• 15 Ağustos 2016, Pazartesi 15:53
RafetUlutürk

Rafet Ulutürk

İyi dost kötü günde belli olur
Hak ve Özgürlük Partisi (HÖH) Şumnu eski milletvekili ve tescilde hukuksal usul süreci çıtasını henüz aşamayan Sorumluluk, Özgürlük ve Hoşgörü için Demokrasi – DOST partisi Başkan Yardımcısı Aydoğan Ali Sofya “Ramada” otelinde aydınların Deliorman Türk sanatıyla buluşmasında Türkçe konuştu fakat 15 Temmuz 2016 Türk halkının başına gelen darbe faciası ve ana-vatanımızı istila edip emperyalizme yem etme denemesinin halk direnişiyle önlenmesine değinmedi.
DOST yönetiminin temsilcisi, 7 Ağustos’ta İstanbul “Yeni Kapı”da düzenlenen, Türkiye Cumhuriyeti, devlet ve hükumet yönetimiyle birlikte Türk Dünyası ve Akraba Toplulukları derneklerinin de yoğun katıldığı 5 milyonluk “Şehitleri Anma ve Demokrasiyi Koruma” mitingine de değinmedi.
Yine DOST partisi kurucularından olan, şaire ve sanatçı Nurten Remzi de kürsüye çıktı, söz aldı, sanat etkinliğine katıldı, fakat o da Türk halkının ne yaşadığı trajediden, ne gösterdiği kahramanlıktan, ne şehitlerden ne de Türkiye’nin artık Balkan jeopolitiğini etki alanına tamamen alan Büyük Yeni Türkiye imajından bir söz bile etmedi.
Sözde Aydınlar arasında gerçekleşen bu buluşmada, DOST partisi yönetiminden bir heyetin 7 Ağustos 2016 “Yedi Kapı” Türklüğün demokrasi için buluşmasına neden katılmadığı konu oldu. Mitingden önce, DOST Sofya merkez ofisi Birleşik Amerika’nın Bulgaristan Büyükelçisi tarafından ziyaret edildiği öne atıldı. Elçi, bu görüşmede, Türkiye’nin bölge siyasetindeki rolü ve Türk dünyasında birlik beraberlik ve uzlaşma hamlelerine ilişkin gerçekçilikten farklı görüşler dile getirmiştir.
DOST yönetimini etkilemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti yönetimiyle DOST partisi yönetimi arasındaki ilişkilerin bir daha gözden geçirilmesi yönünde imada bulunan Amerikalı diplomatla DOST temaslarının devam etmesi noktasında anlaşma sağlanmış ve bunlar DOST partisinin İstanbul’da DÜNYA TÜRKLERİNİN BİRLEŞTİĞİ mitinge gitmemesine neden olmuştur, herhalde. Çünkü mitinge gelmediler.
Bu yeni gelişmelerin Bulgaristan Türkiye ilişkilerinde yepyeni bir döneminde baş göstermesi ve DOST partisi ile ilgili umutları büyük ölçüde gölgelemesi, halkı çok düşündürdü, Bulgaristan Türk aydın kesimini de düşündürmüştür.
200 yıllık demokrasi birikimi olan Türkiye Cumhuriyeti “Darbeler devri 20. yüzyılda kaldı” derken, 15 Temmuz’da FETÖ hain çetesinin halkımıza, askeri darbe, ana-vatanımızı işgal etme, bayrağımızı gönderden indirme, parçalama, hepimize diktatörlük zulmü yaşatma denemesi yaşandı.
Bu olay Dünyada kendini Türk hisseden her kişiyi üzmüştür. Bizim Türkiye’de özellikle de son 1989 sonrası gelenlerin 700 binden fazla yakınımız yaşıyor. Ortada bir kader birliği var.
“Türkiye ile işbirliğini baş tacı etme” azmiyle kurulduğunu iddia ederek halkımızdan destek isteyen DOST partisinin birdenbire belirsizliğe çark etmesi dikkati çekiyor.
Sözü geçen aydınlar “bir şeyler olmuş” demeye başlamıştır. Yeni dönemi belirleyen özellikler ise Bulgaristan Başbakanı B.Borisov’un “Her ne pahasına olursa olsun Türkiye ile en iyi ilişkiler geliştirmek zorundayız!” sözlerinde ifade bulmuştur.
Adetimizdir, komşumuzun ayağına en küçük bir sarıdiken batsa hemen ateşlenir “Ne oldu?, Geçmiş olsun, yapabileceğim bir şey var mı?!” yardıma koşarız.
Bu defa, birçoğumuzun kardeşi, kız kardeşi, anası babası, evladının, akrabalarımızın, dostlarımızın yaşadığı, ayakkabımız vursa derman için koştuğumuz ana-vatanımız tutuşturulmuş, yalnız evsiz barksız kalmamız değil, bir de vatansız kalmamız söz konusu olduğu trajik günlerde bir “Geçmiş olsun!” demekten sakınan HÖH’ü zaten biliyoruz da DOST liderliğinin ve bir temsilci dahi göndermeyen bu yeni tutumunu anlamak çok zor.
Yoksa bu “arkadaş” bildiğimiz, kendilerine sincap rolünü uygun görüp, Genel Başkan olarak bir partiden başka bir partiye sıçramayı yakışır bulanlar bizi (halkı) hafife mi alıyorlar?
Şahsen ben, bir daldan başka bir dala sıçrarken bir sincabın, uçuş esnasında durduğunu izlemedim. Uçuş esnasında yön değiştirme ancak kovandan çıkan arı topluluğunda izlenir.
Arı oğlu, yeni kovan ve kendilerini oraya götürecek oğul otu kokusu ararken yön değiştir.
Halkımız DOST’a yeni siyasi yuva ve oğul otu kokusu alamazsa, bu iş olmaz!
Bu örnekte yeni kovan Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı yaşatacak ortamdır. Oğul otu kokusu da Türklüğün kültür dünyasından bir parça olma arzumuzdur.
Eğer DOST-cu liderlerin kafasında, elle almaya çalıştıkları yarmadan, çapa-kürek sapı değil, sopa yapmak varsa, bu işten şimdiden var geçelim.
Türkiye ile ilişkiler yeni siyasetin olmazsa olmazı, mihenk taşıdır.
İşte bu ortamda, dikkatleri kilitleyen, HÖH partisinden soğumuş-kopmuş ve yeni bir siyasi tercihe yönelen insanlarımızın bugün yol ortasında durmasıdır. Ne pahasına olursa olsun (daha L. Mestan Genel Başkanken) HÖH’ten ayrılma kararı alan ve yeni atılıma bilinçli öncülük eden Kemaller (İsperih) yöre halkı bu bakıma da yeni örnekler sergiliyor.
Yola çıkan kitle, seçimler yaklaştıkça,  seçtiği bağımsız davranışa hayat alanı ararken, DOST’u aramıyor. “Gösterdiğim Cumhurbaşkanı adayına oy vermeyi kabul ederseniz yollarınızı-meydanlarını asfaltlarım” vaadinde bulunan B. Borisov’un GERB partisi adayını desteklemede birleşti.
Örneklerin ince ayarında farklılık gösteren çizgiler olabilir fakat bu genel değişim yönünü fazla etkilemiyor. Herkes, kokuşmuş HÖH kabuğundan çıkıp isteklerine cevap veren yeni bir biçimde buluşmaya yöneliyor.
Biz Bulgaristanlı Türk Müslüman bilincinin orta direğini oluşturan halk aydınları DOST’un duraksamasının şöyle bir örnekle açıklanmasının uygun olabileceğinde birleşmiş bulunuyoruz.
Bir defa şu var. Bizde her şey eskinin tekrarıdır.
Bulgar derin devletinin siyasette yaklaşım yöntemi var. Bir futbolcunun sahadaki oyun alanının belli olduğu gibi, (adam kaleciyse kaleyi bekler, 9 numaraysa gol atmayı kezler) siyaset arenasında her siyasi figürün ya da partinin rolü vardır.
Ve bu arenadaki değişiklikler, öyle onun bunun aklına şu ya da bu esti diye olmaz. Hatırlarsınız, Rus klasik Turgenev’in piyeslerinde hep duvarda asılı bir şey vardır. Eğer o asılı olan tüfekse, piyesin sonunda mutlaka patlar.
Şimdi Bulgar derin devletinin “aman şu bizim avcılık dostumuz Lütfi Mestan’ın Genel Başkan imajı bozulmasın” diye, yeni kurmaya çalıştığı partinin genel başkanı olmasını şartları şurtları kabul etmeden onaylamış olduğuna asla inanmıyorum. Meseleyi avcılığa bağlamamın sebebi ise, yarın Bulgaristan da kumru-bıldırcın avı açılıyor.  Lütfi bey de çıkar eski general, albay, Genel Müdür, bakan, bakan yardımcısı arkadaşlarıyla avlanmaya, fakat şu iyi bilinmeli ki, DOST’un siyasi arenadaki duruşu ve yeri konusu önceden sımsıkı karar bağlanmıştır, bu işler böyle olmasa, yazımın başındaki gelişmelerin rengi farklı olurdu!!!!
Geçen hafta Bulgaristan’a gittim, Sofya’da “Pelikon” kitapçısından bir kitap satın aldım. “İvan Kostov’un dosyası”. İv. Kostov 1997 – 2001 döneminde Bulgaristan başbakanıydı. Daha önce de Demokratik Güçler Birliği (CDC) Başkanı oldu. Bakan falan olduğunu yazmama gerek yok, adamın 250 sayfalık dosyası kitapçılarda…
Bu dosyanın ön sözünü ve son sözünü okumaya bilirsiniz, çünkü her şey çok açık. Kostov, CDC başkanı seçilmezden önce derin devlet isteklerini yazılı olarak onun önüne konmuş ve o da madde madde kabul etmiş.Başbakan olmazdan önce de, şunu şöyle yapacaksın, buna dokunmayacaksın, ona yol vereceksin, onunsa yolunu keseceksin vb vb tüm incelikler ortada ve o kabul edip imzalamıştır.
11 Ağustos sabahı “Nova TV” ekranında “Ne pahasına olursa olsun Bulgaristan Türkiye ile en iyi ilişkiler tesis etmelidir!” derken Başbakan’ın yüzünü okumanızı rica ederim. Bu cümle belki de 2015 yılından beri tekerlene tekerlene olgunlaştı ve Rusya Başkanı V. Putin ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan görüşmesinden sonra, kendiliğinden dile geldi. Bu cümle üzerine 10 cilt kitap yazılsa azdır. 138 yıldan beri Bulgar siyasi zihni böyle bir olgunluk göstermemiştir.
Şimdi gelelim L. Mestan beyin bıldırcın avına. Bir yerde “100 yıldan önce açılan dosyaların, gelecek için önemi olmadığını” okumuştum.  L. Mestan dosyası henüz açılmadı, fakat klasöre geçen hafta yeni sayfalar eklendiğine inanıyorum. Bu noktada önemli olan, onun Türkiye ile Bulgaristan arasındaki yeni dönem ilişkilerde yer almayacağı ve GERB’in Türkiye ile ilişkileri kendisi yürütmek istemesidir.
Yüzde yüz “Susacaksınız!” demişlerdir, o da “Susarız!” demiştir.
Yukarıda anlatılan olayları başka türlü anlamak mümkün değildir. Yarından sonra artık dağda bayırda kumru avında istediği geyik sohbetine katılabilir. İsterse, Ocak ayında, yeni Cumhurbaşkanı koltuğuna oturduktan sonra 3 değil, 5 kurt yavrusunu birden vurabilir. Türkçe bile konuşsa ceza kesen olmaz. Derin devlet böyle düşünür. Allah’la kul arasında aracı olmadığı gibi, derin devletle “uşağı” arasında da aracı yoktur. “Uşak” derin devlet babasını dahi tanımaz…
Biraz kurgusal oldu diyebilirsiniz, ama gizli gerçekler böyledir.
Görünen hayat ancak onların dünyaya yansımasıdır. Bir ağcın belindeki su görünmez, onun hayat buluşu yapraklar, çiçekler ve meyvelerdir.
Biz,  DOST’un bahçemizde yeni bir ağaç olacağını, farklı meyveler vereceğini hayal etmiştik.
Hatta hayal gücümüzü pek zorlamadan, yine Bulgaristan ağacında (elma olabilir) farklı bir aşı, örneğin orak, yaz, güz, yeşil, sarı, kırmızı elmalar arasında bir Müslüman Türk elması olmasını arzulamıştık.
Bize kokmasını, kızlarımızın yanakları gibi alyazmalı olmalarını arzulamıştık. Anlaşılan Bulgaristan ile Türkiye ilişkileri yeni bir aşamaya girebilme derecesinde olgunlaşmış, fakat Bulgaristan’daki iç ortam buna henüz pek fırsat vermiyor.
Örneklemeye devam edersek. Son üç haftada şu özellikler gün ışığına çıktı.
DOST partisi daha kurulmadan önce yalan söylemeye başladı, yani kendisini HÖH gibi maskelemeyi seçmiş. HÖH hep Türkiye dostu görünürken, Türkiye düşmanlığı yaptı.
DOST için  “Tescil edildi” dendi, fakat hukuksal çıtanın aşılmasına 1 Ağustosta başlayan bir aylık adli tatil engel oldu. Yargıç hasta raporu getirir veya görevli gönderilirse bu iş uzaya da bilir. Uzarsa DOST 6 Kasım seçimlerine katılamaz.  Burada önemli olan L. Mestan’ın derin devlet isteklerinin hepsini kabul edip etmemiş olmasıdır. Ve bu isteklerin somut içeriğidir.
Bu iş 5 Eylülde biter ve köpüklü şarap patlatılırsa “ruhsal esaretimiz devam ediyor” anlamına gelir. Şu anda, bir şey yapmamıza gerek yok. Bu gidişle, milletimizi avutmak için HÖH piyesi, yeni aktörlerle bir daha sahnelenecektir. Belki de parti programının açıklanmamasının nedeni de budur.
DOST partisi, Bulgaristan Türkiye ilişkilerinde sonuç belirleyici rol alma olanağını daha işe başlamadan yitirmiş gibi görünüyor. Boyko Borisov’un Türkiye Başkanı R.T. Erdoğan’la görüşme konularını L. Mestan aracılıyla uyulmadığı söylentilerinin uydurma olduğu artık anlaşılmıştır.Türkiye’deki olup biten, Büyük Türkiye atılımları ve Bulgaristan’ın Güçlü Türkiye’nin etkisi alanına girmek zorunda bulunması gibi  konularda DOST partisinden Bulgar milli çıkarları yanında yer alması istenmiştir. Mestan’ın aktüaliteden uzak kalmayı kabul etmiş olması ise, onu memlekette dönen kısır politikalar kodesine kapayacaktır.
Yeni koşullar DOST siyaseti “sorumluluk” ilkesine kilitleyebilir. Ülkede herkes çaldıkça çalarken DOST insanlarımıza sorumluluk dersi vermeye başlarsa şaşmamalıyız. Çünkü en büyük hırsızların HÖH partisinde gizlendiğini (Biserov, Tabakov, Sever, Peevski, Doğan vb) bilmeyen kalmadı. Onları kötüleyerek biz demokratik ortamda sorumlu olacağız masallarına dinleyici bulmak da zor olur.
DOST’un bel bağladığı NATO ve Avrupa Atlantik siyaseti de toslamıştır. Devletler üstü bir kuruluş olan Kuzey Atlantik Paktı DOST’un elini öpmez. Çünkü kendi azınlık sorunlarını NATO üyesi Türkiye’nin katkılarıyla bile çözemeyen Bulgaristanlı Müslüman Türklerin dış politikaya davet edilmeleri gündem oluşturmuyor. Şöyle ki, Bulgar kışlasında tek Türk asker yokken,  Savunma Bakanı’nın Türklerden seçileceğini düşünmek yanlış olur. NATO’nun ülkemizde 5 bin askeri ve birkaç üssü var. Bulgaristan savunma harcamalarını aslan payını Türkiye ile kara ve deniz sınırını güçlendirmeye ayırırken, farklı bir viraja gireceğini akıldan geçirmemiz uygun olmaz.
DOST partisinin iç siyasetteki yükümlülüğü ekonomik ve sosyal alanlardan fazla Makedon komitalarının VMRO, eski faşist kalıntısı “Yurtsever Cephe” (PF), Rusofil “Ataka” yapılanması dikenliğinde taş ayıklamaktan ileri gideceğini düşünmüyorum. Bu cümleden olarak Türk, Türkiye, İslam düşmanlığının şiddetlenmesine seyirci kalan HÖH’ün el atmadığı bir boşluk da ortadadır. Bu arada, Pazarcık gibi yörelerde FETÖ hainlerinin yoğun çalışmaları, Bulgar devletini kışkırtmak için Avusturya’da maaşa bağlanmış kadınların Bulgaristan’da siyah ferace (Burka) ile dolaşması da devletin gözünden kaçmıyor.
18 yıl meclis eğitim, öğretim, kültür komisyonlarından maaş alan L. Mestan gibi siyaset adamlarının yeni Bulgaristanlı Türk kimliğine iki tuğla koyacağını, anadilimizde beş kitap bastıracağını, anadilimizde kreş, anaokulu ve orta okul açtıracağını ya da 20 üniversite öğrencisine burs vereceğini düşünmek de yanlış olur. Gönderdikleri 1.500 öğrenci Türkiye’den dönmedi. L. Mestan’ın yönetiminde geliştirilecek Bulgaristan Türklerinin Kimlik siyaseti, 1980 yıllarının ancak tekrarı olabilir, bu parti gizlice ödün vermeye başlamıştır ve bu işin sonu kötüye gider. Verilen ödünleri parti yapılanmasında da izliyoruz. Kırcaali DPS şehir teşkilatı başkanlığına Rizeli bir kişinin (FETOCUMU ARAŞTIRMASI GEREK) seçmek istedikleri de konuşuluyor, Haskovo’daki adayın ise Sofya “Simyonovo” polis okulundan mezun olması ve ayrıca parti başkan yardımcılarından bazıların “Kütüphaneci Enstitüsü” gibi gizli polis kadroları yetiştiren kurumlarda ders vermesi göz çıkarıyor. Ali Rafiev, gibi bu siyaset kazanında 50 sene kaynamış aksakallarla konuşsak, aynı uyarılarda bulunacaklardır. Bu iş olmaz, bu fidan büyüse de fidanları komşu bahçesine sarkar ve biz Bulgaristan’da Türk-Müslüman halkı bu meyvelerinden hiç birine dokunamayız gibi görünüyor.
Bir de şu var, yapılan pazarlıklar o kadar ciddi ki, L. Mestan ve henüz tescil edilmemiş olan DOST partisi, çocuklarımızdan mekanik kafalı vurdumduymazlar yaratmak  için ülkemize gelen, imam hatip liselerimize sızan, İslam enstitüsünde son söz sahibi olmayı başaran, orta katman Türk ve Pomak çocuklarını, karma aile evlatlarını kontrolü altına alan FETÖ hain imamlarının Sofya ve Plovdiv okullarının, “Zaman Bulgaristan” gazetesini destekler duruma girmiş olması çok anlamlıdır. DOST’un FETÖ okulundan mezun olan çocuklara sahip çıkıp onları Türkiye üniversitelerinde okutma çabaları da biliniyor.
Görüldüğü üzere, Türklük bir, dilimiz, dinimiz ve kültürümüz bir olmasına rağmen, Türkiye’deki soydaşlarla ayrı çalışılması, Bulgaristanlı Türklerle ayrı çalışılması ve bu çalışmaları tek stratejinin iki oluşturucu halkası olarak yürütmek zorunlu olmaktadır. Şu dönemde Bulgaristanlı Türklerle etkinliklerde “genel ve erken, yerel seçimler ve halk oylamaları” kampanyaları dışında Kültürel ve eğitimsel temelde çalışma yönetilmesi esas alınmalıdır.
Bu çalışmalarda BULTÜRK Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği ile BGSAM Bulgaristan stratejik araştırma merkezi etkinlikleri en iyi sonuç vermiştir. BULTÜRK Derneğimizin 25 gece demokrasi nöbeti vererek tüm derneklere örnek olmuştur. Bu süreçte BULTÜRK Derneğimizin Yönetimi ile birlikte Bulgar basın ve TV programlarına demeçlerimiz de etkili oldu. Kim ne derse desin biz bu tarih sayfalarına girmekle gururluyuz, Çanakkale-Kurtuluş savaşından sonra böyle bir birlik görülmemiştir. Bu tabloda olmaktan gurur duyuyor ve tüm katılan üyelerimize
VATANIMIZA, DEMOKRASİMİZE, İRADEMİZE, KARDEŞLİĞİMİZE VE AL BAYRAĞIMIZA SAHİP ÇIKMAK ADINA HER AKSAM MEYDANLARDA MİLLETÇE TARİH YAZDIĞIMIZ DEMOKRASİ VE ŞEHİTLER NOBETINE KATILIMINIZDAN DOLAYI GÖSTERDİĞİNİZ BÜYÜK GAYRET, DUYARLILIK, HAMİYET VE DESTEK İÇİN KALBİ ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM.

Son haftalarda Bulgar kamuoyu, hele de Rusya Türkiye ilişkilerindeki uzlaşma ve yeni atılımlara açılma aşamasına geçişten sonra büyük bir sinirlilik yaşadı. Bunu, bir defa Özgürlük ve Şeref Partisi Başkanı Kasım Dal’ın 15 Temmuz hainler kalkışmasına karşı, Türkiye halkından ve idaresinden yana ve hainleri lanetleme tutumuna gelen tepkilerde gördük. K.Dalın kararlı Türkiye yanlısı ve darbecileri lanetleyen tavrı Türk düşmanlarını çileden çıkardı. Buradan kendisini bu davranışından dolayı kutluyorum
7 Ağustosta  “Yeni Kapı” “Şahitleri Anma ve Demokrasi” mitingine katılmasına saldırılarda da izledik. Yeni durumda, HÖH eski başkan yardımcılarından Osman Oktay, Mehmet Hoca, Güney Tahir ve diğerlerinin susmayı seçmesi ve ancak “Bulgaristan Zaman” ekibinin ise, ikiyüzlü bir tavır içinde “anti-Erdoğan” ve darbecilerden yana koroya katılması sisi iyice kaldırdı. Tüm bu gelişmeler Bulgar siyaset sahnesine sahte pehlivanlar çıktığına işaret verdi.  Halk canı pahasına demokrasi savaşı verirken, 240 şehit ortadayken ve binden fazla yaralı henüz taburca olmayı beklerken, maskeli kahramanların gazi olmaya heveslendiği, gün gibi ortadadır.
Şimdilik bu kadar haftaya devam edeceğiz. Kalın sağlıcakla,

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık