BİLİM VE TEKNOLOJİ
Yayınlanma : 28 Mart 2026 12:13
Düzenleme : 28 Mart 2026 12:13

37 yıl önce batan Sovyet denizaltısından sızan radyoaktif tehlike yeniden gündemde

37 yıl önce batan Sovyet denizaltısından sızan radyoaktif tehlike yeniden gündemde
37 yıl önce batan Sovyet nükleer denizaltısı K-278 Komsomolets'ten radyoaktif sızıntı devam ediyor. Norveçli araştırmacılar, sızıntıyı ilk kez görüntüleyerek, sınırlı etkiye rağmen bu durumu 'çevresel başarı hikayesi' olarak değerlendirdi.

Soğuk Savaş döneminden kalan tehlikeli bir miras, Norveç Denizi'nin derinliklerinde hala etkisini sürdürüyor. Sovyet nükleer saldırı denizaltısı K-278 Komsomolets, 37 yıl önce battığı yerden, reaktöründen radyoaktif madde sızdırmaya devam ediyor.

NORVEÇLİ ARAŞTIRMACILAR SIZINTIYI GÖRÜNTÜLEDİ

Norveçli bilim insanları, 2019 yılında yaptıkları çalışmalarla bu sızıntıyı ilk kez doğrudan görüntülemeyi başardı. Uzaktan kumandalı denizaltılarla yapılan incelemelerde elde edilen sonar verileri, video kayıtları, tortu örnekleri ve deniz suyu analizleri, reaktör bölümüne yakın bir havalandırma borusundan çıkan görünür bir radyoaktif bulut olduğunu ortaya koydu. Bu bulgular, sızıntının küresel nükleer serpinti ya da başka tesislerden değil, doğrudan denizaltının çürüyen nükleer yakıtından kaynaklandığını doğruluyor.

SINIRLI ETKİ VE ÇEVRESEL BAŞARI HİKAYESİ

Araştırmanın en dikkat çekici yanlarından biri, sızıntının beklenenden çok daha sınırlı etkiler yaratması. Uzmanlar, bu durumu Soğuk Savaş döneminden kalan nadir "çevresel başarı hikayelerinden" biri olarak nitelendiriyor. Komsomolets, 7 Nisan 1989'da makine dairesindeki yangın sonrası batmış, mürettebattan 69 kişiden sadece 27'si kurtulabilmişti. Bugün denizaltı, yaklaşık 1.680 metre derinlikte, içinde iki nükleer başlıklı torpido ve bir nükleer reaktör ile birlikte bulunuyor. Enkazın şaşırtıcı derecede sağlam durması ve deniz tabanında dik bir şekilde yer alması dikkat çekiyor. Radyoaktif maddelerin deniz suyunda hızla seyrelmesi nedeniyle bölgede deniz yaşamına yönelik ölçülebilir bir etki tespit edilmemiş olması, bu durumu daha da ilginç kılıyor. 1990'lı yıllarda Sovyetler Birliği ve Rusya'nın enkaz üzerinde yaptığı müdahaleler ve titanyum kaplamalar, bu olumlu tablonun oluşmasında rol oynamış görünüyor.