1960'lı yıllara ait, gizliliği kaldırılan CIA belgeleri, hava modifikasyonu projelerini yeniden gündeme taşıyarak dikkatleri bu alana çekti. Bilim insanları komplo teorilerini reddederken, belgeler Soğuk Savaş döneminde yürütülen deneylerin varlığını doğruluyor.
SOĞUK SAVAŞ'TA HAVA KONTROL YARIŞI
CIA'e ait gizliliği kaldırılan belgeler, atmosferde kimyasal yöntemlerle hava koşullarını değiştirme fikrini ve bu alandaki projelere daha fazla bütçe ayrılması gerekliliğini ortaya koyuyor. Belgelerde, ABD'nin Sovyetler Birliği ile rekabeti kapsamında hava kontrol teknolojileri üzerinde çalıştığına dair bilgiler yer alıyor. Dönemin ABD Başkanı Lyndon B. Johnson'ın da projelere destek verdiği ve "Havayı kontrol eden dünyayı kontrol eder" sözleriyle bu vizyonu dile getirdiği belirtiliyor.
GERÇEK PROJELER: STORMFURY VE POPEYE
Kayıtlara göre ABD, 1960'lı yıllarda hava koşullarını değiştirmeye yönelik somut projeler yürüttü. Project Stormfury kapsamında kasırgaların içine girilerek gümüş iyodür maddesiyle bulut tohumlama yapıldı ve fırtınaların zayıflatılması hedeflendi. Daha sonra Vietnam Savaşı sırasında yürütülen Project Popeye ile muson yağmurlarının uzatılması amaçlandı. Bu yöntemle sel ve toprak kaymaları oluşturularak lojistik hatların zarar görmesi hedeflendi.
KOMPLO TEORİLERİ VE BİLİMSEL REDDİYELER
Söz konusu belgeler, sosyal medyada "kimyasal izler" olarak bilinen komplo teorilerini yeniden gündeme getirdi. Bazı kullanıcılar, uçakların atmosfere zararlı kimyasallar yayarak hava durumunu kontrol ettiğini ve insan sağlığını olumsuz etkilediğini iddia ediyor. Ancak bilim dünyasının büyük bölümü bu iddiaların bilimsel temeli olmadığını vurguluyor. Uzmanlara göre uçakların arkasında görülen beyaz izler, motorlardan çıkan su buharının yüksek irtifada donarak buz kristallerine dönüşmesiyle oluşan doğal bir süreç. Belgelerde kullanılan kimyasalların detayları net olarak yer almasa da, Vietnam döneminde kurşun iyodür gibi maddelerin yağış artırmak amacıyla kullanıldığına dair kayıtlar bulunuyor. Bu tür maddelerin insan sağlığı üzerindeki etkileri ise ayrı bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.



