaparken,ŞİÖ ile de ilişkilerini geliştirilmelidir. Ancak bu ilişki biri diğerine alternatif olarak görmek değildir. Özetle, Atatürk dönemindeki gibi jeopolitik konumu dengeli bir unsur olarak kullanmaktır.

Türkiye’nin NATO eksenli bir dış politika yürütmek yerine,

Atatürk gibi, aktif, Mavi Vatan kapsamlı ve Ulusal çıkar eksenli bir dış politika yürütmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.