Almanya Federal İstatistik Ofisi (Destatis) tarafından açıklanan yılın üçüncü çeyrek gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) nihai verileri, Avrupa'nın lokomotif ekonomisinin içinde bulunduğu zorlu durumu gözler önüne serdi. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre, Almanya ekonomisi temmuz-eylül döneminde bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde sıfır büyüme kaydetti. Bu sonuç, 30 Ekim'de öncü verilerle duyurulan yüzde sıfır büyümeyi teyit etmiş oldu.
TEKNİK RESESYON TEHLİKESİ ATLATILDI AMA...
Üçüncü çeyrekteki bu durgunluk, "GSYH'de üst üste iki çeyrek küçülme yaşanması" olarak tanımlanan teknik resesyona girilmesini engelledi. Ancak ekonomi, yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,3 büyümenin ardından ikinci çeyrekte yüzde 0,2 küçülmüştü. Bu durum, Alman ekonomisinin genel olarak ivme kaybettiğini gösteriyor. Çeyreklik bazda büyümeye olumlu katkı sağlayan tek alan makine ve tesis gibi ekipman yatırımları olurken, ihracatın gerilemesi büyümeyi yavaşlatan ana etkenlerden biri oldu. Ekipman yatırımları yüzde 1,1 artış gösterirken, mal ve hizmet ihracatı yüzde 0,7, inşaat yatırımları ise yüzde 0,5 azaldı. Özel tüketim de 2023'ün dördüncü çeyreğinden bu yana ilk kez yüzde 0,3 daralma kaydetti. Buna karşın, kamu harcamaları üçüncü çeyrekte yüzde 0,8'lik bir artış gösterdi.
Geleceğe Yönelik Endişeler ve Demografik Baskılar
Destatis Başkanı Ruth Brand'ın da belirttiği gibi, "Zayıf ihracat, üçüncü çeyrekte ekonomik faaliyeti olumsuz etkiledi." Bu durum, yılın dördüncü çeyreğinde de zayıf siparişler nedeniyle toparlanma beklentilerinin düşük olmasına yol açıyor. Ekonomi Araştırma Enstitüsü'nün (Ifo) kasım ayı anket sonuçları da bu endişeleri destekliyor; İş Ortamı Güven Endeksi'nin ekimdeki 88,4 puandan kasımda 88,1 puana düşmesi, Alman şirketlerinin ihracat beklentilerinin düştüğünü ve uluslararası rekabet güçlerinin zarar gördüğünü gösteriyor. Bununla birlikte, Almanya'nın yaşlanan nüfus yapısı da ekonomiye önemli bir baskı oluşturuyor. Artan yaşlı nüfus, sosyal güvenlik sistemleri, emekli maaşları ve sağlık harcamaları üzerinde giderek artan bir yük oluştururken, iş gücü piyasasında da ciddi açıklar yaratıyor. Bu demografik değişim, ülkenin uzun vadeli büyüme potansiyelini de olumsuz etkiliyor.



