• 11 Ağustos 2016, Perşembe 12:11
RafetUlutürk

Rafet Ulutürk

15 Temmuzdan sonra dünya görüşümüz değişmiştir!
 Ne Mutlu Türküm Diyene!”
Biz Bulgaristanlı soydaşlar, bu düşüncelerim yüzde yüz diğer Balkan ülkelerinden muhtelif zamanlardaki göçlerle gelen kardeşlerimiz için de geçerlidir, Türkiye içinde iç milliyetçilik yapmamız gerektiğini aklımızın ucundan bile geçirmemiştik. Türk milliyetçiliğinin ruhumuzu okşayan, aynı hedefler uğrunda hepimizi birleştiren ve yüreklendiren, pozitif bir olgu olduğunu bilsem de fazla üzerinde durmamıştım. Mehmet Akif’ten, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet’e Milli Türk Edebiyatı’nın en seçkin eserlerinden alıntıların 7 Ağustos “Yeni Kapı” devasa ŞEHİTLERİMİZİ ANMA VE DEMOKRASİYİ SAVUNMA mitinginde hemen hemen her konuşmacı tarafından seslendirilmesi, benim Türk gururumu okşadı.
Kürsüden yükselen, milyonlarca bayrakla birlikte dalgalanan ve 80 milyonumuzun gönlünü etkileyen Türk vatanına, Türk milletine ve Türk’ün geleceğine ilişkin sözleri biz soydaşlar da tamamen paylaşıyor ve aynı ruhla birleşmiş olduğumuzu bir daha duyuruyoruz.
Hiç bir şey kendiliğinden bitmez.
Türk milliyetçiliği de kökleri derin tarihimizden gelen çok güçlü bir duygusal olgudur ve hepimizi aynı hislerle coşturması paha biçilmez bir edinimdir. Bulgaristan’da ve Batı Avrupa ülkelerinde işte olan kardeşlerimizin hepsi “Yeni Kapı”da ve bütün Türk halkıyla beraberdi. Böyle bir kenetlenme, ortak algıda buluşma ve aynı mutlu ufka birlikte bakma daha önce bu denli güçlü elde edilememişti.
“Yeni Kapı” adı üstünde, Türk milletinin geleceğinin yeni kapısı oldu
Türkiye Devlet Başkanı Sayın R. Tayip ERDOĞAN başta olmak üzere, Türkiye Başbakanı ve AK Parti Genel Başkanı Sayın B. Yıldırım; siyasi muhalefetinin ana temsilcileri CHP Genel Başkanı K. Kılıçtaroğlu ile MHP Genel Başkanı D. Bahçeli’nin ortak ruhumuzun kararlılığımızın ve geleceğimizin temsil edildiği yerde birlikte hazır bulunmaları kalpten coşkuyla ve ay yıldızlı deniz gibi dalgalanan bayraklarımızla selamlandı.
Sözün tam anlamıyla dünyayı şaşırttı. Hele TBMM Başkanı Sayın Korkmaz ve TSK Genel Kurmay Başkanı Sayın Akar’ın kürsüye çıkması, daha önce yaşanmamış bir birlik ve beraberlik ruhu dalgalandırdı. Yeniden kenetlenişimizde en yüksek simgesi oldu.
7 Ağustos 2016’dan sonra  Türkiye’yi izleyen siyasi gözlemciler, Türkiye’yi ve Türk halkını tanımayan fakat Türkiye uzmanı geçinen Prof., doçent ve doktorlar üslup değiştirmek, olayları yansıtırken yeni değimler ve terimler aramak zorunda kaldılar.
Fakat her şey gibi bazılarının çekemezliği, iğrenç egoizmi, ebedi körlüğü de bir daha dile geldi. Hele Bulgaristan’da “Yeni Kapı” ulusal buluşmamıza İstanbullu soydaşların BULTÜRK – Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği ve BGSAM –Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezinin de öncülüğünde çok kalabalık bir heyetin katılması takdir edildi.
Bu emsalsiz demokrasi şöleni için özel olarak Bulgaristan’dan gelen gruplar onlara meydanda katıldı. Bir asır önce Çanakkale’de, Gelibolu’da, Sakarya’da aynı cephede olduğumuz gibi, bugün de iç ve dış düşmana karşı aynı saftaydık. Büyük alana Türkiye’mizin, Türk halkının ve Türk istikbalinin iç ve dış düşmanlarını görüp tanımak ve sonuna kadar kovalamak için geldik. Çünkü Bulgaristan’da, Balkanlarda aynı düşman bizim de gırtlağımıza yapışmış ve hepimizi bitirmek istiyordu. Miting alanından bu heyecan bu ateş asla sönmez inancıyla ayrıldık.
Bu duygular şairlerimizce her zaman daha sıcak saran ve gönül açan bir dille dizelenmiştir. Seçkin yaratıcılarımızdan Ahmet Emin ATASOY daha 2005’te “Yıllardır benimle lokmasını cömertçe bölüşen yüce gönüllü Türk halkına en derin sevgilerle seslenişinde şöyle demişti:
Kim demiş ki salt sende doğan, senden olan sevmeliymiş seni?
Kim demiş ki yabancıymış, yalancıymış tüm dışarıdan gelenler?
Kimmiş o sahiplenmek isteyenler bencilce senin yüce geçmişini,
Kimmiş o gelenlerin senin olduklarını gerçekten bilmeyenler?
Onlar nereden bilsin o Meriç’leri, Vardar’ları, Tuna’ları geçenleri,
Niğbolu’da doğan bey’i, Vardar’daki hengâmeyi bilmez ki onlar,
Can evimin ta içinde, utancın bilincinde, yas tuttu hep koca dağlar Şipka’lar.
Hesap benden soruldu, Türkiye ve Türklük adına, hem ne hesap!
Hem ne nefret! Hem ne öç! Kim söyleyemem varsın tarih söylesin.
Zor günlerimde sendin hep: tek sığınak, tek tapınak, tek mihrap.
Evet, zulümler sevdirdi seni bana, onlar öğretti kimsin ve nesin.
Tüm bunları sen bilirsin,
Bileceksin, bilmelisin,
Çünkü sen bir Türkiye’sin!
Nasıl unuturum unutturulmak istendiğin o unutulmaz yılları.
Nasıl unuturum yiğitliğini atalar toprağının ayaklarım altından?
Uçuşurken üzerinde çığlık çığlığa kap karanlık leş kargaları
İçin dağlandığını, cehennemde yandığını nasıl unutur insan?
Nasıl unuturum o korkunç küçülüşümü büyürken yalnızlığım.
İlgisizliğini Washington’un ve susmasını Moskova’nın ısrarla?
Kara kangren kararlılığıyla kaplarken kararmış kalpleri yıkım
“Burası Türkiye’nin Sesi” yayılırdı güm güm kış sonrası baharla,
Çatırdardı ve çatlardı sanki yavaş yavaş korkunun buzdağları
İnanılmaz ve dayanılmaz balyozları altında ezip geçen bu sesin.
Baktım ki deprem olmuş ve son bulmuş zulmün son durakları,
Baktım ki, ‘gel’ diyerek kucak açmış, orda Kapı Kule önündesin.
Sen ki sözünün erisin,
Yumruğundur senin sesin
Zor gün dostu Türkiye’sin!
Tırnaksız parmaklarla (zalimlerin çektiği) fidan diktim kırlarına,
Dudaksız ağzımla (zebanilerin yaktığı) şükrettim günde beş kez.
Gözsüzdüm gözüm oldun, dilsizdim dilim oldun, şarkılarına
Karabildimse sesimi, ne mutlu bana, başkaca insan gerekmez.
Ne mutlu bana ki, her yaprağında terim, toprağında erim var.
Denizlerinde tutum, karşı dağlarında izim var, ne mutlu bana!
Soğuk bir konuk gibi durup hazırcılık yapmadım bugüne kadar,
İlk önce bir şeyler sundum ve yüz akıyla oturdum hep sofrana
Şerefimi şerefim bildim öteden beri, hem en yüce ve en derin,
Ve istedim ki, hep minnet nakışıyla bezensin gönül gergefim.
Bir gün dönsem de geriye (ki yurdumdur), yaşarmasın gözlerin,
Bil ki ay’ının ve yıldızların aydınlığıyla dopdolu olacak içim,
Çünkü kardeş evim sensin,
Sığınak, siper ve kalemsin,
Dert ortağım Türkiye’msin!
Bize Bulgaristan’da Bulgarlar  tarafından bir asır Türkiye’ye düşmanlık aşılandı. Tutmadı.
Bizim Türkiye düşmanı Bulgar milliyetçisi olmamız için çok uğraşıldı. Tutmadı.
Bulgar 100 yıl gece gündüz demen uğraşsa da, “bizi o limana çıkaramadı!”
Biz hep oracıkta dedelerimizin dizi üzerinde, cami gölgesinde, okullarımızın avlusunda, masallarımızın dünyasında ve hayallerimizle Türk dünyasında kaldık! Demek!
7 Ağustos 2016 “Yani Kapı”yı beklemişiz!
Ve inanın çok şaşırmıştık geldiğimizde! % 99’u Türk ve Müslüman kabul edilen soydaşlarımın kime karşı milliyetçilik ya da İslamcılık yapması gerektiğini bir türlü bilemedim. Laikliğin Türkiye anlamı üzerinde beyin fırtınası yapmak zorunda kaldığımı itiraf ediyorum. Çırpınışım bir yol arayışıydı! Uzun sürdükçe içimi kemirdi, beni bitirdi…
Anayasamızda eşit haklı vatandaş, tarihimizde kardeş olan Kürtlere “Nedir bu yaptıklarınız? Tarlalarınızda haşhaş yeşermiş, evleriniz silah deposu, kafalarınız düşmanlık dolu!” desen, olmazdı. Hepimiz aynı Peygambere inanır ve aynı dindendik. Anayasamızda olduğu gibi dinimizde de insan ayrımı ve hor görme yoktu.
Din bir ideoloji değildi. Fakat dindeki umudu ideoloji aşılayarak büyütmek mümkündü.
Kutsal dinimiz mensuplarına “kardeş canına kıyma, TBMM’ni, bakanlıkları, halkı bombalama, hamile kadınları zırhlı araçla ezme bile aşılanabildiğini” 15 Temmuz gecesi hepimiz gördük.
FETÖ-cü hainler çetesi, paralelci “adalet dağıtıcılar” çok çalışmıştı. Yetiştirdikleri robot kafalı katiller aramıza sızmışlar. Kendilerini bizden biri yapmayı başarmışlardı. Okulda, camide, düğünde, cenazemizde bizimle beraber, yanı başımızda, paralelimizde yaşamaya alışmışlardı. Biz daha önce Bulgaristan’da Ahmet Doğan haini ve HÖH yönetimi köftecileri kişiliğinde bunu görmüştük. Onlar camiye gitmeyen ama Müslüman kesilen, aptes bile almayan, domuz yiyen, tövbe etmeyen “Müslümanlar”dı. Bizi birer ikişer ele vermekle yetinmeyip toplu mezar kazıcı durumuna yükselmişlerdi. Bizim Bulgaristan’daki iç mücadelemiz onlarladır. Onları “adam yerine koyup arkalayan” Türkiyelilerdedir.
Ve biz tam işler yoluna giriyor dediğimizde, bu gerçeği anlayınca çok acı çektik.
Ağustos 1989’da sınır geçip ana-vatan toprağını öpenlerimizin sayısı 350 bin iken, Ağustos 2016’da “Yeni Kapı” mitinginde biz artık 710 bin olduk dediysek, kardeşlerimizi 26 yıldan beri ata-vatandan söken ve ana-vatana iten işte bu ihanet acısı oldu.
Ve vurguluyorum: İHANET ACISI GİBİ ÇEKİ YOKTUR…
Şimdi artık FETÖ yaması dediğimiz aynı hain kişiler, düne gelince camide mihraptaydı, fırsat bulup birden bire DOST partisine sıçradılar ve yine hep kürsüde olmaya hevesleniyorlar. FETÖ elemanı olmak sıradan bir katil olmaktan çok daha tehlikelidir.
Bir katil bir kişi beş kişi öldürür. Ne var ki, bunların hedefinde devletimizi, Türklüğümüzü, milli ne varsa hepsini hatta toprak bütünlüğümüzü, ruhumuzu yok edip bizi vatansız, devletsiz, cumhuriyetsiz ve demokrasisiz bırakmak vardı.
Onlar özgürlüğü ve adaleti bizi öldürme hakkı olarak yalnız kendilerine helal gören katliam sürüsündendi. Eskiden okunmuş olan tüm lanet duaları bunlara azdır. Başta Feto haini olmak üzere her birinin boynuna vurup kellesini evladının eline vermek ve dünya hainliğine ders vermek en doğal ve en yasal hakkımızdır.
Dün akşam Bulgar TV programlarına bir göz attım da, “Yeni Kapı” mitinginin Bulgaristan’daki Türk düşmanlarını korkutmuş olduğu izlenimiyle kaldım. Anlaşılan 5 milyonun tek ağızdan “Katillere Ölüm!” sloganı oralarda da işitilmiş. Dalgalanan 5 milyon bayrağın rüzgârı oralarda da esmiş. Onları en fazla rahatsız edense kardeşlerimizin hepsinin ortak Türk ruhunun yükselişini izlemiş olması, adalete olan inançlarının güçlenmesi ve bizdeki FETÖ şebekesiyle de hesaplaşma gününün yakınlaşmış olmasıdır. Büyük Türk buluşmasından bayrakla dönenlerin köylerinde ve şehirlerinde sıcak bir coşkuyla karşılanmış olmasıdır.
FETÖ-ajanları orada da burada da,  arkalarına hep devleti almayı başardılar. Bulgaristanda Türk Müslümanlarını devlet katlarında temsil edecek kadar ileri gittiler. Türkiye’nin Sofya Büyük Elçiliği’ni komşu kapısı yapmışlardı. Her çorbaya baharat olmuşlardı. Yerli nüfustan “imamlar” yetiştirdiler. Şimdi sökülüp çöp olma zamanlarının geldiğin anladıklarında, “biz yerliyiz, yerli tüzel kişiyiz, Türkiye ve Pensilvanya ile “Zaman” gazetesiyle bağlantımız yok” havası çalmaya başladılar.
Onlar, Türkiye ’de nasıl çalıştılarsa Bulgaristan’da da aynı azimle çalıştılar. Seçtiklerinin cebine paracık damlattılar, çocuklarını Türkiye ’de FETÖ merkezlerine gönderdiler. El atıkları kişilerin Türkiye ’de yapılan konferans ve panel masraflarını, harçlıklarını, yolluklarını ve özel ihtiyaçlarını ödediler. Sonradan bu paraları Diyanet’ten çektiklerini öğrendik.
Uğraşılarını hiçbir yayının basmak istemediği heveslilerin yazılarını bastılar. Halkın önüne yeni kimliksiz kişiler diktiler. Bulgarların gizli polisleri ile birlikte sırt sırta verdiler. Hedefleri birdi: Türk Müslümanları Bulgaristan’da soğutmak koparmak, Türkiye’ye göçe zorlamak ve mallarına mülklerine oturmak. Bulgar devletinin yardımıyla ZAMAN gazetesi çıkmaya başladı, bunu da başarı olarak görenler oldu. Bu amaçla gizlice Ahmet Doğan’ın hain çetesiyle yardımlaştılar. Programlarında yerlilerimizi dede toprağından kökünden sökecek kadrolar yetiştirme, camiye gidenleri camiden caydırma, Türkçe bilenleri Batıya işe gönderip oradaki şebekelere kurban etme ve köylerimizi, topraklarımızı boşaltma, kültürümüzü, yaşam tarzımızı ve kimliğimizi öldürmekti. Bu işte toprak altında karayılanın karayılana dolandığı gibi sarmaş dolaş olmuşlardı. FETÖ’cü hainler Bulgaristan’da en büyük ödülü HÖH baş haini Ahmet Doğan’a vermiştir. Biz Bulgaristan Türkleri ve soydaşlar olarak 15 Temmuz’u ve “Yeni Kapı” ruh ortaklığında milli şahlanışımız oldu. Burada yeni bir UMUT Doğudu.
Durum öyle gerilmişti ki, biz birçok şeyi halkımıza anlatamıyorduk.
FETÖ imamlarının “milli çıkarların üstünlüğünden söz etmesine” akıl erdirmek güçtü. Türkiye’de okullara, TSK’ne ve yargıya sızmış olmalarını kime anlatabilirdik. 700 bin kişilik bir hain sürüsü oluşturduklarını kime söyleyebilirdik. Adalet dağıtan duruma gelmişlerdi. Türkiye’de adalet dağıtanların Bulgaristan’da da sanki söz hakkı olması doğaldı.
Güçlenmişlerdi. Güçlü olduklarını hissettiriyorlardı. Bursa’ya kümelenmişlerdi. “Zaman” muhabirleri halkın arasında gece gündüz dolaşıyor kimseyi rahat bırakmıyordu. BAL-GÖÇ gibi derneklerin kanını gece gündüz ama çaktırmadan emiyorlardı. Derneklerimiz duyarsızlaştırılabilmişti. Soydaş ortamlarında çöken maneviyatımız çareyi Atatürk’e sarılmakta buluyordu.
26 yıldan beri pekişen soydaş Atatürkçülünün derin köklerine 15 Temmuz gecesi inebildik.
Cumhuriyet elden gidiyor çığlığını işiten sokağa fırladı.
Yıllardan beri hain oldukları kokularında hissedilen “imamların” Cumhurbaşkanımızı öldürmek istediğini işitenler meydanlara toplandı. Soydaşlarımın ortak hissiyatını uyandıran Cumhuriyetin ve Cumhurbaşkanımızın tehlikede olması oldu. Geçen yüzyıl Bulgaristan’da çok çekmişiz büyük tehlikelere karşı derin ortak hissiyat sahibi olmuşuz, başını inden çıkaran karayılanı ansızın ve hep birlikte hissedebildik kararlı ve mert duruşlarıyla Türklüğümüzü kanıtladık.
Ve 15 Temmuz gecesi kardeşlerimin kendilerini tank paletleri altına nasıl attığını, jetlerin meclisimize attığı bombaları havada tutmak ve patlamadan çöpe atmak için koştuğunu, kurşunlara siper olanların asfalt üzerinde demokrasiyi, cumhuriyetimizi ve istikbalimizi kurtarmak için ateşli gözler ve sıkılmış yumruklarla sürünüşünü gördüğüm ana kadar kafamdaki kargaşa devam etti.
15 Temmuz gecesi yeniden doğdum. Tüm kâbuslarımdan duruldum. İç düşmanın bizim aramızda olduğunu gördüm ve inandım.
Bugünden sonra iç milliyetçilik benim için bir duyulmama, kuram ve pratik tutumdur. Düşmanın yalnız dışarıda değil aramızda olduğu artık ortadadır. İç milliyetçilik bir ötekileştirme, milli etnik azıklıklara karşı bir tavır değil, Türkün ve Türkiye’mizi, vatanımızı sevenlerin birbirine karşı her bakıma uyanık ve bilinçli olmasıdır.
Camiye gitmekle vatansever olunmaz, çünkü vatanseverlik bir de her konuda uyanık olması ve milli olanı her bakıma sahiplenmeyi gerektirir. Biz Bulgaristanlı soydaşlar Türkiye’de ortak iç milliyetçilik üzerinde ideolojik, politik ve psikolojik çalışmaların başlatılmasını, seminerler, öğretici geziler, kurslar düzenlenmesinden bu konunun ders kitaplarında, basında ve diğer medyalarda sürekli işlenmesini ısrarla istiyoruz FETÖ bizim iç milliyetçiliğimizi boş buldu ve içimizi oradan oydu. Uyanık olalım.
Ne Mutlu Türküm Diyeme!”

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık