Uyghur.net sitesindeki yazısında Enver Güney, Türkistan’daki yenileşme hareketlerine dair dikkat çekici tespitler içeren yazısında “İttihat ve Terakki Fırkası’nın Orta Asya/Türkistan  projesinin ve politikalarının öncüsü, tetikleyicisi genelde bilinenin aksine Enver Paşa değil, Talat Paşa’dır. * Talat Paşa’nın en büyük ilgi odağı Doğu Türkistan’dır.” Dedi.

Güney’in yazısı şöyle:

Talat Paşa gençlik günlerinden beri Balkanlardaki Rus baskısı ve zulmünden çok etkilenmiştir. Rus generali Mihail Skobelev’in Silistre’yi aldıktan sonra 1881 yılında Türkistan’da yaptığı Göktepe katliamı onun gibi aydınlar üzerinde derin izler bırakır. Tek umudu Çarlık Rusyasının parçalanmasıdır. 1905 yılındaki ilk devrim girişimi ile birlikte Rusyanın dağılacağını ve akraba Türk topluluklarının özgür kalacağını hayal eder. Bu hayalini her zaman aklında tutarak Orta Asya için yeni projeler üretir.

Türkiye yerel seçimleri konuşurken Yunanistan bir adamızı ilhak etti Türkiye yerel seçimleri konuşurken Yunanistan bir adamızı ilhak etti

İttihat ve Terakki Fırkası’nın Orta Asya/Türkistan  projesinin ve politikalarının öncüsü, tetikleyicisi genelde bilinenin aksine Enver Paşa değil, Talat Paşa’dır. * Talat Paşa’nın en büyük ilgi odağı Doğu Türkistan’dır.

Elli yıl kadar önce, 1860’lı yılların başında Doğu Türkistan’ın pek çok yerinde Mançu İmparatorluğu’na karşı ayaklanmalar patlak verir. Ülkenin Batı bölgesi İli’den Güneybatı bölgesindeki Hoten’e, Kaşgar’dan Kumul vilayetine kadar her yerde milli bağımsızlık mücadelesi başlamıştır. Milli Mücadelenin sonunda Yakup Bey Doğu Türkistan’ın büyük bir kısmını kısa sürede işgalcilerden temizleyerek Kaşgariye Devleti‘ni kurar. Tanrı Dağları’nın kuzeyinde ise İli Sultanlığı ilan edilir. Ancak bu yeni durum çok uzun sürmez. Kaşgariye Devleti Mançu İmparatorluğu, İli Sultanlığı ise Çarlık Rusyası tarafından ortadan kaldırılır.

Tarihi çok iyi bilen Talat Paşa tüm bu olayları düşünerek, Doğu Türkistanlılarla yakın temasa geçmeye karar verir. Yirmi yıl kadar önce Kaşgarlı Abdülkadir Damolla‘nın başlattığı aydınlanma hareketini ve harekete hayat veren “Yeni Yöntem – Usul-ü Cedid” eğitim sistemini hatırlar, üzerinde çalışır ve ipuçları çıkarır.

Cedidçilik bir eğitim ve aydınlanma manifestosu olarak Doğu Türkistan’da on dokuzuncu yüzyılın sonlarında ortaya çıkar. Yirminci yüzyılın başlarında büyük bir ivme kazanarak, kısa zamanda sosyal hayatın bütün alanlarını kapsayan ulusal bir harekete dönüşür. Bu hareket, Doğu Türkistan’ın sosyopolitik ve kültürel yaşamında daha önce benzeri görülmemiş bir değişimin yaşanmasını, Seyidiye Hanlığından(1514-1680 arası ) beri yaklaşık üç yüz yıldır gaflet uykusunda olan Doğu Türkistan halkının uyanmasını sağlar.

Düşünce olarak, Doğu Türkistan’ın Orta Çağdan kalan feodal yapısından kurtulması, gerici yobaz düşüncelerden temizlenmesi ve modern çağı izleyerek, aydınlatılmasına verilen bir isimdir Cedidçilik. Kırımlı aydın İsmail Gaspıralı‘nın etkisi ve çabalarıyla yayılan bu hareketin Doğu Türkistan’daki öncüsü Aydın  din bilgini, düşünür ve eğitimci Müftü Abdülkadir Damolla’dır.

1880’lerde, “Zaman uyanma zamanıdır, gaflet uykusunda uyuma zamanı değil; zaman ilim, irfan devridir, cehalet değil; gayret vaktidir, tembellik devri değil” sözleri ile özetlediği yenilikçi eğitim hareketini Doğu Türkistan’da başta camiler ve medreseler olmak üzere her yerde anlatmaya başlayan Abdülkadir Damolla ülkede müthiş bir heyecan yaratmıştır. Abdülkadir Damolla, uzun yıllar boyunca eski eğitim usulüne (Kadim Usül) alışan halkı, “şeriatın emrettiği miras taksiminin matematik bilmeden yapılamayacağI” gibi çıkarımlarla yeni eğitim sistemine ikna etmeyi başarır. Çalışmaları sırasında, Kaşgar’daki Lay Peştak Camisindeki vaazları ve Abdülveli Medresesinde verdiği derslerle bir eğitim seferberliğIi sürdürür. Kaşgar’ın en büyük camisi olan Idgah’da halka açık olarak yaptığı sohbetler ve din adamlarına yönelik verdiği ihtisas dersleriyle yeni eğitim modelinin alt yapısını oluşturmuş, geleceğin öğretmenleri ve yöneticilerini yetiştirmeye başlamıştır. Onun öğrencileri arasında 1933’te Kaşgar’da kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin başbakanı Sabit Damolla, Abdülcelil Damolla ve şair Mehmet Eli Tevfik gibi isimler de vardır.

Doğu Türkistan’da Abdülkadir Damolla’nın çabasıyla açılan okulların ilki 1885 yılında Artuş’un İksak köyünde öğretime başlayan Hüseyniye Mektebi’dir. 1907’de aynı yerde yine ilk defa bir Öğretmen Okulu faaliyete geçer. Talat Paşa’nın İstanbul’dan gönderdiği Ahmet Kemal bu okullarda öğretmenlik yapar. Açılan Öğretmen Okullarında (Dar-ül Mualliim-i İttihat) aydın öğretmenler yetiştirirler. Ahmet Kemal, “Cemiyet-i Hayriye’yi İslamiye” adında kurduğu dernekle yeni eğitim sistemini finanse etmeyi başarır.

Talat Paşa sonunda projesi için ilk büyük adımı atar. Eğitimci Ahmet Kemal’in Kaşgar’a gönderilmesine parti yönetimince karar verilir. (Ahmet Kemal’in ardından beş kişilik bir ekip daha Türkistan’a gönderilecektir.E:G.)** İçişleri Bakanı Talat Paşa bu iş için Doğu Türkistan’da etkili Musa Beyzade Bahaeddin Bey’in (Musabayev) yakın akrabası Hasan Beyle İstanbul’da temas eder. Hasan Beye Orta Asyadaki Rus ve Çin vahşetini anlatarak “…Bizim için önemli olan birliği bir an önce kurmalıyız. Uzak diyarlarda zalim ellerde esir kalmış kardeşlerle gönül yolları açılmalı ve kuvvetlendirilmelidir. Aramızdaki mesafe ne kadar uzun olursa olsun, gönül yollarının yakınlığı bu uzun yolları kısaltacaktır… Size başlangıç olarak Ahmet Kemal Beyi göndereceğim. Ümit ederim ki bu genç memleketinize ve sizlere elinden gelen hizmeti yapacaktır…” ifadelerini kullanır. Ahmet Kemal’e yardımcı olunmasını ve kendilerine emanet ettiğini söyler.

Batılı kaynaklarda Rodoslu Ahmet Kemal olarak tanıtılan Ahmet Kemal 20 Ocak günü İçişleri Bakanlığındadır. Kendisine verilen önemli görevin ağırlığını fazlasıyla hisseder. Görüşme sırasında Ahmet Kemal’in heyecanının farkında olan Talat Paşa; “Bize ilim kadar duygu da lazımdır. Biz aldığı görev aşkını hisseden insanlara güvenir, onları her zaman destekleriz. Ziya Bey‘le (Gökalp) sizi uygun gördük. Size belirttiğimiz gün, hacdan dönen Türkistanlılarla aynı kafileye katılarak İstanbul limanı ve Odesa üzerinden Kaşgar’a gideceksiniz.Bu fazla dikkat çekmenize de engel olacaktır. Size güveniyorum. Bu akşam Ziya Beyi (Gökalp) ziyaret ediniz. Onun nasihatlerini dikkate alınız. Yolunuz ve gönlünüz açık olsun” der, makam odasından merdivenlere kadar gelerek Ahmet Kemal’i kucaklar ve uğurlar.

Ahmet Kemal aynı akşam ziyaret ettiği Ziya Gökalp’le görüştüğünde duygu dolu öğütler alır. Ziya Gökalp, “Oğlum, ben bu karardan haberdarım. Yolun çok tehlikeli görünse de sonunda gerçekten çok önemli bir iş başararak, ekeceğin tohumlarla canlı ve bereketli ürünler, aydın insanlar yetiştireceksin, buna eminim.” ifadelerini kullanarak Ahmet Kemal’e destek verir, onu yüreklendirir.

İttihat Terakki’nin Rodoslu Ahmet Kemal’i 1913 yılının Şubat ayının üçüncü Pazartesi günü erkenden kalkar. İstanbul’da yaz günlerine benzer açık bir gökyüzü mevsimin kış olmasına rağmen insanın içini ısıtmaktadır. Haydarpaşa, Kadıköy, Adalar ve Boğaziçi vapurlarının bacalarından çıkan dumanlar, berrak havada helozonik daireler çizmeye başlamıştır. Ayrılmanın verdiği hüzünle Galata rıhtımına geldiğinde Rus Şirketinin sahibi olduğu Odesa gemisinin hareket etmek üzere olduğunu görür. Gemi bir saat içinde Odesa’ya hareket eder. Yolcuların büyük bir kısmı Mekke’den dönen Kaşgar’lı hacılardır. İstanbul’da turistik seyahat yapan zengin Ruslar birinci mevki kompartmanları kapatmışlardır. Güvertede kendisine güzel bir yer bularak, boğazın güzelliğini seyretmeye başlar.

İstanbul’dan hareket ettikten 32 saat sonra vardığı Odesa’da iki gün kalır. Gemide tanıştığı genç Türk arkadaşları ile şehri heyecanla gezer. Odesa’daki Türk izlerini, Kırım savaşında bombalanan sahildeki İngiliz sarayını ve modern binaları hayranlıkla izler. Sonrasında Odesa istasyonunda bindiği trenle Harkov’a doğru yoluna devam eder. Rusların Orta Asyaya ulaşmak için Katerina döneminde askeri üs olarak kurduğu, Tatar nüfusun hakim olduğu Orenburg’a kadar uzun bir tren yolculuğu daha yapar. İstasyonda inince Tatar aydınlarının çıkardığı Vakit gazetesini heyecanla arar. Büfeden alarak, günlük gelişmeleri İstanbul’daymış gibi heyecanla okur. Artık Türkistan topraklarına doğru yol almanın zamanı gelmiştir. Yeni güzergahta ilk hedef Taşkent’tir. Daha eski ve konforu oldukça düşük bir trenle önce Andican sonra Oş’a ulaşır. Ahmet Kemal sonunda Buhara’yı ve Rus topraklarını aşarak Çin sınırını hiçbir zorluk çekmeden geçer, Kaşgar’a doğru yoluna devam eder. 1 Mart 1913 günü Kaşgar’ın Artuş kasabasında Doğu Türkistan’ın en önemli isimlerinden Bahattin Beyin (Musabayev) misafiri olur. Talat Paşa’nın dört ay sonra göndereceği Adil Hikmet Bey ve arkadaşlarını görünceye kadar kendisi için çok değişik bir ortamda yalnız kaldığını hisseder. Bir kısmının hapislerde geçtiği altı yıl sürecek Doğu Türkistan macerası başlamıştır.

Şimdi biraz gerilere gidelim. Rusya on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru, Khiva’yı eline geçirip, 12 Ocak 1881 günü gerçekleştirdiği Göktepe katliamı sonrasında Orta Asyayı tamamıyla kontrol altına almıştır. O dönemde Çin sınırları içinde bulunan Doğu Türkistan bölgesinde de siyasi olarak oldukça güçlüdür. Siyasi sınırlar dışında olmasına rağmen Çinli vali ve yöneticiler Ruslara danışmadan karar alamazlar. Ahmet Kemal’in de altı yıl süren mücadalesinin büyük bir kısmı Ruslarla olan ihtilaflarından kaynaklanmıştır. Rus ajanları tarafından sürekli izlenir, merkeze raporlanır.

Ruslar, Türk toplumlarındaki aydınlanmanın kendilerine pahalıya patlayacağının farkındadır. Toplumu uyuşturan eski usülden, kadim eğitim sisteminden çok memnun olduklarını gizlemekten kaçınmazlar. Araştırmadan uzak, tekrara dayanan dini eğitim bölgedeki mollaların da en çok istediği yöntemdir. Mollalar her fırsatta Rus yönetimine kendilerine gösterdikleri hoşgörü ve destek için teşekkür etmeyi unutmazlar. Ancak, batı alemiyle ve İstanbul’la temas eden aydınlar bu işin daha fazla sürdürülemeyeceğini fark ederek, yeni yöntem eğitimi “Usul-ü Cedid” metodunu ön plana çıkarırlar. Bu konuda önder batıda, Kırım’da ortaya çıkan Mirza İsmail Gaspıralı’dır. (İsmail Gasprinsky).

Gaspıralı ilk eğitimini Rusya’da, Moskova’da aldıktan sonra Paris ve İstanbul’da da bulunur. Çalışmaları sırasında eğitim çağındaki çocuklar için fonotik metodun alfabeyle birlikte kullanıldığı yeni metodu geliştirir. Geleneksel mektep sisteminin terk edilerek, sıralarda modern sınıf düzeninde eğitimin sağlandığı bu modelle aritmetik, genel bilimler ve tarih dersleri okutulur. Yeni çıkan gazete ve kitapların yaygın bir şekilde okunmasıyla halkın tamamını kapsayan müthiş bir seferberlik başlamıştır. 1883 yılında Tercüman gazetesini çıkarma iznini alan İsmail Gaspıralı’nın fikirleri Kazan, Ufa ve Orenburg gibi şehirlerde kıvılcımlar çakarak yansımalar yapacaktır. Tercüman artık bütün bu bölgelerde okunmaktadır. Gazetenin ön sayfasının başlığı “Dilde, Fikirde, İşte Birlik”tir. Gaspıralı’nın bütün amacı “Boğazlardan Kaşgar kumluklarına kadar herkesin anlayabileceği bir Türkçenin yaratılmasıdır.” Onunla birlikte Tatar Türkçesi ile yazılan gazete ve kitaplarla halkın okuma-yazma seviyesi yükselir, aydınlanma yolunda önemli bir adım atılır. Batılı dilbilimciler yeni akıma “Türkizm” demekle birlikte bunun kesinlikle “Pan-Türkizm”den ayrı tutulması gerektiğini savunurlar.

Yazar Adeeb Khalid “Central Asia” adlı eserinde Türkizm akımının Doğu Türkistan’a doğrudan Osmanlı imparatorluğundan geldiğini iddia eder. Adeeb’e göre Ahmet Kemal’i İstanbul’dan Kaşgar’a davet eden, bölgenin büyük yurtseveri Bahaeddin Musabayev’in kurduğu “Eğitimin Geliştirilmesi Derneği”dir. Musabayev’in en büyük arzusu, eğitimdeki yeni usulün Kaşgar ve Doğu Türkistan’da da tanıtımıdır. 1913 yılının Mart ayında Kaşgar’a gelen İttihat ve Terakki üyesi Ahmet Kemal ilk iş olarak Artuş’ta bir okul açar. Okulunun bayrak direğinde Osmanlı bayrağını dalgalandırır. Öğrencilerini yeni yöntemle eğitirken Osmanlı askeri marşlarını da ezberletir. Bulunduğu yörede milli hislerin ciddi bir şekilde artması onu çok duygulandırır. Ahmet Kemal, yıllar sonra Kazan’da bir okulda Rusça baskısı bulunan kitabındaki şiirinden mısraları Artuş’daki derslerde öğrencilerine heyecanla okur; “Kaşgar şehri bizim, Çin Türkistanındaki Türklerin”…” “Güzel şehrimiz Kaşgar, biz Türklerin doğduğu ve büyüdüğü anayurt.”