• 26 Ocak 2015, Pazartesi 14:35
MisafirKalem

Misafir Kalem

Devlet ve Ekonomi Üzerine Bir Bakış (Kemal ÇELİK)
"İnsanı Savunuyorum, Çünkü Düştüğünü Gördüm."
ALBERT CAMUS

İnsanı hayatın merkezine koymadan, onu anlamadan atılacak her alandaki adım eksik kalacak, İnsana atfettiğimiz değerler ölçüsünde devlet-ekonomi-insan ilişkileri tartışılmaya devam edecektir. Kapitalist sistemin egemen olduğu düzen içerisinde Devlet yönetim biçimleri devlet-ekonomi ve devlet-insan ilişkilerini realizm, kapitalizm ve marksizm açısından inceleyelim.

Realizmin kurucularından Thomas Hobbes'un insan doğasına yaklaşımı olumsuzdur. ''İnsan insanın kurdudur'' diyen Hobbes Devlet mefhumunun gerekliliğini açıklarken; İnsanların bir toplum haline gelmeden önce doğa durumunda yaşadığını, bu doğa durumunun herkesin herkesle savaştığı kuşku,korku ve şiddetin söz konusu olduğunu ve bu durumdan kurtulmak için insanların her türlü yetkilerinden vazgeçerek bunları Leviathan'a (devlet otoritesine ya da egemen otorite) devrederek “commonwealth” (devlet) oluşturmak zorunda kaldığını savunur. [1]

Liberalizmin kurucularından John Locke ise, Hobbes’un düşüncelerinden bu noktada tamamen ayrılırken Locke'a göre doğa durumu savaş durumu değildir.Locke doğa durumunu başı buyrukluktan ziyade özgürlük durumu olarak görmektedir.[2] Realistler ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda savaşı ve emperyalizmi meşru kılarken, Liberaller, liberal devletlerin oluşturduğu bölgede savaş çıkma olasılığının neredeyse yok denecek kadar az olduğunu iddia eder.

Schumpeter’in liberal pasifizminde ise, kapitalizm ve demokrasiyi, barışı teşvik eden unsurlar olarak görmekte hatta; daha da ileriye giderek bunları emperyalizmin panzehiri olarak sunmaktadır.
Liberaller devletin gerekliliğini bireysel haklar, özgürlükler ve demokrasi için savunurken realistler insan doğasının çıkarcı olmasından dolayı devletin zorunluluğunu savunur. Marks'a göre Devlet ise, sınıf egemenliğinin bir organıdır, bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki baskı organıdır; sınıflar arasındaki çatışmayı yumuşatarak, bu baskıyı yasallaştıran ve sürdüren bir ''düzen''in adıdır.[3]

Marks ve Engels’e göre tarih boyunca ekonomik çıkarlar ve ihtiyaçlar güç ilişkilerini etkilemiş, baskı altında tutulan ezilen sınıflarla egemen güçler arasındaki çatışma devam etmiştir. Tüm savaşlar “özgür insan ile köle, bey ile serf, lonca ustası ile kalfa, tek kelimeyle ezen ile ezilen arasında” süregelmiştir. Bu mücadele kimi zaman örtülü, kimi zaman açıktan, ama daima varolmuş ve son aşamada burjuvazi ile proleterya’nın savaşına dönüşmüştür.[4]

Liberal düşünür İngiliz iktisatçı Jhon A.Hobson emperyalizmi kapitalizm içindeki yanlış uygulamalardan kaynaklanan yapısal sorun olduğunu kapitalist devletlerin ortaya çıkan zenginlik fazlasını bir takım refah artırıcı önlemlerle yeniden bölüştürerek bu yapısal sorunun çözüleceğini savunur.

Marksistler ise kapitalizmin sürekliliği için üretime, üretim için ise ham madde ve pazara ihtiyaç olduğunu bu döngünün devamı neticesinde çatışma ve savaşın eksik olmayacağını savunur. Bu noktada ise Lenin’e göre, uluslararası çatışmaları ortadan kaldırmanın ön koşulu kapitalizmi ortadan kaldırmaktır. Zira bir kapitalist ülkenin genişlemesi mutlaka diğer bir ülkenin zararına olacağından, kapitalist emperyalizm uluslararası savaşları kaçınılmaz hale getirmektedir .[5] diyerek kapitalist sistemi değiştirmeden dünyada barışın olmayacağını savunur. Gökalp ise barışın sağlanması konusunda şöyle der; milletleri birbirine düşman yapan yobaz papazlarla emperyalistler ve kapitalistlerdir. Bunlar ortadan çekilirse milletler birbirini kardeş gibi seveceklerdir. .[6]
Liberallerin küreselleşme ile devletlerin ekonomik işbirliğinin artacağına ve dolayısıyla savaş durumunun ortadan kalkacağına dair Fikret Başkaya şöyle kaşrı çıkar; Eğer öyleyse, neoliberal kapitalist küreselleşme girdabına sokulmuş günümüz dünyasında durum nasıldır? Yaklaşık bir milyar insan [her yedi keşiden biri] üretim yetersizliğinden mi, yeterli yiyecek üretilememesinden mi, yeterli ilaç üretilebilir durumda olmamasından mı, yeterli temiz su eksikliğinden dolayı mı açlık belasıyla, hastalıklarla cebelleşiyor, sefalet ortamında ‘yaşıyor’? Dünyadaki su kaynakları insanların susuzluğunu gidermeye yetmediği için mi, insanlar susuzluktan ölüyor, temiz su yetersizliğinden hastalanıyor? Neden suların kirletilmesi sorun edilmiyor? Suları kim ve neden kirletiyor? Suyun kirlenmesi insan iradesini, insanın dahlini aşan nedenlere mi dayanıyor? İnsanları aç ve susuz bırakanlarla, açlık ve susuzlukla ‘mücadele ettiğini’ söyleyenler aynı güç ve iktidar odakları [yeryüzünün efendileri] değil mi?.[7] Şüphesiz ki Başkaya'nın tespiti doğrudur,daha vahim olanı ise suların kirlenmesiyle beraber insanlığın da kirlenmesidir! Mirzabeyoğlu insanın içinde bulunduğu, insanın insanı sömürdüğü bu düzene adeta haykırır; Şu şartlar içinde bir müslümanın çıldırmaması için fevkalade olması lazımdır. Eğer çıldırmıyorsak fevkalede olmadığımıza göre, insan olmadığımızdandır..[8] Liberalizmin çıkış noktası olarak düşündüğümüzde kilisenin ve feodalizmin baskısına karşı birey hak ve özgürlüklerini savunan ilerici bir karakter olduğunu unutmamak gerek fakat , sanayi devriminden sonra liberalizmin insan sömürüsü artmış emperyalizmin tekelci evresiyle beraber artık gerici bir karaktere dönüşmüştür.

Buraya kadar kısa da olsa realizm, kapitalizm ve marksizm açısından ekonomi üzerine bakış açılarını değerlendirdik. Bu noktadan itibaren asıl önemli olan aleme nizam verme fikriyatında olan Türk Milliyetçilerinin bir grup uluslararası sermaye güçlerinin dayattığı kurulu sömürü düzenine bir sözünün olup olmadığıdır. Türk Milliyetçiliğinin temelinde milletinin menfaatini her şeyin üzerinde tutma ilkesi yatarken cumhuriyet dönemi ekonomi ve devlet anlayışında bu temeli gerçekleştirecek bir sistem kuramamıştır. Türkçü bir ideolojiyle kurulduğu iddia edilen cumhuriyet dönemi ise devletin kendi burjuvasını oluşturmak adına desteklediği burjuvanın bugünkü takındığı duruma bakınca ekonomide atılan bu adımların pek faydalı olmadığı aşikardır. Türk Milliyetçilerinin ekonomi konusunda bu günün kaynaklarının üzerinde yarınki nesillerin de hakkı olduğu anlayışı ve mevcut kaynakların bir zümre ya da oligarşiye değil bizatihi milletin kendisinin olduğu fikrini hangi argümanlarla savunup gerçekleştirecektir? Milliyetçi ekonomik anlayışta, devlet vatandaşlık bağı ile bağlı tüm vatandaşlarının barınma, sağlık ve azami gıda sağlayabilmek gibi zorunlu ihtiyaçları karşılamak zorundadır. Önceliği değiştirip Milleti devletin hizmetinde değil, devleti milletin hizmetinde bir ekonomik sistem dahilinde düşünmek milliyetçi kadroların düşünmesi gereken bir zarurettir.

Önümüze adeta alternatifsiz bir dünya görüşü olarak Modern devlet sisteminin (kapitalist dünya ekonomisi) sürüldüğü bu karanlık çağdan insanın insanca yaşayabileceği bir düzeni insan, yine kendi vicdanı ve aklı ile kuracaktır. Bu yazıyı Eduardo Galeano’nun ütopyaya dair söylediğiyle bitirebiliriz: “Ben iki adım ilerliyorum o iki adım uzaklaşıyor. Ben on adım ilerliyorum o on adım uzaklaşıyor. Hep ilerleyebilirim ve onu asla yakalayamam. Ütopya neye yarar? Tam da şuna: Yol almaya”....[9]


________________________________________
[1] Gökberk, Macit. Felsefe Tarihi. Ankara: Bilgi
Yayınevi.
[2] Copleston, Frederick.Hobbes-Locke. Çev. Aziz
Yardımlı. istanbul: İdea
[3] Lenin V.İ. Seçme yazılar III ,İlk Eriş yayınları
[4] Marx-Engels. Komünist Parti Manifestosu.
Ankara: Sol Yayınları
[5] Lenin, V. İ. Emperyalizm, Kapitalizmin En
Yüksek Aşaması. Ankara Sol yayınları.
.[6] Gökalp, Ziya Yeni Türkiyenin Hedefleri Toker
Yayınları
.[7] Başkaya, Fikret :http://www.ozguruniversite.org/index.php/
fikret-bakaya/guenluek/1494-kapitalizm-neden-suerdueruelebilir-deildir
.[8] Mirzabeyoğlu, Salih. Üç Işık İbda Yayınları
.[9] Maurice Lemoine, “A quoi sert l’Utopie?”, [ Recension d’Eduardo Galeano],
Le Monde Diplomatique, janvier, 2011.



MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık