• 16 Nisan 2017, Pazar 15:50
RafetUlutürk

Rafet Ulutürk

Geleceğin kalesindeki temel taşımız geçmişimizdir

Bulgar kamuoyunu oluşturanlar, 26 Mart 2017 parlamento seçimlerini kaybedenin “Türkiye” ve “Bulgaristanlı Türkleri” olduğunu hafızalara tıkmaya çalışırken, tarihte ilk defa savaşa giren komutanla ya da yabancı generalle kazanılmış çarpışma olmadığına işaret ediyor. Bulgar basını, Başarısızlar sıralamasında Lütfi Mestan ve Aziz Babuşçu’nun da adını geçiriyor. “Otobüsle kazanılan çarpışma örneği yoktur” deniyor.
Son seçimin analizinde 3 çok önemli rakam var.
Bir. Bu seçimlerde Avrupa Birliği Konseyi’nin “faşist” olarak nitelediği “Ataka”, VMRO ve sahte “Yurtsever Cephe” için oy verenlerin % 45’ini 65’ten yaşlı seçmen olduğu.
İki. Bu seçimlerde Bulgaristan’ın Avrupalı Geleceği inin Yurttaşları (GERB) partisine de  oy vernelerin % 20’sini 65 yaşın üstündeki seçmen grubundan olduğunu.
Üç. Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) de oylarının % 40’ını 65 yaşın üstündeki seçmen kesiminden olduğunu. Demek oluyor ki, seçime geçmişin ruhu damga vurmuştur.
Bugünkü Bulgar toplumunda seçime katılanların üçte birini oluşturan, yukarıdaki üç partide kümelenen bu kitle, 1970 – 1989 yılları arasında Bulgar totaliter komünist düzeninde diktatör Todor Jivkov’un etnik ve dini azınlıklara karşı amansız zulüm siyasetinin maşası olan ve insan hakları ile vatandaşların eşitliği konularında demokrasi edinimlerini asla kabul edemeyen katılaşmış bir kitledir.
Bulgaristan çok ağır ve çok yönlü bunalım bataklığında batmaya devam ettiğinden ve yönetenlerin ne yapılması gerektiğini bilmediklerinden dolayı “İhtiyarlara akıl danışalım” durumu belirmiştir. Yaşlıların da verebilecekleri bir öğüt olmadığından, küf kokan bayrakları kaldırıp Türkleri durdurmak için sınır kapısına yürüdüler. Çünkü aşılamayan tehlikenin hep Türklerden gelebileceğine inandırılmışlardı.
Helsinki İnsan Hakları Komitesi avukatı Nikolay Hacıgençev’in resmi demecine göre, seçimler “total hezimet”, Bulgaristan Türkiye sınırındaki “sirk” ise “olağanüstü ağır cinayet”tir. Olay Savcılığa taşınmıştır. Seçimlerin iptali isteniyor.
Bulgar sosyologlarının ortak görüşünde kristalleşen değerlendirmede bu seçimlerde “kazanan yoktur, mevcut durum korunmuştur.” Yine de kazanan biri varsa o, eski başbakan Boyko Borisov’tur. Bu seçimle 2. hükümetinde başını ağartan sağcı aydın geçinenlerin tümünden kurtulabilmiştir. Kurşun kalem açmasını beceremeyen Reformcuların partilerinin beşi de baraj çitasını aşamadılar.
Ne var ki, hayatın “bir dert gider yenisi gelir” ya da “giden geleni aratır” kuralı bu seçimlerde de kendini hatırlattı. Hatta Türk Seçmenler Hüseyin BÜRGE’yi arar olduğunu belirtenler çoğunluktaydı. 7 Kasım 2014 – 27 Ocak 2017 arasında Başbakan olan Borisov’a isteklerinin yerine getirilmesi şartıyla, kabine dışı destek veren ve meclisten geçirdiği 9 yasayla Müslüman Türklere karşı saldırıları meşrulaştıran sahte “yurtseverler” hedeflerinden asla şaşmadı. Türkleri temsil ettiğini iddia eden, Hak ve Özgürlükler Partisi’ni (HÖH-DPS)  partisini Bulgaristan tarihinden söküp silmeyi ana hedef bilen bu faşizan güçlerin karşısına, Türklerin dil, din ve özgün kültür haklarını içeren daha kesin bir programla dikilen DOST partisi ve seçimde HŞDP ile “DOST Birliği” kurması ırkçı milliyetçileri adeta kudurttu. Sınır gösterilerinden kazanan tek parti oldu o da DOST Birliydi, gene de yetmedi.
Gazeteler, Bulgar faşistlerinin haklarını ve özgürlüklerini sıfırlayarak onları ülkeden kovmaya çalıştıkları Türklerin malı mülkü için son derece iştahlı olduğunu yazdı. Bu seçimde iktidardan artarda büyük parçalar, yeni ödünler koparmak istediklerini belirtirken ise, Başbakan Yardımcılığı, Savunma Bakanlığı ve Avrupa Birliği’nin yaklaşan Sofya dönem yönetimi için özel komiserlik vb istediklerine işaret edenler “biz artık bir tımarhanedeyiz” dedi.  İnsanların ve partilerin doymak bilmezliği bir psişik durum olsa gerek. Tüm bu istekler “Bulgaristan her şeyin üstünde” bohçasına toplanınca, vatan toprağında bize yer kalmıyor.
Eleştirilere tahammülü olmayan, öğüt de almayan, ayrıca Bulgaristan konusunda kestim kestik, dediğim dedik havalarına giren ve yüksek egosuyla AK Partili Aziz Babuşçu, Bulgaristanlı kardeşlerimizin çilesini durduracağına daha da arttırdı.
Bu hesabı nasıl verecek acaba!?
Anlaşılan bu zat, siyasi başarı yolunda ilk durağın, otobüs durağı değil, okul, eğitim, aydınlanma, iradeyi su verme olduğunu bilmiyor. Eline bu kadar imkânı nereye kullanacağını şaşırdı, Sofya “Banya Başı Camii” Yüz Cephe Duvarı dökülmüş, onu onartaydı, hiç olmadı küçücük bir yararı dokunurdu. Onu da yapmadı.
Bu arada Balkanlarda iki din arasına sıkışmış, son irfan Ocağı 70 yıl önce kapanmış Bulgaristanlı kardeşlerimize karşı yaklaşımın tamamen yanlış olduğu, sanki kör ebe oynandığı, 5 aydına bile el uzatılmadığı, iktidarın çabalarında varsa yoksa cenaze imamı yetiştirmek olduğu dikkati çekerken, insanlarımız gülünç ve daha da ezgin duruma düşürdü.
Bu işlerin kanı arabası gıcırdayarak ilerlemeye çalışırken, son aylarda hareketlenmesiyle ilgi çeken Demokrasi için Sorumluluk, Hoşgörü ve Özgürlük (DOST) partisi ve Halkın Şeref ve Demokrasi Partisi  (HŞDP) bileşti. Seçimlerde “Dost Birliği” oy istedi. Meclis dışı kalınca,  ırkçı milliyetçiler adeta bayram etti.
Son olaylar, Müslüman Türkleri daha derin bir ayrıma itti.
Bunun ana nedenlerinden biri, “DOST Birliği”nin seçim stratejisini kökten yanlış saptaması ve taktik uygulamayı da isabetsiz yönetmesi oldu. Temsil ettikleri kitle kör cahil köylü ve işsiz kentli olsa da, kendine sağ cephe partisi süsü veren “DOST Birliği”nin milyoner yöneticileri, “Saraysız Bulgaristan” gibi sol ve anarşist bir şiar yükseltti. Türkiye’de 196’dan 35’e indirilen seçim sandıklarına sığmayan seçime katılmak isteyenleri otobüsle Bulgaristan’a gönderince DPS oylarının arttığına kendileri de şaşakaldılar. Burada, gün görünce şakıyan gerçekte, hem DOST hem de HŞDP liderlerinin ipleri pazara çıkmış eski DPS yönetim ekibinden olmaları, bir de kişisel nedenlerle ve “başka birilerin aklına uyarak” ana partiden ayrılmış olmalarının izlerini okuyoruz.
Şu da bir gerçektir ki, Türkiye’deki 720 bin soydaşımızın arasında gerekli düzeyde sürekli idesel aydınlatıcı etkinlik yürütülmediği için Bulgaristan’daki durum değişikliğini bilmeyenler, eski kanılarına bağlı hareket etmiştir. “Dost Birliği” nin seçime değil irfan kulüplerine koşması gerekiyordu. Ne ekersen onu biçersin!
Durumu çok değişik açıdan analiz edebiliriz. DOST bir papaz armudu olsa 6 senede meyve vermelidir. Öyleyse 2 ayda altına sepetle gitmemiz yanlış olmuştur. Fakat halkı armut toplamaya veya armut ziyafetine davet etmek bilinçli bir yanlıştır. İnsanımız aldatılmıştır. Öyleyse, “DOST Birliği” bizi yenilmeye ve yenilginin tuz taşını yalamaya alıştırılmak istemişizdir ki, bu cezalandırılmadan kalamaz. Biz 140 yıldan beri yara yalıyoruz.
Sarayına karşı dikilen sahte topları gören kaşarlı lider Ahmet Doğan bu seçimde boş durmadı.  “Dost Birliği”ni Türkiye seçim sandıklarında hezimete uğratma planı uyguladı. Yeni doğan Türk ufkuna 70 bin oy kaybettirdi. Onu meclis dışı bıraktı. Bulgaristan Türklerini uslandırıp itada zorlama usullerini iyi bilen Doğan, hazırlıklarına daha 2005’te “Ataka” partisinin kurulmasına 1 600 000 (bir milyon altı yüz bin) leva heybe ederken başlamıştı.
Sahte “Yurtsever Cepheyle” seçim operasyonu bu planın ikinci ayağıdır.
Hasımları Ankara’dan peşin aldıkları paraları saydıkları bir anda, onun 70 sandık gözlemcisi gönderip işi bitirmesi, hakim olan zihniyet ortamında yeni bir devlet ödülü kazanmasına vesile olabilir. Aynı ödülden bilinçli yanlışları için Lütfi Mestan’a, Kasım Dal’a ve Orhan İsmailov’a da verilirse şaşmam.
Bu seçimlerde suni olarak yaratılan “Türkiye” tehlikesi, “sığınmacı istilası” ve Türkiye’nin Bulgaristan’daki beşinci kol ordusu  “DOST Birliği” gibi gürültü koparanlar seçmenin geleceğini doğru dürüst görmesini engellediler. Seçim sonrasına buharlı camdan bakanlar ise, bugün hala sosyal bataklıkta çökmeye devam eden yan yatmış GERB – BSP buzulunu seyrediyorlar.
1995 ile 2009 yılları arasında aysbergin su üstündeki kütlesi olan BSP, sonra ansızın battı. 2017’ye kadar buzul altında kaldı. Bu seçimde öz kütlesini (aldığı oyları) iki defa arttırarak buzulu yan yatırabildi fakat seçimi kazanıp birinci parti olamadı. İkisi de, birbirini ölmüşten beter etmek isteyen bizdeki bu iki en büyük siyasi parti sandık başında sert yüzleştiler.
Yeniçağdan önce, benzer siyasi kavgalara, astronotların yıldızları seyrettiği teleskopla bakan Platon, “Devlet” eserinde toplumsal hiyerarşiyi üç katlı bir piramit gibi görmüştü.
Bu piramidin alt katında üst katları beslemek için üretim yapanlar yer alır. Orta katta, alt ve üst katı ve piramidin şeklini ve bütünlüğünü koruyanlar yer alırken, üst kat da yönetenlere aittir. Günümüz terminolojisini kullandığımızda alt katta emekçi sınıflar – işçiler, köylüler, esnaf, orta katta polis, jandarma, itfaiye, komando ve bereliler, gizli polis, varsa ordu, üst katta ise parti ve devlet yönetimi, bakanlar kurulu, meclis ve adliye gibi kurumlar sıralanabilir.
Bulgaristan’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan komünist düzen, devlet yapısını savaş öncesinde (1934 -1944) oluşturulan faşist yapılanmadan kopyalamıştı. Bulgardaki faşist yapılanmanın özelliğinde etnik çoğunluğu da oluşturan egemen ırk, erkin de sahibi olduğunda, tüm etnik azınlık topluluklarını üst katları beslemek için üretenlerin katına sıkıştırmıştı. Platon’a göre, bu piramidin ayakta durmasının kesin kuralında kat değiştirme istisnası olmamasıdır.
Bu olguya, 2008’den beri Bulgar seçimlerini artık 9 defa art arda kazanan GERB partisi ve yıldızı bu defa da parlayan, değişmez lideri Boyko Borisov açısından baktığımızda, bu şahıs orta kata ait bir itfaiyecidir. Polis akademisi mezunudur. 33 yıl üst katın taççı olan diktatör Jivkov’un yıllarca yakın korumalığını yapmıştır. O, yıllar yılı her sabah Jivkov’un elini öperken yönetim kurnazlıkları öğrenmiştir. Onun orta katmandan üst kata sıçrama örneği kafaları meşgul eden sorulara bir yere kadar yanıt olabilir. Bu yanıtlardan Platon kurallarını bozan birkaç özelliğe işaret etmek gereği doğar.
Birinci örnek,  İkinci Bulgar Çarlığında (1278) bir domuz çobanı olan İvaylo’nun Platon piramidinde 2 kat yukarı atlayarak Çar olmasıdır. Onu yönetime ve liderliğe yükselten taban, güç kaynağını Avrupa’da ilk anti-feodal köylü ayaklanmalarında bulmuştur. Ne var ki, Borisov Bulgar halkının anti-komünist ayaklanmasına önderlik etmemiştir.
İkinci, Boyko Borisov’un yönetim katına sıçramasına yol açan iki önemli özellik var. Bunlardan birisi, Bulgar toplumunda 1945-1989 döneminde işlenen bütün suçları Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komitesi Polit Bürosu’nun İç İşleri Bakanlığına – milis-jandarma, gizli polis, itfaiyeci, ajan ve hain ihbarcı tayfasına yükleme ve parti olarak kendisini sütten çıkmış ak kaşık gibi tertemiz çıkarma denemesinde gizlidir. Totaliter-komünist bünyedeki imtiyazlı kadroların ortak adı nomenklatürdür. Bulgar diline Almanca ve Rusçadan çok anlamlı bir terim olarak giren nomaklatürün siyasi anlamında,  “belirli bir hiyerarşik kattan çıkmamak şartıyla, bulundukları yeri değiştirebilme ayrıcalığına sahip, sınırlı grup insandan” söz edilir. Bunlar toplumun imtiyazlı kesimidir.
Anlatmaya çalıştığımız örnekteki çatışma, 1989’da Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) aynı kadrolarla Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) kılığına girerken baş gösterdi. Özellikle 1948– 56 yılları arasında “Halk Mahkemesi” kararlarıyla işlenen katliamların, toplama kamplarındaki zulmün, Pomaklara (1970-72) Türklere (1984-89) isim, dil, din değiştirme eziyetinin ağır yükünü İç İşleri Bakanlığı nomenklatürüne yüklemeye çalışırken polis-ordulu nomenklotür razı gelmedi. “Emirleri veren sizdiniz” dediler.
Bu da partinin parçalanmasına neden olurken BSP aysbergin görünen kısmı olarak siyasette kaldı. Siyasi kavgaya sosyalist maskesiyle yeniden girdi. Bugünkü 80 milletvekilli halinde milyoner kulübünde toplanmış parti yönetim kadrosu ve sefil emekli katmanı bileşimidir.
Sivil polis, üniformalı milis, itfaiyeci, ordulu, gammazcı – ihbarcı sürüsü 1990’dan önce işlenen cinayetlerden yargılanmaktan korktuğu için siyasi yaşamdan çekilmiş ve aysbergin altındaki kütleye gizlendi.
Fakat 1944’ten önce Bulgaristan’da işlenen suçların en büyük suçlusu olan II Simiyon 50 yıllık mültecilikten dönüp başbakan olunca (2001 -2005) aysbergin altındaki kitleyi su üstüne çıkaran ilk güç HÖH-DPS Başkanı Ahmet Doğan oldu. O “Ataka” partisinin kurulmasına para verdi. Ve biz bugün artık, muhtar olunca önce babasını kesmek isteyen Çingene sahnesini izliyoruz. Buzul altındaki, milliyetçi ve ırkçılarla GERB’in 2008’de AB ve NATO-ya bağlılık garantisiyle su yüzüne çıkması sosyalistleri 10 sene bataklığa gömdü.
Buradaki ince siyasi özellik şu ki,  son 27 yılda Bulgaristan’da gerçek sağ oluşmadı, sağ siyaset adına meclise giren Çar subaylarını, fabrikatör torunlarını komünizmin kordonunu aşamadı. Çünkü beyinleri sulandırılmıştı. Hiç birinin hafızasında anti-komünizm kavı tutmadı. Dönüşümün bayraktarı olan Cumhurbaşkanı Jelü Jelev (1990 – 1997) bile “ben Marksistim” demekten kendini alamadı.
Seçim sonuçlarıyla yeniden sahneye çıkan BSP ve GERB eski komünist partinin iki koludur. Seçimden sonra Bakanlar Kurulu basamaklarda en fazla havlayan it ise “Yurtsever Cephe” köklerinde, 1944 öncesi faşist soylara, sosyalizm döneminde komünist partisinin azınlıklara karşı eritip asimile etme siyasetine en gaddar bizimde katılsalar da sanki öfkesi boğazına dizilmiş maneviyatı bozuk kesim toplanmıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde geçmişte birbirlerine diş bileyen kişilerin şu an birbirlerine fena dolaşmış olduğunu görebiliyoruz.
Bu karışıklık içinde, 1989’dan önce komünist zulme karşı mücadelede örgütlenen Müslüman Türklerin yarısının Türkiye’ye kovulmasından sonra,  demokratik dönüşüm haklarından tamamen mahrum edilmiş bir durumda, suya sabuna dokunmadan aysbergin üstünde kalmaları şartıyla siyasette kalmaları ilginçtir. Kendilerine önce “suçlulardan hesap sormaya ve hak aramaya hakkınız yok” denen Müslüman Türkler “oy kölesi” gibi görülmeye başlandılar. Başlarına sultan kesilen çoban Hüseyin’in torunu Ahmet Bulgar yöneticiler katına alınırken, kendisine şöyle bir masal anlatılmıştır:
Vaktin birinde bir Padişah varmış. 1989’da Bulgaristan’ın yanıp tutuştuğu gibi, onun da işleri yolunda gitmiyormuş. Danışmanlarına her gün danışıyor ama önerilenler tutmuyormuş. Günlerden bir gün uzak yoldan gelen bir derviş, ben birisini tanıdım mağdurun mağduru ama ona yardım edenler konuştuğunun anlaşılmadığı, fakat anlaşıldığında işlerin düzeleceğine inanıyorlar, demiş.
Gidin hemen getirin, emreden Padişahın huzuruna getirilen köylü, toz pas içinde, saç sakal birbirine karışmış, sana bakan beni gören biriymiş.
İşlerin düzelmesi için ne yaptıysa sözde hep çoban oğlu Ahmet’in ağzından yapan haşmetli, Ahmet oğluma dağ eteğinde bir köşk göstermiş, yemen içmen, derdin dermanın bizden, gerektiğinde çağırırız, demiş. 27 yıldan beri Ahmet’in dediğine uyan Bulgaristanlı Türkler bu seçimde “Dost Birliği”ne gönül verince, dünya karıştı. Olay budur.
Bir kapıda iki köpek olmaz, deyenler haklı çıktı.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık