GÜNDEM
Yayınlanma : 27 Mayıs 2026 05:22
Düzenleme : 27 Mayıs 2026 05:22

Demokrasiye Vurulan İlk Darbe: 27 Mayıs'ın Utanç Mirası ve Unutulmayan Kurbanlar

Demokrasiye Vurulan İlk Darbe: 27 Mayıs'ın Utanç Mirası ve Unutulmayan Kurbanlar
27 Mayıs 1960 darbesi, üzerinden 66 yıl geçmesine rağmen demokrasi tarihindeki utanç verici bir leke olarak kalmaya devam ediyor. Seçilmiş hükümete karşı yapılan bu darbe, '9 subay olayı' ve Yassıada yargılamaları gibi olaylarla hafızalara

27 Mayıs 1960'ta gerçekleşen askeri darbe, üzerinden 66 yıl geçmesine rağmen Türk demokrasi tarihinin en karanlık ve utanç verici sayfalarından biri olarak hafızalarda canlılığını koruyor. Emir komuta zinciri dışında, ordu içindeki bir cuntanın girişimiyle seçilmiş hükümete karşı yapılan bu darbe, ne yazık ki 15 Temmuz'a kadar uzanan darbe ve vesayet girişimlerinin de önünü açmıştır.

CHP VE ORDUDAKİ RAHATSIZLIKLAR

Türkiye'de 1946'da çok partili hayata geçilmesinin ardından, 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti (DP) 10 yıl boyunca ülkeyi yönetti. Ancak DP'nin ezanın Arapça okunmasına izin vermesi ve din eğitimiyle ilgili bazı düzenlemeler, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve ordu içinde ciddi rahatsızlıklara yol açtı. Başbakan Adnan Menderes'e karşı ordu içinde 1954'ten itibaren başlayan muhalefet, 1957'de İstanbul ve Ankara'daki cunta hazırlıklarının tek bir çatı altında toplanmasıyla daha da belirginleşti.

SEÇİM SONUÇLARI VE ERTELENEN DARBE GİRİŞİMLERİ

27 Ekim 1957'deki seçimlerde DP'nin kaybedeceği varsayımıyla ilk darbe girişimi planlandı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreninde zırhlı birliklerle DP'lilerin tutuklanarak yönetime el konulması hedefleniyordu. Ancak '9 subay olayı' olarak tarihe geçen bu girişim, DP'nin seçimi kazanması üzerine ertelendi. 16 Ocak 1958'de, darbe girişiminin ayrıntıları Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu'nun ihbarıyla ortaya çıktı ve kendisi dahil 9 subay tutuklandı.

MUHALEFETİN ROLÜ VE 'İLK HEDEFLER BEYANNAMESİ'

27 Mayıs darbesine giden süreçte, muhalefet partisi CHP'nin Genel Başkanı İsmet İnönü'nün bazı yurt gezilerinin engellendiği ve saldırıya uğradığı iddiaları gündeme geldi. CHP'nin 1959'daki 14. kurultayında, ülkenin acil ihtiyaç duyduğu değişiklikler için harekete geçme kararı alındı. Bu kararlar, 'İlk Hedefler Beyannamesi' adıyla bilinen ve 1961 Anayasası'nın temellerini oluşturan düzenlemeleri içeriyordu. İnönü'nün 30 Nisan 1959'daki Uşak ziyareti sırasında yaşanan olaylar, DP il binasının taşlanması ve bir DP ilçe başkanının saldırıya uğraması gibi gerilimler tırmandırdı.

DIŞ ETKİLER VE CHP'NİN DESTEĞİ

Her karanlık dönemde olduğu gibi, 27 Mayıs darbesinin de dış uzantıları vardı. Türkiye'deki askeri hareketlilik yakından takip edilirken, Menderes'in Rusya ile yakınlaşma çabaları ve 'otoriterleştiği' iddiaları uluslararası basında yer buldu. Bu tezler, darbenin uluslararası meşruiyetini sağlamaya yönelikti. Diğer yandan, CHP de milli iradeye müdahale konusunda 'çanak tuttu'. CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, DP'yi 'diktatörlükle' suçlayan genelgeler yayınladı. İsmet İnönü'nün mecliste sarf ettiği, "Şartlar mecbur ettiğinde ihtilal milletlerin meşru hakkıdır!" ve "Böyle giderse sizi ben bile kurtaramam!" gibi sözleri, darbe çağrısı olarak yorumlandı.

ANAYASANIN FESHEDİLMESİ VE YASSIADA YARGILAMALARI

Demokrasiye vurulan ilk darbe, Türkiye Cumhuriyeti henüz 37 yaşındayken, 27 Mayıs sabahı saat 04.30'da radyodan okunan darbe bildirisiyle gerçekleşti. Askeri cunta yönetime el koyduğunu ilan etti, anayasa feshedildi ve DP'lilerin siyasi faaliyetleri askıya alındı. Milli Birlik Komitesi'nin yönetime el koymasının ardından, Demokrat Parti üyeleri tutuklanarak Yassıada'ya götürüldü. Hukukun ayaklar altına alındığı bir ortamda, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'in de aralarında bulunduğu 592 kişi yargılandı.

İDAM KARARLARI VE UTANÇ VERİCİ SONUÇ

15 Eylül 1961'de karara bağlanan davada, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın cezası yaşı nedeniyle ömür boyu hapse çevrildi. Ancak Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan 16 Eylül 1961 sabahı, Başbakan Adnan Menderes ise 17 Eylül 1961 öğleden sonra İmralı Adası'nda idam edildiler. Bu süreç, Türkiye demokrasi tarihine bir kara leke olarak geçti.