İsrail Meclisi'nde (Knesset) aşırı sağcı milletvekili Ohad Tal, Türkiye'ye yönelik sert açıklamalarda bulunarak Batılı ülkelere acil çağrıda bulundu. Dini Siyonizm Partisi üyesi olan Tal, Türkiye'nin durdurulması gerektiğini aksi takdirde İsrail'in en ağır bedeli ödeyeceği uyarısında bulundu.
İRAN'DAN DAHA BÜYÜK TEHDİT İDDİASI
Tal, Türkiye'nin İsrail için İran'dan bile daha büyük bir tehdit oluşturduğunu öne sürdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye'nin hızla İran'ın ötesinde bir risk faktörü haline geldiğini savunan Tal, Türkiye'nin ekonomik, diplomatik ve askeri gücünün yanı sıra Washington ile olan meşruiyetinden ve Pekin ile kurduğu iyi ilişkilerden faydalanarak İsrail için stratejik bir patlama riski yarattığını iddia etti.
KUDÜS'TEKİ TÜRK KONSOLOSLUĞUNA YÖNELİK SERT ELEŞTİRİLER
İsrailli siyasetçi, Türkiye'nin Kudüs'teki artan etkisine de dikkat çekerek, İsrail'in çıkarlarına kasıtlı bir şekilde karşı çıkıldığını ileri sürdü. Kudüs'teki Türk Konsolosluğu'nun, İsrail yasalarına ve uluslararası hukuka aykırı bir şekilde, Kudüs'ün Türk himayesinde Müslüman bir şehir olması hedefi doğrultusunda düşmanca bir operasyon merkezi gibi çalıştığını savundu. Tal, bu nedenle 15 Knesset üyesiyle birlikte başbakana, dışişleri bakanına, Kudüs belediye başkanına ve ulusal güvenlik bakanına gönderdikleri mektupta Türk Konsolosluğu'nun statüsünün düşürülmesini ve ayrıcalıklarının iptal edilmesini talep ettiklerini hatırlattı.
BATI'NIN SESSİZLİĞİ İSRAİL İÇİN AĞIR SONUÇLAR DOĞURACAK
Tal, Türkiye'nin bölgesel projelerinin İsrail'in stratejik çıkarlarını zayıflatmayı amaçladığını belirtti. Türkiye'nin Irak ve Suriye üzerinden rakip koridor projelerini teşvik ederek İsrail üzerinden geçmesi planlanan Amerikan IMEC koridorunu engellemeye çalıştığını savundu. Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki deniz haklarını sorguladığını ve bölgedeki gaz, kablo, elektrik projelerini tehdit ettiğini öne süren Tal, Batılı ülkelerin bu duruma sessiz kalması halinde bunun bedelini ilk ödeyecek ülkenin İsrail olacağını ve bedelin çok ağır olacağını vurguladı. Partilerüstü bir tutumla bu tehdide karşı birlikte hareket edilmesi ve Türkiye'ye karşı kapsamlı bir politikanın oluşturulması gerektiğini, bunun da Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile her alanda güvenlik ve işbirliğinin artırılmasını gerektireceğini ifade ederek konuşmasını tamamladı.



