• 14 Eylül 2018, Cuma 11:29
Namık KemalZeybek

Namık Kemal Zeybek

KURAN’DA TANRI İNANCI


Kur’an’ın doğrudan “Tanrı sözü” olduğuna inanan Müslümanların yanı sıra, “Tanrı
Kelamı” söylemenin “Şirk” olduğunu söyleyenler de vardır. Bunlara göre Kur’an “Allah
Kelamı” değil “Allah’ın Mahluku”dur. Kelam mı, Mahluk mu tartışması İslam düşünce
geçmişinin en önemli konularından birisidir. Söz gelimi Mutezilenin görüşlerini benimseyen
Abbasi Halifesi Memun’un “Kur’an Allah Kelamıdır” diyenleri, bu arada Hanbeli mezhebinin
kurucusu sayılan Ahmed Bin Hanbel’i kırbaçlattığı bilinir.
“Kur’an’ı, Muhammed yazmıştır ancak kendisine bu sözleri Allah’ın bir elçi-melek
olan Cebrail aracılığıyla gönderdiğine içtenlikle inanıyordu” diyenler de vardır.
Kur’an’ı Muhammed adındaki akıllı, vicdanlı, iyi niyetli bir Arap aydınının yazdığını
bunu Arapları düzeltmek amacıyla yaptığını söyleyenler var.
Bütün bunlara karşılık, Kur’an’ın bir yerinden ayetler seçip Muhammed Mustafa’yı ve
Kur’an’ı kötüleyen karşıtlar da az değil.
Nasıl bakılıp, nasıl nitelendirilirse nitelendirilsin Kur’an’ın yazılmış kitapların en
etkili, en önemlilerinden olduğu da tartışılmaz bir gerçekliktir. Bindörtyüz yılı aşan bir
dönemden beri milyarlarca insan ona inanıyor, saygı duyuyor, birileri de ondan kaynaklanan
bir dini, birçok yönden değişik yorumlarla anlatıp duruyorsa Kur’an’ın önemi tartışılabilir mi?
Kur’an bütün bilgi birikintilerinden sıyrılarak yansız bir göz ile anlamaya çalışanların
gözlemine bir göz atalım, konumuza yaklaşalım.
Bilmemiz gereken ilk konu, Kur’an’ın öncelikle Mekke halkına sonra çevre
Araplarına, sonra da bütün insanlara seslendiği gerçeğidir. Bunu iyi anlamak için de “iniş
sırası”na göre okumak gerekir.
Mekke’de o dönemde “dine dayalı, sömürü ve baskı düzeni” vardır. Bu düzenin baş
dayanağı da “Lat, Menat, Uzza ve benzeri putlar”dır. Putlardan oluşan tapınağın
gözetleyicileri vardır. Onların başında da Peygamberin amcası Ebu Leheb gelir. Ebu Leheb’in
kayınbiraderi Ebu Süfyan Mekke’nin egemenidir. Sömürü düzeninin zenginleri halkı baskı ile
yönetirler.
Peygamber bunlara karşı başkaldırır, putların geçersizliği düzenin temelini de
yıkacaktır. O yüzden ilk ayetler bu konularla ilgilidir. İlk uyarılacak Kureyş kabilesidir,
Kureyşle ilgili sure gelir. Ebu Leheb’i, karısını onlara inananları korkutacak “Tebbet Suresi”
gelir. Sonra 23 yıl boyunca gelişmelerin, olayların sordurduğu ya da doğrudan sorulan
sorulara karşılık olan ayetler gelir. Peygamberin özel hayatı, evine gelenlerin davranışlarının
nasıl olması gerektiği, eşlerinin uyması gerekenler ile ilgili de ayetler gelir.
Musevilerle, Hıristiyanlarla yoğun ilişkiler başladığında da ayetlerin yoğunluğu
Yahudi Peygamberlere İsa’ya, Meryem’e yönelir.
Sözgelimi Yahudilerin sorması üzerine Zülkarneyn ayetleri ortaya çıkar.
Araplara anlatımda “Biz ona Arapça bir Kur’an indirdik ki anlayasınız” (12/2, 13/37)
“Biz ona yabancı bir dilde Kur’an yapsaydık derlerdi ki, Ayetleri açıklanmalı değil miydi,
Arab’a yabancı bir söz mü?” (41/44, 42/7)
Bütün bunlar Kur’an’ın ortaya çıktığı dönem, alan ile olaylarla ilgili yanlarıdır.
Kur’an’ın bir de ister Allah Kelamı, ister Allah’ın Mahluku, ister çok akıllı ve bilgili
bir kişinin sözleri diye inanılsın; derin bilgiler ortaya koyan anlatımları vardır. Bunlar çok
önceden de birçok yerde bu arada Kök İnanç yollarında kişioğlunun bilincine aktarılmış
bilgilerdir.
Bu yazıda Kur’an’da Tanrı İnancının izlerini ayetlere dayanarak ortaya koymak
istiyorum. Öncelikle varlık birliği inancını ortaya koyan ayetleri okuyalım:
“O, EVVEL’dir, AHİR’dir, ZAHİR’dir, BATIN’dır (57/3)”
Allah başlangıcı olmayan başlangıç, sonu olmayan son, görünenler ile
görünmeyenlerin bütünlüğüdür. Türk İnancında bu gerçek Tanrı’nın varolanların tümünü
kapsayan GÖK olduğu biçiminde açıklanır.

“Allah Gökler ile Yerin Nurudur” (24/35)
Tanrı İnancında kurtuluşun yolu Tanrıya yönelmek, kişioğullarına, tüm canlılara,
doğada varolan nesnelere kötülük yapmamak, iyilik yapmaktır.
Kur’an’da kişioğulları için kurtuluş yolu birçok yerde, özellikle Asr Suresinde şöyle
açıklanır:
“Yanlış yolda giden, kötü işler yapanlar sonunda acıları tadacaklar.
İnanıp, doğru yararlı işler yapanlar, birbirlerine doğruluk ile doğruluk yolunda
direnmeyi salık verenler kurtulacak umduklarına erişeceklerdir.” (Asr Suresi)
Ön Türklerde ortaya çıkan sonra bütün budunlara yayılan, yayıldıkları yerin ortamına
uygun ayrıntılara, yorumlara ulaşan Kök İnanç, adına Müslümanlık denilen dinin
derinliklerinde de vardır.
Bu çalışma ne Türk İnancının yayılmasını sağlamak ne de bu inanca dinlerden
sağlamalar bulmak amacıyla yapılmamıştır. Olanı olduğu gibi belirleyip, yazıp ortaya koymak
istedim. Ötesi, isteyen istediği gibi anlayıp yazabilir. Yazılacak onaylayan ya da karşı çıkan
yazılara da saygıyla bakarım. Türk İnancı ile Kur’an arasındaki ilişkiyi birilerinin daha
ayrıntılı yazmasını da dilerim.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık