• 08 Eylül 2018, Cumartesi 13:26
 Nihat Şahin

Nihat Şahin

İDLİB

Kuşkusuz son yıllarda içerisinde bulunduğumuz en büyük açmazlardan biri Suriye..

2011 yılında protesto gösteriyle başlayan, halk ayaklanması olarak devam eden, devamında Baas, Muhalifler, Işid, El Nusra, Pyd, Türkmenler, Dürziler ve Süryaniler arasında kanlı bir savaşa dönüşen, Arap baharı adıyla kurgulanmış, gerçekte zalim olan bir iktidara karşı direniş gösterme hedefinden sapmış, bölgede en çok ülkemizi etkileyen bir düğüme dönüşmüş durumda olan Suriye yeni bir İnsanlık dramıyla karşı karşıya.

Suriye iç savaşı, bugün iç savaş olmaktan çıkmış, emperyalistlerin harp meydanı haline gelmiştir. Abd, Rusya, İsrail,İran bölge üzerindeki hesaplarını ve kavgalarını Suriye üzerinden görüp coğrafyada güçlü duruma geçme ve sıcak denizlerde hakimiyet kurma mücadelesini milyonlarca masum insanın kanı üzerinden yapmakta.

Suriye savaşının ülkemiz üzerindeki etkileride hem bugünümüz hem yarınlarımız için oldukça önemli. Sınırlarımıza yerleşmiş terör örgütleri, kıyıma uğrayan soydaşlarımız, Ülkemize sığınmış milyonlarca göçmen, Suriye savaşının devletimizin bekası ve milletimizin refahı adına ne derece önemli olduğunu anlatmaya yeter.

Bugüne kadar Suriye politikamızda yaptığımız hatalardan ders çıkarmalı bundan sonraki süreci doğru okuyup doğru adımlar atmalıyız.

Coğrafyaya dair hiç bir bilgisi olmayan ve bilgisi olmadığını bilmeyen bürokratlarımızın bizi son 7 yılda getirdiği durum malum. Yapılan yanlışlar, kurulan bozuk ittifaklar, hedefsizce söylenmiş sözler ülkemizi hem sınır ötesinde hem içeride zorlu bir serüvene sürükledi.

Bugün gelinen noktada Muhaliflerin son kalesi olan İdlib kuşatmaya alınırken, nasıl bir politika izleyip kuşatmanın neresinde duracağımıza dair bir fikrimiz yok. Şam da Cuma namazı kılacağız derken ülkemizde bulunan Baas sevicilerin istediği gibi gözünü kan bürümüş Esad, Rusya ve İran ile aynı safta yer almak ister siyaseten bakalım ister vicdanen büyük yaralar açacaktır.

3.5 milyon sivilin yaşadığı İdlib, Baas ve Muhaliflerin son savaşına sahne olursa tahminler 1 milyona yakın Suriyelinin sınırlarımıza dayanacağını gösteriyor. 

Savaştan, kıyımdan,katliamdan beslenen Baas belası yine zulmünü terör bahanesiyle günahsız çocuklar,yaşlılar ve kadınlarla dolu bir şehri yok ederek göstermek üzere.

Coğrafyamızda yeni bir dram, yeni bir yok oluş öyküsü görmek istemediğimizi en anlaşılır dille belirtmek zorundayız. İdlib savaşı orada yaşanacak bir kıyımdan ibaret değildir. Bütün coğrafyanın geleceğini etkileyecek sarması mümkün olmayan yaralar açacaktır.

Emperyalistlerin acımasız savaşına, ülke olarak hayır demeli ve bu kıyıma engel olmalıyız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti taşıdığı tarihi misyon, ''mazluma kalkan zalime hançer'' duruşunu bugün tekrar göstermeli ve günahsız insanların kanının akmasına müsaade etmemelidir.

Türk devleti, kadim hafızasından kopmadan çözüm için sürdürelebilir hamlelerle 3.5 milyon insanın kanının akmasına engel olmalıdır.

Hamaset ile yapılan dış siyasetin bir netice getirmediği, bizi altından kalkamadığımız problemlerle karşı karşıya bıraktığı gerçeği unutulmadan,Halep-Lazkiye hattında tam hakimiyet kurmak hem bölge adına hem ülkemiz adına alternatifi olmayan bir hedeftir.

Halep-Lazkiye hattı tam güvenli alan haline getirilmeden ülkemizin güvende olması imkansız. 

Sayın Erdoğan  İdlib üzerinde emperyalist hesaplaşmaya karşı Tahran görüşmelerinde gösterdiği tavrı sürdürmeli , hem ülkemiz adına hem de tek umudu Türkiye olan 3.5 milyon insan adına çözümün siyasi süreç yoluyla mümkün olduğunu savaşın taraflarına anlatmalıdır.

Sevgiyle..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık