Yukarı Karabağ Meselesi

Yukarı Karabağ meselesi; Kafkasların en verimli toprakları olan ve Rusya’nın sigortası durumundaki Azerbaycan coğrafyasının jeopolitik durumu sebebiyle, Rusların Azerbaycan toprakları üzerinde istikrarsızlık oluşturmak, Azerbaycan’ı Rus bağımlılığında tutmak maksadıyla 1820 li yılından başlayarak demografik yapısını İran’a ve Osmanlıya karşı kullandıkları, tarihte soykırımlarından başka bir marifeti olmayan Ermenileri yerleştirerek, demografik yapısı sürekli Ermeniler lehine geliştirilen bir planın sonucudur.

Penah Ali Han tarafından 1748 de kurulan Karabağ Hanlığını Ruslar 1805’te kontrol altına aldılar ve 1813’te de, Gülistan Anlaşmasıyla ilhak ettiler. 1822 yılında Karabağ Hanlığı ortadan kaldırıldı. Knez Grgoria Potyomkin, 19 Mayıs 1783’te Çariçe II. Katerina’ya yazdığı mektupta: “Fırsat bulunca Karabağ’ı hemen Ermenilerin kontrolüne vermekten ve böylece Asya’da bir Hristiyan devlet kurmaktan“ bahsetmektedir. Aslında bu mektup 1820 yılından sonra bölgede ki huzursuzlukların sürekliliğinin ve 1823 ten itibaren Anadolu ve Azerbaycan başta olmak üzere Kafkasya da ve İran da Ermenilere yaptırılan soykırımların da temelini oluşturmaktadır. Bu plana daha sonra diğer batılı oryantalisteler de maddi ve istihbarat desteği ile güç vermişlerdir.

4. 5. Yüzyıldan itibaren bölgeye gelemeye başlayan Türklerin yönetim ve hâkimiyetinde bulunan Azerbaycan toprağı içinde ki Karabağ da 1823 de nüfusun % 91,6 sı Türk, % 8,4 Ermeni ve diğer Hristiyan ahaliden oluşmaktadır. 1832 de yapılan nüfus sayımında nüfusun % 64,5 i Müslüman ve Türk, % 34,3 si Hristiyan Ermeni, % 1,2 si diğer Hristiyanlardan oluşur duruma getirilmiştir. İran ve Türkiye den göç ettirilen Ermenilerin, özellikle Karabağ’a iskânı sonunda nüfus oranları; 1926 da % 10,1 Türk, % 89,1 Ermeni, 1979 da % 23 Türk, % 2,1 diğer Hristiyanlardan, % 74,9 Ermenilerin lehine olacak şekle getirilmiştir. Kafkasya kronolojisi incelendiğinde 1823 ten sonra Rusların desteği ile Ermenilerin, kayıtlara geçen 200 binin üzerinde insanı katlettiği tarihi belgelerle sabittir. Rusların ilhakından sonra kısa zamanda Ermeni nüfusun bu kadar hızla artması, Potyomkin planının sistemli uygulandığını gösterdiği gibi yeni katliam ve soykırımlarında devam edeceğinin göstergesi olarak kabul edilmeli, Kafkasya halkları, Türkiye ve Türk dünyası köklü bir çözüm üretmek zorundadır.

1904-1915 arasında ve 1. Dünya harbinde Anadolu’da Ruslarla, Fransızlarla işbirliği yapan, soykırımcı Ermeniler, Kars, Erzurum, D. Beyazıt, Van, Erzincan başta olmak üzere doğu ve güneydoğuda büyük katliamlar yapmıştır. Bu işbirlikçi Ermeniler, Rusların planı ve desteği ile katliamlarına Azerbaycan da da devam etmişler, kısa bir zaman diliminde 50 binden fazla Azerbaycan Türküyle birlikte çok sayıda Kafkas Müslümanını da katletmiştir. 1918 de Ermeni Nüfus yoğunluğu olmayan Bakü de büyük katliam yapmışlardır, 10 binin üzerinde insanı öldürmüşleridr.

Bolşevik ihtilaliyle Çarlık idaresi dağıldıktan sonra Bolşevikler, Azerbaycan Türküne karşı Ermenileri Çar Rusya’sının kışkırtıp desteklediğini açıkça kabul etmiştir. Ancak ilerleyen zaman içinde SSCB idaresi de aynı şeyi yapmıştır. Sovyetler döneminde Ruslar, değişik zamanlarda olmak üzere Büyük ölçüde Azerbaycan toprağını Gürcistan ve Ermenistan’a verilmiştir.

1985 de Marksizm’in İflasının su yüzüne çıkmaya başlamasıyla birlikte diasporanın desteği ve yönlendirmesiyle Ermeniler, Azerbaycan yönetiminde otonom bölge olan Karabağ parlamentosundaki Ermeni çoğunluğunun verdiği avantajı kullanarak 20 Şubat 1988 yılında Ermenistan’la birleşme kararı aldı. Azerbaycan’a karşı bağımsızlık ilan etti. 1991 yılında yapılan, Türklerin protesto ederek katılmadığı referandumla Karabağ’ın, Ermenistan’a katılması kararı alınmıştır. Azerbaycan yönetimi ve batılı devletler bu kararı tanımayacaklarını açıklasalar da fiili durumun yolu açılmış oldu. 1988 yılından itibaren Ermeniler, Bütün Azerbaycan toprakları üzerinde terör ve tedhiş olaylarına başlamış, birçok Türk yerlerinden göç ettirilmiş, birçok bombalama ve kundaklama olayı yapılmış olmasına karşılık SSCB yönetimleri, önleyici karşı tedbirler almadığı gibi, Ermenileri memnun edecek birçok karar almıştır.

Türkiye’nin 1988 de başlayan bu olayları Sovyetlerin iç işi olarak değerlendirmesi esef verici tarihi bir yanlıştır. Bu durumun 20 Ocak 1990 da Kızıl ordunun Bakü’de yaptığı katliamda Ermenilere açık destek vermesinde, böylece Ermenilerin yolunu iyice açmasında etkili olması muhtemeldir.

Şubat 1992 yılına gelinceye kadar Ermeniler Lâçin koridorunu işgal ederek tamamen kontrol altına almıştır. 25 Şubatı 26 Şubata bağlayan gece yarısından sonra, Bugün Ermenistan devlet başkanı olan Serj Sarkisyan’ın yönetimindeki Ermeni Taşnak katilleri, Rus Kızıl ordusunun 366. Mekanize Alayının desteği ile Hocalı kasabasında, 83'ü çocuk, 106 kadın ve 70'den fazla yaşlı dâhil olmak üzere toplam 613 Türk öldürülmüş, toplam 487 kişi ağır yaralanmış, 8 aile üç nesil (dede, baba, torun) toptan yok edilmiştir. 1275 kişi ise esir alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başlarının kesildiği, kafataslarının patlatıldığı, derilerinin yüzüldüğü görülmüştür. Hamile kadınların ve çocukların da bu vahşete maruz kaldığı tespit edilmiştir. Şartları ve uygulaması itibariyle zerre kadar adalet duygusu taşıyan, ahlak, vicdan ölçülerini kaybetmemiş, insanlık onuruna saygı duyan herkesin kabul edeceği açık bir soykırımdır Hocalıda yapılan. Tarihe vahşetten başka iz bırakamayan Rus-Ermeni ortaklığı, Hocalıda kör sağır dünyanın gözünün içine baka, baka ortak bir kanlı sayfa daya hediye etmiştir tarihe.

Tarih, insanları ve devletleri geride bıraktıkları izlerle yâd eder. Üzülerek ifade etmek zorundayım ki Birinci dünya harbinde Kars, Erzurum, Sarıkamış’ta Ermenilerin katliamlarına karşı, Ahmed Cevat yönetiminde ki "Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi" Bakü’den Anadolu’nun imdadına yetişirken, 1992 şartlarındaki Demirel yönetimindeki Türkiye, Azerbaycan’ın feryatlarına kulak tıkamış, zorda kalanların tahliyesi için istenen iki helikopteri göndermemiştir. Daha da vahimi; Ermenistan’ı ilk tanıyan ülkelerden birinin Türkiye olması ve Ermeniler Azerbaycanın her yerini bombalayıp, Türk kanı dökerken, Demirel yönetiminin Ermenilere 1993 yılı sonuna kadar yüklü miktarda yiyecek ve ekonomik desteğin yanı sıra, batının Türkiye üzerinden silah göndermesini görmezlikten gelmesidir. Üstelik Ermenistan’ın bağımsızlık bildirisinin 11. maddesinde Doğu illerimizi “Batı Ermenistan” olarak nitelendirmelerine, “Ermenistan, 1915 soykırımının tanınması çabasını sürdürmeye devam edecektir” ifadelerinin yer almasını dikkate bile almadan.

Rusya, Azerbaycan’ın işgalinden sonra Çarlık ve SSCB döneminde planlarını Azerbaycan ile Türkiye’nin irtibatını kesmek üzere oluşturmuş, Ermenileri bunun için kullanmıştır. Yukarı Karabağ bu politikalar sonunda Kafkasya’nın kaderinin düğümlendiği nokta durumuna gelmiştir.
Yukarı Karabağ sorununu yalnız Azerbaycan Türklerinin sorunu olarak görmek yanlış olur. Türk dünyasının, Kafkasya’nın ortak sorunu, kaderi olarak görmek gerekir.
Karabağ sorunu, Kafkasya'nın geleceğini küresel, bölgesel güçlerden daha belirleyici öneme haiz, adeta bölgenin kaderini belirleyici niteliktedir. Bu kör düğümün çözümü en fazla bugüne kadar hep kullanılan Ermenilerin yararına olacaktır. Ancak aldatılmaya alışmış, kin ve nefretten beslenen Ermenilerin bu gerçeği görmeleri, Azerbaycan ve Türkiye’nin yürütecekleri ortak strateji ile mümkün olacaktır.

Sovyetlerin dağılmasıyla Türkiye bölgenin en önemli gücü durumuna gelmiştir. Fakat musallat edilen bölücü terör ve koalisyonların doğurduğu yönetim istikrarsızlığı, AB-ABD etkisindeki siyaset dışı bazı güçlerce Türkiye’nin enerjisinin bloke edilmesi, son senelerde yönetim istikrarı olmasına rağmen, yönetimin başta Türkiye’nin ve Türk dünyasının meselelerine yaklaşımındaki isabetsiz tavırları, Türkiye'yi sahip olduğu gücü kullanmaktan uzaklaştırıyor. Bu olumsuz durumu iyi değerlendiren Rusya ve ABD bölgenin imkânları üzerinde tayin edici duruma gelmektedir. Son olarak Ukrayna meselesi ile ABD ve AB’nin, Rusya’ya karşı oluşturdukları blok Rusya'yı çok zor bir sürece soktu. Rusya'nın kendisine ihtiyacının olduğunu gören Türkiye, Rusya’yla bölgesel iş birliği kurarken stratejik konuların başına Karabağ meselesini, Türk-Ermeni ilişkilerini koyması halinde sağlıklı sonuçlar alma gücüne sahiptir. Bugün Rusya'nın içinde bulunduğu durum, Ermenistan üzerindeki gücünü kullanmaya mecbur edecek niteliktedir. Türkiye Kafkaslarda proaktif politikalarla kartlarını iyi kullanması halinde 200 yıllık Karabağ meselesi ve Türk-Ermeni ilişkileri olumlu ve yeni bir mecraya taşınmış olur, bu da Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ı bölgenin politikalarının belirlenmesinde ortak güç yapar.

25 ŞUBAT 2015 TARİHİNDE  SAAT: 19:00 DA ÜSKÜDAR KÜLTÜR MERKEZİ- BAĞLARBAŞI-ÜSKÜDAR-İSTANBUL ADRESİNDE YAPILACAKTIR İSTAD-TÜRKİYE AZERBAYCAN DERNEĞİ TARAFINDAN DÜZENLENMİŞTİR.

 

 



YORUM EKLE