Küresel enerji krizinin ortasında, Çin, havacılık tarihini köklü bir şekilde değiştirebilecek olan, neredeyse imkansız görünen bir konsepti test etti. 7.5 tonluk devasa bir insansız kargo uçağı, tamamen hidrojenle çalışan yerli motoru AEP100 ile gökyüzüne yükseldi.
İLKLERLE DOLU BİR UÇUŞ
Bu 16 dakika süren uçuş, kendi güç ölçeğinde dünyada bir ilk olma özelliğini taşıyor. Ancak asıl heyecan verici olan, uçağın uçması değil, motorun içindeki akıl almaz mühendislik savaşı. Batılı devler, hidrojen uçakları için yakıt hücresi teknolojisini tercih ederken, Çin doğrudan sıvı hidrojeni motorun içinde yakmayı seçti. Bu, uçağı tam anlamıyla bir mühendislik cephesine dönüştürüyor.
Ateş ve buz dansı
Hidrojenin uçakta taşınabilmesi için eksi 253 derecede sıvı olarak saklanması gerekiyor. Bu yakıt, motorun içine girdiğinde normal jet yakıtından çok daha yüksek sıcaklıklarla yanıyor. Mühendisler, uçuş boyunca donmayı ve motorun erimesini engellemek için zorlu bir denge kurmak zorunda kalıyor. Çin, 16 dakikalık bu uçuşla, bu zorlu termal yükü kontrol edebildiğini kanıtladı. Çünkü doğrudan yakma yöntemi, muazzam bir güç yoğunluğu sağlıyor. Çin, gelecekteki dev gövdeli yolcu uçaklarını uçurabilmenin tek yolunun bu doğrudan yakma yöntemine dayandığına inanıyor. Bu uçuşun gerçekleştiği günlerde küresel petrol piyasası alev alev yanıyordu. Hürmüz Boğazı'ndaki askeri gerilimler Brent petrol fiyatlarını tavan yaptırmışken, Çin için hidrojen, çevreci bir adım olmanın ötesinde, jet yakıtında dışa bağımlılığı tamamen bitirecek stratejik bir güvenlik kalkanı işlevi görüyor. Hidrojenli bir yolcu uçağının sertifika alması, güvenlik prosedürleri nedeniyle uzun yıllar alabilir. Bu nedenle, Çin akıllıca bir strateji izleyerek, teknolojiyi öncelikle 'düşük irtifa ekonomisi' alanında kullanmaya başlıyor. Hedefleri arasında insansız hava kargo taşımacılığı, adalar arası lojistik hatları ve askeri/ticari koridorlarda hidrojen dolumunun kolayca kontrol edilebilmesi var. Resmi yol haritasına göre, 2028'de teknolojiyi tamamen kusursuzlaştırmak, 2035'te bölgesel küçük uçaklarda kullanmak ve 2050 yılında kıtalar arası dev yolcu uçaklarında standart haline getirmek amaçlanıyor.


