İLKE Vakfı'nın raporuna göre, Türkiye'de ilkokulun ilk üç yılında din eğitimine erişim olmaması, erken çocukluk döneminde ciddi bir 'eğitim boşluğu' yaratıyor. Bu durum, çocukların manevi gelişimini olumsuz etkileyebilirken, uluslararası uygulamalarla da çelişiyor.
ERKEN YAŞTA MANEVİ GELİŞİMİN ÖNEMİ
Avrupa'daki pek çok ülkede din dersleri birinci sınıftan itibaren müfredatın bir parçasıyken, Türkiye'de bu dersin dördüncü sınıfta başlaması, çocukların manevi meraklarının en yoğun olduğu erken yaşlarda kurumsal bir eksikliğe yol açıyor. İngiltere, Almanya, Norveç ve Belçika gibi ülkeler, din derslerini erken yaşlarda müfredata dahil ederek bu alanda bir öncülük sergiliyor. Fransa, Makedonya ve Arnavutluk gibi din dersi vermeyen az sayıdaki ülke dışında, AB genelinde din eğitimine erken yaşlarda yer veriliyor.
ULUSLARARASI KABUL VE PEDAGOJİK DESTEK
Raporda, din eğitiminin erken yaşta verilmesi önünde uluslararası bir engel bulunmadığına dikkat çekiliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve AGİT ile UNESCO gibi uluslararası kuruluşların desteklediği nesnel ve bilimsel din eğitiminin her yaşta verilebileceği vurgulanıyor. Pedagojik yaklaşımlar da erken yaşta başlanan din eğitiminin önemini destekliyor.
ÖNERİLER VE GELECEK ADIMLARI
Bu eğitim boşluğunu doldurmak adına raporda somut öneriler sıralanıyor: Din dersinin birinci sınıftan itibaren başlatılması, çocuk merkezli müfredatların geliştirilmesi, öğretmen yetiştirme süreçlerinin iyileştirilmesi, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının sürece dahil edilmesi, eğitim materyallerinin zenginleştirilmesi ve Milli Eğitim Akademisi'nin ilkokul din öğretmeni yetiştirmesini önceliklendirmesi gibi adımlar atılmalı. Bu kapsamda dört bakanlığın iş birliği yapması da öngörülüyor.



