Türkiye'nin uzun yıllardır gündeminde yer alan ve gelecek nesiller için umut vadeden "Terörsüz Türkiye" hedefiyle başlatılan yeni süreç, yüzeysel bir proje olmanın ötesinde, köklü sorunlara devlet aklıyla getirilmiş bir çözüm önerisi olarak karşımıza çıkıyor. AK Parti'nin 23 yıllık iktidar tecrübesi ile MHP ile kurulan Cumhur İttifakı'nın stratejik vizyonunun harmanlandığı bu kritik dönemeç, iki parti arasındaki uyumun en somut göstergelerinden birini teşkil ediyor.
SADECE BİR GÜVENLİK KONSEPTİ DEĞİL
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin önemli bir siyasi cesaret göstererek başlattığı bu süreci doğru anlamak, sadece bugüne odaklanarak mümkün değil. 2002'den bu yana izlenen istikrarlı ancak inişli çıkışlı hattı kronolojik olarak değerlendirmek büyük önem taşıyor. "Terörsüz Türkiye" hedefi, yalnızca bir güvenlik stratejisi değil, aynı zamanda 23 yıldır inşa edilen demokratikleşme sürecinin bir taçlandırılması ve yeni bir toplumsal mutabakat arayışı olarak da görülebilir. İki liderin bu süreçteki inisiyatif alma ve risk alma becerisi takdire şayan.
SESSİZ DEVRİMLER VE KİLİT ADIMLAR
AK Parti'nin iktidarının ilk yıllarından itibaren attığı ve bazıları devlet hafızasında "iyi" veya "kötü" olarak yer eden adımların devamı niteliğindeki "Terörsüz Türkiye" hedefi, tesadüfi bir adım olarak değerlendirilemez. Geçmişi doğru okuyan bir siyasal akıl, AB uyum süreci çerçevesinde şekillenen reformlarla demokratikleşme adımlarını atmaya başladı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kaldırılması, işkenceye sıfır tolerans politikası, ifade özgürlüğündeki düzenlemeler ve kültürel haklara yönelik adımlar o dönemin "sessiz devrimleri" olarak nitelendirildi. Bu adımlar, terör örgütleri başta olmak üzere bazı çevrelerce suistimal edilse de, AK Parti'nin attığı adımların kronolojik isabeti ve dönemin ruhuna uygunluğu ortadaydı. İlk adım olarak, terör örgütü PKK'nın eylemleri sonucu 1987'de başlayan Olağanüstü Hal Uygulaması (OHAL), 15 yıl sonra 30 Kasım 2002'de kaldırılarak bölge halkı üzerindeki baskının sembolü olan uygulamaya son verildi. Bu adım, salt bir idari-hukuki düzenleme olmanın ötesinde, önemli sembolik anlamlar taşıyordu. 2004 ve 2009 yılları arasında Kürtçe yayın ve kursların serbest bırakılması, TRT Kürdi'nin yayına başlaması gibi pek çok yasağın kaldırılmasıyla eski Türkiye'nin tabuları yıkıldı. Kürtlerin mahkemelerde ana dillerinde savunma yapabilmelerinin önünün açılması, farklı dil ve lehçelerde özel eğitim kurumlarının açılması, klavyedeki farklı harf yasaklarının kaldırılması gibi adımlar, devlet ile Kürtler arasındaki makası daralttı. 2013'te tek başına inisiyatif alınarak başlatılan Çözüm Süreci, Türkiye'nin en cesur siyasi hamlelerinden biri olarak kayıtlara geçti ve silahların susması, toplumsal normalleşme umudunu yaygınlaştırdı. Ancak terör örgütü PKK'nın süreci sabote etmesi ve 2015'teki hendek olayları, devletin güvenlikçi politikalara geri dönmesine ve terörü kaynağında bitirme stratejisini hayata geçirmesine neden oldu. Sınır ötesi operasyonlar, insansız hava araçlarının etkin kullanımı ve istihbarat koordinasyonunun artırılmasıyla Türkiye, terörle mücadelede savunmadan saldırı pozisyonuna geçti. Savunma sanayisindeki sıçramayla elde edilen yeni imkanlar, araçlar ve mühimmatlar, devletin elini güçlendirerek terör örgütünü bitme noktasına getirdi. 23 yıllık demokratikleşme adımları, savunma sanayisindeki gelişmeler ve terör örgütünün bölgesel ve küresel konjonktürde yer bulamaması, "Terörsüz Türkiye" sürecinin yapı taşlarını oluşturdu. AK Parti, terörle mücadelenin çok boyutlu bir süreç olduğu gerçeğiyle pozisyon aldı.
BAHÇELİ'NİN TARİHİ SORUMLULUĞU VE BÖLGESEL GELİŞMELER
Bölgesel ve küresel gelişmeler ışığında toplumsal barışın tesis edilmesi gerektiği değerlendirmeleri yapılırken, sürecin işaret fişeği MHP lideri Devlet Bahçeli'den geldi. Orta Doğu'daki sınır hareketliliği ve küresel güç dengelerindeki değişimi "devletin bekası" ekseninde okuyan Bahçeli, Türkiye'nin iç cephesini tahkim etme yönünde bir çıkış yaparak, sürecin meşru bir zeminde yürütülmesi için TBMM'nin inisiyatif alması gerektiğini vurguladı. Bahçeli'nin süreci doğrudan sahiplenmesiyle başlayan bu yeni dönem, bazı çevrelerce "devlet refleksi ile demokratikleşme perspektifinin aynı zeminde buluşması" olarak yorumlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "iç cepheyi güçlendirme" çağrısı ile de gerekliliği en üst düzeyden vurgulanan süreç, Orta Doğu'daki kaotik durum, Suriye ve Irak'taki gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda kaçınılmaz hale geldi. Türk devleti, bölgedeki gelişmeleri "devlet aklıyla" iyi okuyarak, terörü bitirme konusundaki elverişli ortamı değerlendirmek üzere harekete geçti. Sınır ötesi operasyonlarla örgütün lojistik kapasitesinin zayıflatılması, İHA ve SİHA'ların kullanımıyla harekat kabiliyetinin bitirilmesi ve yapılacak demokratik atılımlarla insan kaynağının yok edilmesi hedefleniyor. "Terörsüz Türkiye" hedefi, bir yandan güvenlikte kararlılık mesajı verirken, diğer yandan toplumsal yorgunluğu sonlandırma vaadini de içeriyor. 40 yılı aşkın süredir devlet bütçesinde büyük yer edinen terörle mücadeleye ayrılan paranın, istikrar ve güvenli bir ortamda üretim ve kalkınmaya yönlendirilmesi planlanıyor. Yapılacak yatırımlarla hem ekonomik büyüme hem de bölge gençliğine doğrudan istihdam hedefleniyor. Bu adımlar, sadece çatışmayı bitirmek ve güvenliği sağlamak değil, aynı zamanda geniş kapsamlı bir sosyal ve hukuki projeksiyonu da içeriyor. Kulislerde yeni bir anayasa çalışmasıyla sürecin taçlandırılması, yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması, kayyum meselesine kalıcı çözümler üretilmesi ve siyasi partiler yasasında güncellemelerin masada olduğu konuşuluyor. Muhalefetin bu süreçteki belirsiz ve kaçak güreşen politikası ise dikkat çekiyor. AK Parti ve MHP'nin aldığı riski üzerine alamayan muhalefetin, ana muhalefetin ne dediğinin kamuoyunca anlaşılamaması, "havetçi" bir çizgide top çevirmeye devam ettiği görülüyor. Tüm olumsuzluklara rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli'nin siyasi liderlikleri ve tabanlarındaki ağırlıkları, sürecin bu aşamaya gelmesinde en etkili unsur oldu. İki liderin kararlı duruşu, rasyonel karar alma biçimi ve süreci sahiplenici tutumu, bölgesel ölçekteki görünürlüklerini ve belirleyiciliklerini artırdı. Terörle mücadele süreçlerinden öğrenilen dersler, Türkiye'nin terör meselesinde çözüme en çok yaklaştığı bir dönemden geçildiğini gösteriyor. "Terörsüz Türkiye" hedefine ulaşmada, sahadaki sonuçlar kadar masada atılacak demokratikleşme adımları da kilit önem taşıyor. Bu sürecin başarısı, atılacak yapısal ve demokratikleşme odaklı adımlara bağlı.



