Yol ver büyük Türkiye geliyor

Yeni Türkiye Yolu Diktir

Düğün el ile harman yel ile
Ya da
Harman yel ile düğün el ile
İlave ediyorum
Seçim de herkesle
 
Türkiye’de halk, her birimizin katılmamızın zorunlu olduğu bir seçime değil, seçimlerin babası olan HALK OYLAMASINA gidiyor. Yani korkmaya gerek yok yetki halka veriliyor, bundan iyisi Şam’da kaysı…
Bu oylamada hiç kimsenin ismi olmayacak, parti bültenleri de olmayacak, yalnızca iki bülten olacak. Birisinde beyaz  “EVET”. İkincisinde ise bej “HAYIR” yazacak.
Başka bir tercih yapmaya kimsenin hakkı da olmayacak. Kullandığımız her oy geçerli sayılacak.
Adına BAŞKANLIK SİSTEMİ denen ya “Yeni Türkiye Ufku” açacağız ya da (100) yüz yaşına basan parlamenter demokratik sistemin ömrünü uzatacağız.
Balkanların Bulgaristan kısmında yetiştikten sonra ana-vatana gelen kuşağımın düşünme, sonuç çıkarıp eylem etme birikiminde olumlu ya da olumsuz niceliklerin birikiminden yeni niteliğe geçilir. Oluşan yeni nitelik de biri öteki olmadan olamayan bir zıddiyetler bütünüdür.
Bu bağdaşmazların arasındaki arasız boğuşma da biri diğerini ötekini reddederek iteler ve hayat yeni olanı yaşama çağırır.
Kuşkusuz yeni olan da bir tohum çekirdeğidir, soyu sülalesi kabuğu püskülü olumsuzlananla mazi olmuştur ama yeni doğan daha yüksek bir aşamada hepsinin devamıdır.
Böylece toplumsal ve siyasal gelişmemizi bildiğimiz gibi sürdürelim ya da daha yüksek bir açamaya geçip yeni ufukta açılalım kararını verecek olan halk oylamasına katılacak olan halkın kendi iradesidir. Şahsen ben, Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK) yönetimi ve kanaat önderi arkadaşlarım adına “Hayatta, hiçbir şeyi istemedim, seni istediğim kadar!” şarkısından etkilenmiş gibi “EVET” diyeceğimizi her zaman olduğu gibi bu seçimde de önceden beyan ediyoruz.
Şu asla unutulmamalıdır ki, benim olduğum gibi temsil ettiğim soydaşlarımın da teninde Rumeli-Balkan Türkü kokusu, vicdanında Rumeli-Balkan dokusu var.
Bunun anlamı şudur.
Selçukludan beri (1000) bin yıl Balkanlarda yaşamış olan ve belki de 50 kuşak ve belki de daha fazla neslimizi vatan olarak bina ettiğimiz o topraklara verdiğimiz ve zaman geldi atalarımızın mezarına bir tas su döküp bir Fatiha okuyamadığımız bizler, Osmanlı devlet düzenini tarihe katarken günümüz Cumhuriyet Türkiye’si mayasının unundan tuzuna kanıyla, alın teri, vicdan ve zekasıyla karan, öz evlat bilip Şafak Yıldızı seçtiğimiz Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü doğuran ve bir an bile yalnız bırakmayan bizleriz.
Bütün çekilerimiz bir yana Türkiye’ye gelmemize temel esin Atatürk Güneşi altında yaşamak ve mutlu olmaktı.
Bu güneş demokratik parlamenter sistemle idare edilen, adalet kalesi olduğuna inandığımız Türkiye Cumhuriyetidir.
Birkaç yıldan beri yaşadığımız ruhsal, idesel ve siyasal bölünmüşlük, içinde bulunduğumuz kültürel kötümserlik ve kaos, asıl adı iç savaş olan dış destekli çok başlı terörle ucu karanlık mücadele, tek partili sistemden çoğulculuğa geçilmesiyle – 1960’tan beri – defalarca yineleyen yani toplum ruhunda kendini kolayca üretebilen darbeci zihniyet ve 15 Temmuz 2016’da ayaklanma ile patlayan FETO-cu, PKK-cı sağ sol marjinalliği, meclisin kilitlenmesi ve halk iradesine pranga vurulması, düşünen soydaşlarımın hepsini yeni baştan düşündürdü.
Yaklaşan HALK OYLAMASI 16 Nisan (REFERENDUM) üstüne tartışmaları, konuşmaları, çağrıları, destek eylemlerini veya tepkileri izlerken arkadaşlarımla beraber hep büyük ozan Nazım Hikmet’in çektiği hasretliğin zirvesi olan “Çok Yorgunum Kaptan” dörtlüğünü dinledik.
Çok yorgunum beni bekleme kaptan
Seyir defterini başkası yazsın
Çınarlı, kubbeli mavi bir liman
Beni o limana çıkaramazsın
 
Bizim durumumuz, açmamış bir gonca gülümüzün renginin önceden bilinemediği kadar belirsizdi. “Akan su durulur” misali bizim kararımız da zaman aynasında duruldu ve kesinleşti.
Memleketimde “dün öleni dün gömerler” sözü yaygındır.
Türk parlamenter demokrasisi 50 yaşından sonra çok yara aldı. 10 yılda bir hastanelik edildi. Kolu bacağı her tarafı pansumanlı, yürek yarası sızılı serpilip açamadı, dökülüp saçılamadı.
Devlet BAHÇELİNİN erken seçim kararından sonra başlayan değişiklikler ve ardından 2002’den sonra yaşanan atılımlı Türk inkişafını Ak Partiye ve seçkin önderimiz Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’a borçluyuz.
Önce Anadolu ruhu birleşti, şahlandı. Anadolu sermayesi oluştu.
Trakya ile büyük liman kentleri sermayesi ve Anadolu sermayesi birbirine örülüp kaynaştı. Türkiye teknolojik devrim aşamasına girdi. Cumhuriyet devrine eşek, kani arabası ve karasabanla giren Türkiye, kabuk değil öz değiştirdi. Dünya büyükleri arasında 16. olurken, modern kentleşmesi, çift yolları, kıtalararası dev köprüleri, tünelleri, sürat trenleri, ürettiği arabalar, kamyon ve otobüsler, gemi, denizaltı ve uçaklarıyla, füze sistemleriyle, dünya birincisi barajları, uçak alanları, iletişim ve akaryakıt taşıma sistemleri, limanları, atom enerji projeleriyle ünlendi. Her ili bir üniversite şehri olan ana-vatanımız 34 devletli Türk Dünyasında kültür ve irfan beşiği olurken, 56 devletli İslam Dünyasına da barış güvenlik ve uzlaşma özlü yeni bir ruh taşıdı. Böylece bir asır süren yerel güç olma kabuğundan onurla çıktı.
Etki alanı gittikçe genişleyen, bölgesel güç haline geldi. Küresel stratejinin makas oynattığı alanlarda kesin söz sahibi ve sonuç belirleyen güç ve faktör rolü üstlendi.
Müslüman Dünyasını “Arap Baharı” ile yakmayı hesaplayanların planları Türkiye medeniyetine tosladı. Eski kıta Avrupa bir (1) milyon sığınmacıyla çökerken, Türkiye’miz dört (4) milyon sığınmacıya kucak aştı. Yakın Doğu’ya havadan bomba yağdırıp yer altından patlatarak ve mağaralarda katil besleyerek halkları dize getirmeye çalışanlar karşılarında güçlü ve kararlı Türkiye Cumhuriyeti bulunca, istese de istemese de durdu ve gerilemeye başladı.
İşte tüm bu gelişmeler ana-vatanımıza geldiğimiz yıllardan sonra oldu.
1919’da dedelerimizin de katıldığı ve Çanakkale zaferiyle doğan yenilmez Türk ruhu, 2016’da yenilenerek tekrar bizimle şahlandı. Demokrasi nöbetlerinde, “Yanikapı” mitinginde hep beraberdik. Zaferimizin adını şarkılara, her mevsim uyansın diye bahara verdik.
Bizim, ruhu darbeciler besleyen, meclisi kilitleyen, halk iradesine kelepçe vuran demokratik parlamenter sistemle vedalaşmamız “Yenikapı” halk buluşmasında, bayrak ormanında BULTÜRK de yerini aldı. O mitingde de esti BULTÜRK BAYRAĞI bizim harman yelimiz.
Yeni günlerde toplumsal bir zorunluluk olarak gelen BAŞKANLIK SİSTEMİYLE ilgili görüşlerimizi daha geçen yılın güzünde yazdığımız yazılarımızda soydaşlarımıza defalarca duyurmuştuk.
Son dönemde kavgalı gürültülü, TV ekranlarında baygınlık verecek kadar uzayan, gereksiz saydığım tartışmalara kulak misafiri olurken, hep “Dede Korkut Hikayeleri”ndeki halka verilen “devlete sağdık olma” gibi öğütleri anımsadım.
Deli Dumrul” efsanesi gözlerimin önünden gitmedi.
Oğullarının yaşaması için canlarından kıymık vermeyi kabul etmeyen yaşlı anne ve babayı düşündüm. Kocasının hayatta kalması için kendi canını vermeye hazır olan eşini hayal ettim. Yüce Tanrının yaşlıların canını alırken, genç karı kocanın ömrünü (100) yüz yıl uzatması adalet duygularımı okşadı. Bu öykünün özündeki büyük gerçek halkın birlik ve beraberliğini yaşatma emelidir.
Biz. Rumeli-Balkan Türkleri, Bulgaristan göçmenleri olarak, istikbalimizi, var olma güvencemizi, mutluluğumuzu TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKININ BİRLİK VE BERABERLİĞİNDE, DEVLETİMİZİN KUDRETİNDE ve İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ KAOTİK KÖTÜMSERLİKTEN BİZİ KURTARMAYA VE AYDIN BİR GELECEĞE TAŞIYACAK  DEVLET BAŞKANLIĞI SİSTEMİNDE GÖRÜYORUZ VE ONUN İÇİN DE EVET OYUMUZU SEVE SEVE VERMEYE HAZIRIZ. BİZİM RUMELİ-BALKAN-BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN OYU EVET OLMALI VE OLACAKTIR. BUNA MECBURUZ ÇÜNKÜ BİZ DEVLETSİZLİĞİ EN İYİ BİLENLERDENİZ.
Ana-vatanımızın parlak istikbali, halkın oyuna ve iradesine dayanan Başkanlık Sistemi üstüne son aylarda yürütülen bir diş kovuğunu doldurmayan itirazlar bir yana, bildiğimiz ve inandığımız yoldan yürümeye kararlıyız.
Bu şanlı yol Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde başlamış ve Sayın R. Tayyip Erdoğan liderliğinde devam ediyor ve edecektir. Ana-vatanımızın bütünlüğünden, halkımızın kardeşçe beraberliğinden ve al bayrağımızın gölgesinden geçen her yolu birlikte yürümeye hazırız.
1.yüzyılın Utkan serüveninde XXI. yüzyılda beraber olmaya,
Yeni Türkiye, Büyük ve Güçlü Türkiye atılımlarında birlikteyiz ve oyumuz “EVET”. BULGARİSTAN TÜRKLERİ BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE İÇİN KARARIMIZ EVET.
Bu yolun bizi çınarlı, kubbeli, mavi limanda mutlu edeceğine inanıyoruz.
Evet” düğünümüze buyurun, Türkün adaleti, dünyaya ilahi adalet geri geliyor bu esen rüzgâr Türkün rüzgârı bizim BÜYÜK TÜRKİYE’NİN RÜZGÂRIDIR.
Bu rüzgarın önüne set değil, yol ver BÜYÜK TÜRKİYE GELİYOR.
YORUM EKLE