DÜNYA
Yayınlanma : 31 Mayıs 2026 21:16
Düzenleme : 31 Mayıs 2026 21:17

Çin hükümetinin Uygur soykırımı stratejisindeki gizli evrim deşifre oldu

Çin hükümetinin Uygur soykırımı stratejisindeki gizli evrim deşifre oldu
Uygur Hareketi, Financial Times’ın (FT) kıdemli muhabiri Alison Killing imzasıyla yayımlanan yeni bir araştırmayı memnuniyetle karşıladığını duyurdu.

Financial Times’ın kıdemli muhabiri Alison Killing’in yeni araştırmasına göre, Pekin yönetimi Doğu Türkistan'daki toplama kamplarını kapatarak dünyayı yanıltmaya çalışsa da baskı, asimilasyon ve gözetim politikalarını teknolojik yöntemlerle daha kalıcı hale getirdi.

Uygur Hareketi, Financial Times’ın (FT) kıdemli muhabiri Alison Killing imzasıyla yayımlanan yeni bir araştırmayı memnuniyetle karşıladığını duyurdu. Ortaya konan veriler, Çin hükümetinin Uygurlara yönelik yürüttüğü soykırım politikalarında yeni bir evreye geçtiğini net bir şekilde gözler önüne seriyor. Çinli yetkililer bölgedeki bazı toplama kamplarının faaliyetlerine son verilmesini durumun "normalleşmesi" olarak dünya kamuoyuna sunmaya çalışsa da gerçekler, soykırım politikalarının bitmediğini, aksine yapısal bir dönüşüm geçirdiğini kanıtlıyor.

DÜNYANIN EN BÜYÜK GÖZALTI SİSTEMİ FAALİYETİNİ SÜRDÜRÜYOR

Financial Times'ın uydu görüntüleri, resmi hükümet belgeleri, yerel medya raporları ve görgü tanıklarının beyanlarına dayandırdığı detaylı analiz, bazı kamplar kapatılsa dahi bölgedeki geniş kapsamlı cezaevlerinin, gözaltı merkezlerinin ve yüksek yoğunluklu devlet takibinin devam ettiğini gösteriyor. Yapılan incelemeler, Doğu Türkistan'daki mevcut tesislerin aşırı doluluk yaşanmadan yaklaşık 627.000 kişiyi alabilecek bir kapasitede olduğunu ortaya koydu. Bu kapasite, bölge nüfusuna oranlandığında yeryüzündeki en büyük gözaltı mekanizması anlamına geliyor. 2014-2023 yılları arasında bölgede görev yapmış eski bir emniyet mensubunun tanıklığı ise "önleyici kısa süreli gözaltı" adı verilen kota odaklı bir sistemin varlığını doğruluyor. Bu uygulama kapsamında kişiler, yerel tesislerde birkaç günden başlayarak haftalarca süren zaman dilimlerinde alıkonuluyor.

ZORLA ASİMİLASYON VE PARÇALANAN AİLE YAPILARI

Pekin yönetiminin güncellenen stratejisi; zorla asimilasyon, nüfus mühendisliği ve aile bağlarının kökten tahrip edilmesine dayanıyor. Uygur çocuklarının kitlesel bir şekilde devlet kontrolündeki yatılı okullara yerleştirilmesi ve yetişkinlerin ailelerinden koparılarak zorunlu iş gücü transfer programlarına dahil edilmesi, Uygur medeniyetini ortadan kaldırma planının temel parçaları arasında yer alıyor. Komünizm Kurbanları Vakfı (VOC) Çin Çalışmaları Direktörü Dr. Adrian Zenz’in yürüttüğü çalışmalar, yatılı okulların 2018 yılından itibaren hızla yaygınlaştığını, 2021-2022 yıllarında devreye alınan politika direktifleriyle bu uygulamanın anaokulu yaşındaki çocuklara kadar indirildiğini gösteriyor. 2024 yılı itibarıyla bölgenin güneyindeki bir ilçede çocukların yaklaşık %90’ının yatılı okul sisteminde tutulduğu tahmin ediliyor. Bu eğitim kurumlarında Uygur dili ve kültürel kimliği sistematik bir biçimde ortadan kaldırılıyor.

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE SIKI DENETİM VE BASKI

Financial Times analizi, söz konusu baskıcı denetim mekanizmasının yetişkinlik döneminde de kesintisiz sürdüğünü belgeliyor. Çin genelindeki üniversitelerde eğitim gören Uygur öğrencilerin; yoğun takip, inanç kısıtlamaları ve siyasi kontroller altında tutulduğu aktarılıyor. Bu uygulamaların temel amacının, sözde “aşırılığı” engellemek ve devletin resmi ideolojisine mutlak bir sadakat sağlamak olduğu ifade ediliyor.

"NESİLLER BOYU ORTADAN KALDIRMAYI HEDEFLİYORLAR"

Yaşanan sürece dair açıklamalarda bulunan Uygur Hareketi İcra Direktörü Rushan Abbas şu ifadeleri kullandı:

“Çin hükümeti, kitlesel hapis, kültürel yok etme ve temel aile yapılarını tahrip ederek Uygur toplumunu parçalamayı amaçlıyor. Bu soykırımın sonu değil; tam tersine, modern ve teknoloji destekli bir süreçle Uygur kimliğini nesiller boyu ortadan kaldırmayı hedefleyen, daha kalıcı ve ‘normalleşmiş’ bir baskı sistemine geçişidir.”

Elde edilen bulgular, Çin Komünist Partisi’nin “kamplar ve zulümler sona erdi” yönündeki resmi iddialarını doğrudan çürütüyor. Araştırma, baskı sisteminin kamuoyunun gözünden uzaklaştırılarak daha az görünür kılındığını, ancak kurumsal olarak derinleştiğini ve yıkıcı etkisini sürdürdüğünü kanıtlıyor. Gelişmeler üzerine Uygur Hareketi; hükümetleri, uluslararası kurumları ve sivil toplumu Çin'in yeni yöntemlerle devam ettirdiği bu hak ihlallerini tanımaya ve Pekin yönetiminden hesap sormak için acil adımlar atmaya çağırdı. Yapılan açıklamada, küresel sessizliğin ve hareketsizliğin bu insanlık suçlarının sürmesine zemin hazırladığı vurgulandı.

Pekin yönetiminin Uygur Bölgesi’ndeki kurumsallaşmış yeni zulüm mekanizması belgelendi

Financial Times tarafından paylaşılan kapsamlı araştırma, Çin hükümetinin Doğu Türkistan'daki soykırım politikalarını bitirmediğini, aksine geniş hapishaneler, çocuk yaşta başlayan yatılı okul sistemleri ve teknolojik gözetimle daha derin bir yapıya kavuşturduğunu ortaya çıkardı.

Uygur Hareketi, Financial Times’ın (FT) kıdemli muhabiri Alison Killing tarafından gerçekleştirilen güncel çalışmayı memnuniyetle karşıladığını duyurdu. Söz konusu araştırma, Çin hükümetinin Uygurlara yönelik yürüttüğü soykırım politikalarında yeni bir safhaya geçtiğini net bir biçimde belgeliyor. Çinli makamlar bazı toplama kamplarını kapatarak bölgede hayatın normale döndüğü imajını vermeye çalışsa da gerçekler, Pekin rejiminin baskıcı politikalarının son bulmadığını, yalnızca kabuk değiştirdiğini gösteriyor.

NÜFUSA ORANLA DÜNYANIN EN BÜYÜK CEZAEVİ SİSTEMİ kuruldu

Financial Times'ın uydu görüntüleri, resmi devlet evrakları, yerel basında çıkan haberler ve görgü tanıklarının ifadelerine dayandırdığı detaylı inceleme, bazı kampların kapatılmasına rağmen Doğu Türkistan genelinde devasa hapishanelerin, gözaltı alanlarının ve her anı takip eden devlet denetim mekanizmalarının eksiksiz sürdürüldüğünü kanıtlıyor. Analiz verilerine göre bölgedeki tesisler, aşırı yoğunluk yaratılmadan yaklaşık 627.000 kişiyi barındırabilecek bir kapasiteye sahip. Bu durum, bölgeyi nüfusa oranla yeryüzünün en büyük gözaltı sistemine sahip yeri konumuna getiriyor. Bölgede 2014-2023 yılları arasında görev yapmış eski bir polis memurunun aktardığı bilgiler ise "önleyici kısa süreli gözaltı" adı verilen kota temelli bir sistemin işletildiğini açığa çıkarıyor. Bu yöntemle bireyler, yerel merkezlerde birkaç günden birkaç haftaya kadar değişen sürelerle alıkonuluyor.

ÇOCUKLAR AİLELERİNDEN KOPARILARAK KAMPI ANDIRAN OKULLARA YERLEŞTİRİLİYOR

Çin'in evrilen stratejisinde zorla asimilasyon, nüfus mühendisliği ve aile yapısının parçalanması temel yöntemler olarak uygulanıyor. Uygur çocuklarının toplu halde devlet kontrolündeki yatılı okullara gönderilmesi ve yetişkinlerin aile bağlarını koparan zorunlu iş gücü transfer programlarına dahil edilmesi, Uygur medeniyetini yok etme stratejisinin adımları olarak yürütülüyor. Komünizm Kurbanları Vakfı (VOC) Çin Çalışmaları Direktörü Dr. Adrian Zenz’in araştırmaları, bu yatılı okulların 2018'den sonra geometrik olarak büyüdüğünü, 2021-2022 yıllarındaki resmi direktiflerle uygulamanın anaokulu çağındaki çocukları dahi kapsayacak şekilde genişletildiğini belgeliyor. 2024 yılı verilerine göre güneydeki bir ilçede çocuk nüfusunun yaklaşık %90'ının bu yatılı okul sistemine dahil edildiği tahmin ediliyor. Bu kurumlarda Uygur dili ve kültürel kimliği sistematik olarak siliniyor.

YÜKSEKÖĞRENİMDEKİ UYGUR GENÇLERİNE KOŞULSUZ BİAT BASKISI

Baskı ve denetim mekanizmasının sadece çocukluk dönemiyle sınırlı kalmadığı, Financial Times analiziyle bir kez daha gözler önüne serildi. Çin genelindeki farklı üniversitelerde okuyan Uygur öğrencilerinin; çok sıkı izleme, inanç kısıtlamaları ve yoğun siyasi denetimler altında tutulduğu aktarılıyor. Bu tedbirlerin temel amacının, sözde “aşırılığı” önlemek ve genç nesillerin devlet onaylı resmi ideolojiye koşulsuz bağlılığını sağlamak olduğu belirtiliyor.

"NESİLLER BOYU ORTADAN KALDIRMAYI HEDEFLİYORLAR"

Mevcut duruma dair değerlendirmelerde bulunan Uygur Hareketi İcra Direktörü Rushan Abbas şu ifadeleri kullandı:

“Çin hükümeti, kitlesel hapis, kültürel yok etme ve temel aile yapılarını tahrip ederek Uygur toplumunu parçalamayı amaçlıyor. Bu soykırımın sonu değil; tam tersine, modern ve teknoloji destekli bir süreçle Uygur kimliğini nesiller boyu ortadan kaldırmayı hedefleyen, daha kalıcı ve ‘normalleşmiş’ bir baskı sistemine geçişidir.”

Ortaya konan yeni bulgular, Çin Komünist Partisi’nin “kamplar ve zulümler sona erdi” yönündeki resmi söylemlerini doğrudan yalanlıyor. Araştırma, baskı sisteminin kamuoyunun gözünden uzaklaştırılarak daha gizli hale getirildiğini, ancak kurumsallaşarak derinleştiğini ve yıkıcı etkisini sürdürdüğünü kanıtlıyor. Bu veriler ışığında harekete geçen Uygur Hareketi; hükümetleri, uluslararası kurumları ve sivil toplumu Çin'in yeni yöntemlerle sürdürdüğü bu politikalara karşı çıkmaya ve Pekin yönetiminin sorumlu tutulması için acil eyleme geçmeye çağırdı. Yapılan açıklamada, uluslararası sessizliğin bu insanlık dışı suçların devam etmesine zemin hazırladığı ifade edildi.