Yıldızlararası bir medeniyet kurma hayaliyle yanıp tutuşan insanlığın önünde, bilim dünyasından gelen soğuk bir gerçek var: Matematiksel bir argüman, türümüzün sonunu belirliyor. Kıyamet Argümanı (Doomsday Argument) adı verilen bu hesaplama, evrensel bir kuralı temel alarak insan neslinin tükenme zamanına dair çarpıcı bir senaryo sunuyor.
KOPEPNİK İLKESİ VE İNSANLIĞIN YERİ
Bu karamsar öngörünün temelinde, evrende veya zaman akışında hiçbir ayrıcalıklı konuma sahip olmadığımızı savunan Kopernik İlkesi yatıyor. Uzmanlar, durumu 'pinpon topu' deneyiyle açıklıyor: Önünüzde biri 10, diğeri 100 bin top içeren iki kutu olduğunu ve gözünüz kapalı çektiğiniz topun '4 numara' çıktığını hayal edin. Bu topun, az toplu kutudan çıkma olasılığı çok daha yüksektir. Matematikçiler, aynı mantığı insan nüfusuna uygulayarak, bugüne dek yaşamış yaklaşık 117 milyar insanın, gelecekteki trilyonlarca insandan oluşan bir medeniyetin sadece ilk dilimini temsil etme olasılığının çok düşük olduğunu belirtiyor. Bu istatistiksel çıkarım, bizim kronolojik olarak insanlık tarihinin sonuna yakın bir yerde olduğumuzu düşündürüyor.
TARİH SAHNESİNDEN SİLİNME ZAMANI VE KESİN OLMAYAN ALARMLAR
Olasılık hesaplarına göre, bugüne dek yaşamış 117 milyar insanın, türümüzün toplam nüfusunun en az yüzde 5'ini temsil etme ihtimali yüzde 95 olarak belirtiliyor. Bu formülle ulaşılan maksimum insan sayısı kabaca 2,34 trilyon kişi olarak hesaplanırken, mevcut nüfus artış hızıyla bu sınıra ulaşmamız yaklaşık 17 bin 100 yıl sürüyor. Buna göre, küresel krizler veya felaketler sebebiyle önümüzdeki 17 bin yıl içinde yok olma olasılığımız yüzde 95 civarında. Ancak, Milano Üniversitesi'nin simülasyonları, çevre krizlerinin gezegenin sürdürülebilir yaşam kapasitesini düşürmesi durumunda, nüfusun 2064 gibi yakın bir tarihte ani bir çöküş yaşayabileceğini öngörüyor. Bu tür modeller, doğaya verdiğimiz zararın insan nüfusu üzerindeki yıkıcı etkilerini gösteren matematiksel bir alarm niteliği taşıyor. Yine de, bu karamsar matematiksel modele karşı çıkanlar, insanın zekasını, teknolojik ilerlemeleri ve diğer gezegenlerde kolonileşme potansiyelini göz ardı ettiğini savunuyor.


