ABD ve İsrail'in İran'a yönelik olası saldırıları, Körfez ülkelerinin hayati su altyapısı ve tuzdan arıtma tesislerini tehdit altına alıyor. Bu tesislerin hedef alınması durumunda, bölge genelinde hayatın durma noktasına gelmesi riski bulunuyor.
TESİSLERİN VURULMASI BÖLGEYİ KRİZE SOKAR
Körfez kıyılarında yer alan 400'den fazla tuzdan arıtma tesisi, bölgenin içme suyu, tarım ve sanayi ihtiyacının büyük kısmını karşılıyor. İran basınının Mart sonunda bu stratejik noktaların görüntülerini yayınlayarak olası misillemelerde hedef olacağını duyurması, endişeleri artırdı. Uzmanlar, tesislerin siber saldırılara ve fiziksel operasyonlara karşı savunmasız kalan enerji santrallerine ve yüksek gerilim şebekelerine bağlı olması nedeniyle büyük risk taşıdığını belirtiyor.
KÖRFEZ'İN CAN DAMARI: TUZLU SU ARITMA TESİSLERİ
Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) verilerine göre, 2023'te 6 Körfez ülkesi tuzdan arıtma yoluyla yaklaşık 7.2 milyar metreküp tatlı su üreterek küresel üretimin yüzde 40'ını tek başına karşıladı. Suudi Arabistan 3 milyar metreküp ile başı çekerken, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Umman ve Bahreyn de önemli üreticiler arasında yer alıyor. Doğal su kaynaklarının kıt olduğu bölgede, nüfusun içme suyunun yaklaşık yüzde 90'ı bu tesislere bağımlı. Barış zamanında su sorununu çözen bu sistemler, savaş durumunda ciddi bir güvenlik açığı yaratıyor. Bir saldırı durumunda, birkaç günlük su stoğu bulunan sistemlerde su basıncının düşmesiyle kesintiler hızla başlayabilir ve hastaneler gibi kritik kurumlar hayati fonksiyonlarını sürdürmekte zorlanabilir.
SU KRİZİ HEMEN İNSANİ KRİZE DÖNÜŞEBİLİR
Gazze, Suriye ve Yemen'deki örnekler, su ve hijyen sistemlerinin çökmesinin bulaşıcı hastalıkları tetikleyerek yıkıcı bir insani krize yol açabileceğini gösteriyor. Yüksek kentleşme ve aşırı sıcaklar bu riski daha da artırıyor. Uluslararası hukuka göre, sivil halkın hayatta kalması için zorunlu olan içme suyu tesislerinin hedef alınması savaş suçu sayılıyor. Petrolün ikame edilebileceği ancak suyun edilemeyeceği gerçeği, bölgedeki krizin artık sadece enerji değil, doğrudan milyonlarca insanın yaşamını ilgilendiren bir su güvenliği meselesi olduğunu ortaya koyuyor.



