Yozlaşma!

 Türk Dil Kurumu (TDK) Türkçe Sözlüğünde “Yozlaşama” 1. Geri evrim. 2. Yapının bozulması. Bir organizmanın ya da bir parçasının daha az aktif ve daha sade olan biçimlere geri dönmesi. Dejenerasyon, olarak tanımlanmıştır!
 
“Yozlaşma” tabiribirçok şey, birçok alan için kullanılmaktadır. Örneğin; Kültürel yozlaşma, fikri yozlaşma, kişisel yozlaşma v.b.
 
Halk arasında “eskiden bu böyle yapılmazdı, söylenmezdi, görülmezdi” gibi ifadeler de yozlaşmanın değişik şekilde ifade edilmesidir.
 
Peki! eski ile yeni arasındaki her fark değişiklik yozlaşma kabul edilmelimidir?
 
Bunun için toplumları/milletleri ayakta tutan temel unsurlar ile insanı birey olarak ve /veya vatandaş, yurttaş, halk olarak ayakta tutan temel unsurlara ana hatları ile bakmak gerektiğini düşünüyorum.
 
En genel anlamıyla toplumsal yapı bireyler arasındaki kurumlaşmış ilişkiler bütünüdür.(1)
 
Toplumsal yapı, fizik ve kültürel yapı olmak üzere ikiye ayrılabilir.
 
1. Fizik Yapı: Toplumun içerisinde bulunduğu coğrafi mekân ve nüfus özellikleri fiziksel yapıyı meydana getirir.
 
2. Kültürel Yapı: Toplumsal ilişkilerden kaynaklanan öğeler genel olarak kültürel (toplumsal) yapıyı meydana getirir.
 
Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: Toplumsal ilişki, Süreklilik yönünden toplumsal ilişkiler, Toplumsal statü, Toplumsal gruplar (kümeler) ,Toplumsal yığın, Toplumsal kategoriler, Toplumsal tabakalaşma, Toplumsal hareketlilik, Toplumsal kontrol mekanizmaları ve Toplumsallaşma (Sosyalleşme) (2)
 
Milleti meydana getiren temel unsurları da şöyle sayabiliriz. (3)
1 – Siyasî varlıkta birlik
2 – Dil birliği
3 – Yurt birliği
4 – Irk ve menşe birliği
5 – Tarihî karabet (yakınlık)
6 – Ahlâkî karabet (yakınlık)
 
Tabi ki Toplum/Millet kavramlarının ana unsurlarını farklı şekillerde tanımlayan birden fazla görüşler de vardır. O da geniş anlamda sosyoloji dalının inceleme konusudur.
 
Tekrar “Yozlaşma” kavramına döndüğümüzde Türk toplumunun/Milleti’nin böyle bir tehlike ile karşı karşıya olup olmadığına bakacak olursak; Fiziki yapı yönünden, coğrafi mekân dediğimiz Türk vatanının federasyon, konfederasyon tartışmaları ile zorlandığı vicdan sahibi, hain olmayan herkesin malumudur!
 
Ayrıca nüfus özellikleri de özetle “Türkiye 36 etnik yapıdan oluşmaktadır” anlayışı, birine yüz kere deli dersen deli olur dercesine yüzlerce hatta binlerce defa tekrarlanır olmuştur!
 
Maalesef bu tekrar devletin yasama, yürütme ve yargı erklerinde de karşılık bulur noktaya gelinmiştir.
 
Toplumu/Milleti meydana getiren kültürel yapının unsurları olan siyasi varlıkta birlik, dil birliği, ırk ve menşe birliği, tarihi ve ahlaki yakınlık da değişik toplum mühendisliği hamleleri ile ve tarihi gerçekleri saptırarak, olamayan tarihler ve diller icat ederek yozlaştırılmaktadır.
 
“Yozlaşma” kavramını halk diliyle örnekleyecek olursak; Büyüklerin karşısında ayak ayaküstüne atmak, toplu taşım araçlarında yaşlılara yer vermemek, modern görünmek uğruna, konuşurken araya bol miktarda yabancı kelime sıkıştırmak. v.b. şeyler zannedilmekle beraber “Yozlaşma” bundan öte bir noktaya gelmiştir!
 
Şöyle ki! Türkçe, Türk Milleti, kavramı Anayasamızdan çıkartılmak istenmekte, vatanımızın Güneydoğu Anadolu bölgesi emperyalist güçlerin türlü entrikaları ile vatanımızdan siyasi yönetim ve coğrafi olarak kopartılmak istenmektedir. Buna karşı direnenler de “Paranoya” ile itham edilmektedir.
 
Ülkemizde yüce İslam dinimiz manadan çok şekli olarak öne çıkartılmakta ve Müslüman Türk Milleti din ile aldatılmaktadır.
 
Vatandaşlarımız kutuplaştırılmıştır. Mezhep ayrılığı körüklenmektedir.
 
Özellikle gençlerimiz toplumcu olmaktan daha ziyade bireyci ve hümanist olarak yetiştirilmeye çalışılmakta ve tüketim ekonomisinin dişlilerine atılmak istenmektedir. Bu konuda maalesef ciddi bir mesafe de alınmıştır!
 
Türk Milletinin temel kurumu olan aile müessesesi deformasyona uğramıştır. Boşanma oranları her geçen gün artmaktadır. Aileyi dişi kuş kurar anlayışı yerini eşe, kadına şiddete bırakmıştır.
 
“Yozlaşma” günlük hayatımıza o kadar sinmiştir ki! Ev hanımlarımız TV karşısında “Evlilik Programları” ile günlerini geçirirken, yönetenler ve yönetilenlerin büyük bir kısmı “Benim hırsızım iyidir” anlayışını benimser noktaya gelmiştir.
 
Cadılar günü, kara Cuma gibi batının tüketim ekonomisinin argümanlarının kendilerine Müslüman, İslamcı demokrat denilen yeni burjuvazi sınıfı da dâhil olmak üzere vatandaşımızda geniş bir karşılık bulması da cabası!
 
Devleti yönetenlerden en ücra köşede yaşayan sade vatandaşımıza kadar toplumun bir çok sosyal dilimi, günler hatta saatler dahi geçmeden söylediği bir şeyi kolaylıkla “İnkar” edebilme çürümüşlüğüne sürüklenmiştir.    
 
Yukarıda teorik ve gerçek boyutları örnekler ile ortaya konulan “Yozlaşma” olgusu çok ciddi bir toplumsal yara haline gelmiştir!
 
Sinsice ve ileri demokrasi, özgürlük, değişim, öze dönmek, v.b. kavramlarla süslenerek altın tepsi içinde Türk Milleti’ne sunulan “Yozlaşma” gelinen nokta itibariyle zirve yapmıştır!
 
Türk Milleti kendine giydirilmeye çalışılan deli gömleğini giymeyecektir. Kendini er ya da geç  yozlaşmadan kurtaracaktır. Buna inancımız tamdır!
 
“Her çıkışın bir inişi vardır” Toplumsal yozlaşma da zirveden aşağı inecektir!
YORUM EKLE