• 11 Kasım 2015, Çarşamba 19:32
MisafirYazar

Misafir Yazar

Devlet’in başına gelenler... (Cemil Kaynak)
 1 Kasım 2015 gecesi MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yi aradı gözler. Merak etti herkes; acaba “Bilge Lider!” ne diyecekti seçim sonuçları hakkında?

“Devletin başına Devlet’in gelmesi” kaç vakitte olacak, devletin temellerine dinamit koyanların hevesleri ne zaman kursaklarında kalacaktı?

Ama olmadı; ne Sayın Bahçeli’yi gören oldu ekranlarda, ne de onun akıl danıştığı, fikir paylaştığı yol arkadaşlarını?

Hayır! Hayır! Biz zatını sadece, onu ve temsil ettiği Ülkücü Hareketi yok sayan Havuzlu Medyada, sahibinin sesi yalaka medyada, AKP bülteni gibi görev yapan resmi medyada değil, muhalif medyada ve hatta parti bülteni gibi faaliyet gösteren kendi medyasında da göremedik.

Halbuki 7 Haziran gecesi en erken o çıkmıştı milletin karşısına. Söyledikleri doğruydu, gerekçeleri haklıydı, yorumlamaları isabetliydi; ve fakat vakit yanlıştı bi kere, duruş hatalıydı, strateji kötüydü, görüntü iticiydi...

Nitekim o 5 dakikalık konuşmada oluşan, daha doğrusu müstebit iktidarın hafiye teşkilatı ve yemlediği yaygaracı borazanları tarafından oluşturulan, yanlış algıyı 5 ayda değiştiremedi.

Hakkını verelim: Sayın Bahçeli’de yalan yoktu, talan yoktu, dolan yoktu, eğrilik yoktu, nifak yoktu, iftira yoktu...

Yani, seç getir onu hukuku oturmuş, kurumları yerleşmiş, demokrasisi gelişmiş bir ülkenin başına, gece rahat uyu, gündüz güvenle çalış; vatanından da emin ol, bayrağından da; devletinden de övünç duy, milletinden de; dilinden de bölünme, dininden de... Ama...


Ama karşısında her türlü hilenin ustası, her türlü iftiranın hastası; her türlü imkândan post edinen, her türlü şeytanlıktan dost edinen; her türlü kumpasın düzenbazı, her türlü yalanın cambazı bir siyaset vardı. Ve o, kahpeliklerin marifet, kalleşliklerin meziyet, çirkefliklerin fazilet sayıldığı bu kirli arenada fazla dürüst, fazla temiz ve en önemlisi de fazla DÜZ kaldı hep.

Ve sonuç:
Ona başarısızlık yolları, milliyetçi-ülkücülere hüsranlar...

İşte bu durumda sorulacak soru şu olmalıdır:
80-100 000 arası Müslümanın şehadet şerbetini içtiği Hz. Ali ile Muaviye’nin iktidar mücadelesinde Hz. Ali’nin dürüst ve ilkeli bir önder olması, onun nihai zaferi Muaviye’nin kazanmış olmasındaki mesuliyetini ortadan kaldırır mı?

Bu mücadelede Muaviye’yi galip kılan, elbette ki, Hz. Ali’nin kahramanlıkta, dürüstlükte, zekada, kabiliyette noksan olması değil, Muaviye tarafının (Kur’an sayfalarını mızrak uçlarına takmak gibi) kurnazlıklarını boşa çıkaracak bir politika geliştirememiş olmasıdır.

Zaten de bugün bile biz Müslümanlar, bu mücadelede İslam’ı siyasal iktidarına araç yaparak yozlaştıran bu anlayışın hileyle, tuzakla, kumpasla da olsa kazandığı bu zaferin acı bedelini yüz yıllardır dükülen milyonlarca kardeş Müslüman kanıyla hâlâ ödemiyor muyuz?

Yani ey Bilge Lider! Ey Dürüst Devlet Adamı! Ey Milliyetçi-Ülkücü Genel Başkan! Yirmi seneye yaklaşan Genel Başkanlığın boyunca ülkücüler hep sabretti. Ama yazık ki bütün bu üstün ülkücü vasıflarının üstüne, bu davayı her türlü oyundan, tuzaktan, ihanetten emin kılarak Milliyetçi Türkiye’yle kucaklaştıracak siyasi becerileri geliştirdiğine şahit olmadı.

Evet, hep doğruyu söyledin ama ya yanlış zamanda söyledin, ya yanlış mekanda.

Evet, hep doğru yerde durdun ama ya yanlış duruyor gibi gözüktün, ya yanlış anlaşılacak şekilde ifade ettin.

Evet, doğru gördün, doğru düşündün, doğru karar verdin ama yanlış tavırlar, yanlış politikalarla yanlış algılanıp, yanlış anlaşıldın.

Öyleyse Sayın Bahçeli, artık benimle buraya kadar demenizin zamanı değil midir? Ve biliyoruz ki, bunun gereğini yerine getirme iradesi ve gücü damarlarınızdaki ülkücü mayada mevcuttur.

TAŞLI-YORUM

Teferruat! Ülkü Ocakları Başkanı Sayın Olcay Kılavuz, “Davaya ve lidere en üst düzeyde sadakat, samimiyet ve bağlılık düsturuna uymayanlara tavrımız net ve sert olacak!” demiş.

Sayın Başkan; benden de size sert olmayan net bir tavır: MHP’den başka MHP olmadığını bilen, davaya ihaneti millete, vatana, bayrağa ihanet gören ülkü devlerinin ülkücülükten gelen “doğruya doğru, yanlışa yanlış” deme hakları vardır ve asıldır. Gayrısı ise teferruattır!

DÜSTUR: GÖRÜNTÜ

Doğru niyetle bazen yanlış yolda yürünür.
Bazen yanlış baş tacı, ama doğru sürünür.
Dürüstlük ve doğruluk ayaklar altındaysa
Düzenbazlık sarayda sultan gibi görünür.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık