Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 18 Şubat 2026 tarihli raporu, TBMM'nin internet sitesinde yayımlandı. Komisyonun 21. toplantısında nitelikli çoğunlukla kabul edilen rapor, "Terörsüz Türkiye" hedefinin kalıcı bir devlet politikası olduğunu vurguluyor ve terörle mücadelenin sadece güvenlik değil, aynı zamanda demokratikleşme, toplumsal bütünleşme ve ekonomik kalkınma boyutlarını da kapsadığını belirtiyor. Sürecin bir pazarlığın sonucu olmadığı, "millî iradenin kararlılığıyla" şekillendiği raporda açıkça ifade ediliyor.
PKK'nın Silah Bırakması ve Feshi Kritik Eşik Olarak Belirlendi
Raporun en önemli aşamalarından biri olarak PKK'nın tüm unsurlarıyla silah bırakması ve kendisini feshetmesi gösteriliyor. Bu sürecin sadece beyana dayalı olmayacağı, devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edileceği vurgulanıyor. Silah bırakmanın ölçülebilir ve denetlenebilir kriterlerle izleneceği, bu aşamanın ardından idari ve hukuki düzenlemelerin devreye alınacağı belirtiliyor. Ayrıca, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın çağrısının tek başına yeterli olmadığı, somut ve doğrulanabilir adımların esas alınacağı açıkça ifade ediliyor. "Şahit olduğumuz silah bırakma süreci asla bir pazarlığın sonucu değildir" şeklindeki vurgu dikkat çekiyor.
Meclis Merkezli Çözüm Modeli ve Yüz Milyarlarca Dolarlık Ekonomik Kayıp
Komisyon, sürecin TBMM çatısı altında, çok partili ve nitelikli çoğunluğa dayalı bir mekanizmayla yürütüldüğünü ve sorunun çözümünde ilk kez bu ölçekte Meclis merkezli kurumsal bir yapının devreye alındığını belirtiyor. Çalışmalar kapsamında 137 kişi ve kurum temsilcisinin dinlendiği, toplam 21 toplantı gerçekleştirildiği bilgisi paylaşılıyor. Raporda, terör ve çatışma sürecinin Türkiye'ye ekonomik maliyetine de geniş yer verilerek, yıllık kaybın 100 milyar dolar ile 240 milyar dolar arasında değiştiği, ihtiyatlı hesaplamayla dahi en az 140 milyar dolar düzeyinde ekonomik kayıp oluştuğu belirtiliyor. Bu kaybın sadece güvenlik harcamalarından ibaret olmadığı, üretim kaybı, ertelenen yatırımlar, artan risk primi ve bölgesel kalkınma farkları gibi dolaylı etkileri de kapsadığı ifade ediliyor. Raporda ayrıca Türk-Kürt ilişkilerinin tarihî köklerine dikkat çekilerek "kardeşlik hukuku" kavramı öne çıkarılıyor.



