Türkiye'nin mali kayıtlarına 2016 yılında giren bir olay, üretim çarklarını zorlayan, Türk Lirası'nın itibarını zedeleyen ve sermayeyi ranta teşvik eden yapısal boşlukların en çarpıcı örneklerinden birini teşkil ediyor. İstanbul'daki bir vergi dairesine başvuran mütevazı bir vatandaş, yurt dışından getirdiği şahsi döviz miktarını beyan edip etmeyeceğini sormuştu. Bu masum talep üzerine Maliye tarafından hazırlanan özelge, aslında kimsenin öngöremediği devasa bir vergi boşluğunun kapısını araladı.
TÜRKİYE'NİN MALİ TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞ BİR BOŞLUK
Vergi dairesi yetkilileri, bu özel duruma ve düşük tutarlı işleme istinaden "beyanname gerekmeyebilir" şeklinde ihtiyatlı bir yorumda bulunmuştu. Ancak tamamen şahsi ve istisnai olan bu yazılı görüş, zamanla Türkiye'nin mali tarihinde vergisiz milyarlarca dolarlık devasa bir kara deliğin oluşmasına yol açtı. Piyasa kurallarını hiçe sayan bazı büyük döviz spekülatörleri ve vurguncular, bu özelgeyi adeta genel bir "yasal muafiyet zırhı" olarak algılayıp kullandı. Sıradan bir vatandaşın masum sorusunun arkasına sığınan çevreler, yıllar boyunca milyarlarca dolarlık döviz alım-satım işlemlerinden elde ettikleri devasa kur farkı kazançlarını hiçbir vergi ödemeden ceplerine indirdi. Oysa Anayasamızın ilgili maddeleri, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağını ve muafiyet ile istisnaların da ancak kanunla düzenlenebileceğini net bir şekilde belirtir. Bu durum, hiçbir vergi dairesinin şahsi yorumuyla devletin anayasal vergi sistemini askıya alamayacağını açıkça ortaya koyuyor.
DENETİMSİZLİĞİN AĞIR FATURASI VE ACİL HAREKET GEREKÇELERİ
Gelinen noktada, Türkiye'de istihdam sağlayan, üretim yapan ve katma değer üreten şirketler (tüzel kişiler) döviz hareketlerinden elde ettikleri kazanç üzerinden yüzde 25 vergi öderken, hiçbir riske girmeyen, sadece dijital ekran başında milyarlık döviz alım-satımı yapan şahıslar astronomik kârları karşısında tek bir kuruş bile vergi ödemiyor. Bu durum, adalet ve eşitlik ilkelerini temelden sarsmaktadır. Piyasalardaki kontrolsüz ve denetimsiz ortam, geçmiş yıllarda Türkiye ekonomisinin karşı karşıya kaldığı kırılganlıkları ve spekülatif kur ataklarını doğrudan besleyen bir unsur olmuştur. Mehmet Şimşek ve Naci Ağbal gibi isimlerin görevde olduğu dönemlerde dahi dolar kurundaki ciddi artışlar, bu yapısal boşlukların ve denetimsizliklerin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ekonomiyi yüksek faiz, kur dalgalanması ve enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkarabilmek için bireysel döviz kazançlarının vergilendirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Bu radikal adımın atılması, rant gelirini ortadan kaldırmak, spekülasyonları bıçak gibi kesmek ve kayıt dışılığı azaltmak gibi üç temel sütuna dayanmaktadır. Ticaret hayatının yükünü çeken esnaf ve sanayicinin korunması, rant gelirinin vergilendirilmesiyle sağlanacak adalet, bireylerin milyarlarca liralık hacimlerle gerçekleştirdiği anlık ve spekülatif döviz alım-satımlarının kur oynaklığını azaltması ve gizli sermaye hareketlerinin vergi sistemine dahil edilmesiyle kayıt dışılığın minimize edilmesi, devletin denetim gücünü artıracak ve kamu gelir hanesine milyarlarca dolarlık kalıcı bir kaynak aktaracaktır.



