Ziya Gökalp'in yurdumuzun sınırlarını "Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan;Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan." diyerek belirlemesinin üzerinden 113 yıl geçti.

Nabızlarımda vuran duygular ki tarihin

Birer derin sesidir, ben sahifelerde değil

Güzide, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın

Bütün zaferlerini kalbimin tanininde

Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil.

Sahifelerde değil, çünkü Atilla, Cengiz

Zaferle ırkımın tetviç eden bu nasiyeler,

O tozlu çerçevelerde, o iftira amiz

Muhit içinde görünmekte kirli, şermende;

Fakat şerefle numayan Sezar ve İskender!

Nabızlarımda evet, çünkü ilm için müphem

Kalan Oğuz Han'ı kalbim tanır tamamiyle

Damarlarımda yaşar şan-ü ihtişamiyle

Oğuz Han, işte budur gönlümü eden mülhem:

Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan

Alparslan Türkeş'in vefatının 27.yılı Alparslan Türkeş'in vefatının 27.yılı

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan

YAZAR: ZİYA GÖKALP

ZİYA GÖKALP KİMDİR?

1876 yılında Çermik’te dünyaya gelen Ziya Gökalp'in babası Vilayet Evrak Memuru Tevfik Efendi’dir. Annesi dönemin Pirinççizade ailesinden Zeliha Hanım’dır.

Eğitimine 1886’da doğduğu yer olan Diyarbakır’da Mektebi Rüştiye-i Askeriyye’ ye girmesiyle başlamıştır. Özgürlük düşüncesini Ziya Gökalp’e bu okuldaki hocası Kolağası İsmail Hakkı Bey aşılamıştır. Askeri rüştiyenin son sınıfında okurken babasını kaybetmiştir. Öğrenim hayatına İstanbul’da devam etmek isteyen yazar  maddi imkansızlıktan dolayı bu isteğini gerçekleştirememiştir. 1891’de Diyarbakır’da bulunan İdadi Mülkiye’nin ikinci sınıfına kaydolmuştur. Son sınıfta öğrenci iken fikirdaşları ile okul çıkışlarında “Padişahım Çok Yaşa” yerine “Milletim Çok Yaşa” diye bağırmaları sebebiyle soruşturma geçirmiştir. Okul süresinin yedi yıla çıkması üzerine 1894’te okuldan ayrılmıştır.

18 yaşında çeşitli sebeplerden dolayı intihar teşebbüsüne kalkışmıştır. Kafasına sıktığı kurşun zor koşullar altında morfinsiz bir ameliyatla çıkarılmıştır. İntihar girişiminden sonra kendini tekrardan okumaya vermiştir. Bu dönemde Ziya Gökalp, birçok eleştiri şiirleri yazmıştır.

1896 yılında Harp Okulu öğrencileri ile birlikte İstanbul’a gitmiştir. Ziya Gökalp veteriner (baytar) okuluna okulun ücretsiz olması sayesinde kaydını yaptırabilmiştir. Öğrenimi sırasında ülkedeki özgürlük hareketine katılmış insanlarla tanışmak için büyük gayretler göstermiştir. Jön Türklerden oldukça etkilenmiştir. İttihat ve Terakki Cemiyetine katılan yazar, “Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak” gerekçesi ile 1898 yılında tutuklanmış ve bir yıl cezaevinde kalmıştır. 1900’de serbest bırakılarak Diyarbakır’a sürgüne gönderilen yazar amcasının vasiyeti üzerine Vecihe Gökalp ile evlenmiştir.

1908 yılına kadar Diyarbakır’da küçük memuriyetlikler yapmıştır. 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakkinin Diyarbakır şubesini kurup temsilcisi olmuştur. 1909’da Selanik'te toplanan kongreye Diyarbakır delegesi olarak katılarak  Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye olarak seçilmiştir. Selanik’te kalmayı sürdüren Ziya Gökalp çevresinde bir kültür hareketi yaratmaya çalışmıştır. Lise programlarına sosyal bilimler dersi koydurarak bu disiplinin okullara girmesini öncü olmuştur. İttihat ve Terakki Selanik Şubesi’ni gençlik işleri ile uğraşan kolunun başına geçen Ziya Gökalp, gençlere toplumbilim ve felsefe dersleri vermiştir.

1912'de derneğin merkezinin İstanbul’a taşınması sebebiyle Ziya Gökalp de İstanbul’a gelmiştir. Düşüncesi Türkçülük etrafında şekillendiren Ziya Gökalp İstanbul’a gelir gelmez Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer almış ve derginin yayın organında çeşitli yazılar yazmıştır. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’nda yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alınarak İngilizler tarafından tutuklanmıştır. Tutuklama sonucunda Malta’ya sürgüne gönderilen Ziya Gökalp 2 yıl sürgün hayatı yaşamıştır. İstanbul’a döndüğünde üniversitede ders vermeye devam etmek istese de bu isteği kabul edilmemiştir. 1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atanmıştır ve Ankara'ya gitmiştir. 1924'te kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için gittiği İstanbul'da 25 Ekim 1924 günü hayatını kaybetmiştir.