BBC Türkçe'ye konuşan TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli, Türkiye'de 2012-2018 yılları arasında maden arama ve işletme için tahsis edilen orman alanı miktarının 65 bin 884 hektar olduğunu söylüyor.

Tuncaelli, ülkede çok sayıda bölgenin madenlere ruhsatlandırıldığını, buralarda orman ve verimli tarım alanlarının tahrip edildiğini aktarıyor.

Tuncaelli, "Kaz Dağları yöresinin yüzde 79'u, içinde altının da olduğu dördüncü grup maden ruhsatlarının tehdidi altında. Yörede 2000'li yılların başından bu yana işletmeler 30'un üzerinde siyanürlü altın madenciliği projesini ilgili bakanlıklara sundu" diyor.

Tuncaelli, madencilik faaliyetlerinin başlatıldığı bölgelerde gerçekleştirilen kazı çalışmalarının sonucu olarak yer altı sularının akış yönünün değiştiğini ve su miktarının azaldığını anlatıyor.

Tuncaelli, "Bugün Ordu, Fatsa ve Kütahya Kışladağ'da maden projelerinin çevresinde yaşayan halk, yaşamsal ihtiyacı için gerekli güvenli içilebilir suya ancak evlerine taşıdıkları damacana su ile erişebiliyor" diyor.

Kaz Dağları bölesindeki Kirazlı Altın Madeni'nin ÇED raporunda, madenin işletmede kalacağı 6 yıllık süreçte 2 milyon metre küp su tüketmesinin beklendiğini söyleyen Tuncaelli, bu rakamın 10 milyon 500 bin kişinin günlük su tüketimine eşit olduğunu belirtiyor.

Metalurji Yüksek Muhendisi ve TMMOB üyesi Cemalettin Küçük, en büyük sorunlardan bir tanesinin kazılan alanlardan çıkartılan ve metrelerce yükselen atık yığınlarının su ve hava ile etkileşimiyle asit oluşturması olduğunu, bunun etkilerinin görülmesinin bazı yerlerde 10 yıl sürebileceğini söylüyor.

Bugünlerde tek bir gram altına ulaşmak için bazı yerlerde 25 ton kayacın yerinden sökülmesi gerektiğini söyleyen Küçük, oluşan bu atık dağlarının maden faaliyetlerinin bitiminde ortamda olduğu gibi bırakıldığını ve toksik hale geldiğini bildiriyor.

Bunun sürdürülebilir bir yöntem olamayacağını söyleyen Küçük sözlerine şöyle devam ediyor:

"Örneğin Uşak Eşme'de altın madeni çalışmaya başladığında güçlü bir yağmur yağdı ve atık dağının yüzeyindeki kimyasal yapıyı tamamen değiştirdi. Bu, insanlarda zehirlenmeye yol açtı. Erzincan Çöpler Madeni'nde de atık dağının dibine badem ağacı dikmişler. 3 yıl sonra o ağaç kurur."

Geçmiş yıllarda Bergama ve Uşak gibi bölgelerde altın madenciliği faaliyetlerinin tarımı, endemik biyolojik çeşitliliği ve insan sağlığını ve yaşamını olumsuz etkilediğini söyleyen Küçük, TMMOB'nin Erzincan'da düzenlenen bilirkişi gezisinde tüm bu alanları temsil edecek ve değerlendirebilecek uzmanların bulundurulmasını istediğini, ancak bu talebin reddedildiğini anlatıyor.

Emekli Tümamiral Cihat Yaycı'dan Türkiye'ye İran-İsrail uyarısı Emekli Tümamiral Cihat Yaycı'dan Türkiye'ye İran-İsrail uyarısı

Küçük, "Maden şirketleri madencilik faaliyetlerinin sosyolojik etkilerini ve halk sağlığı tehlikelerini değerlendirmeden işletmelerini kuruyor. Halbuki bunlar uzun süreli takip edilmesi gereken etkenler" diyor ve şöyle devam ediyor:

"Bugünlerde Bergama yakınındaki Bakırçay Ovası'ndan söz edemiyoruz. Türkiye'de pamuğun, tütünün, zeytinyağı ve ayçiçeği yağının en yoğun görüldüğü yerdi burası ve artık hiçbiri yok. Köylüler ise madende işçi olarak çalıştıktan sonra bölgeden göç etmeye başladı" diyor.