• 28 Şubat 2016, Pazar 9:22
Mehmet SerdarDoğan

Mehmet Serdar Doğan

Bırakın ’’Kayyum’’u… ’’İflası’’ı Açıklayın…-II-
 Son satırlarını; ‘’bir mülahazanın başlangıcı olması ümidiyle’’ yazdığımız ve MHP’nin siyasi üretkenliğinin iflasına değindiğimiz yazımızın, ‘’kimseyi ilgilendirmemesinden’’ yahut tespitimizin yanlışlığından ötürü herhangi bir karşılık bulmadığından dolayı değil, konuyla ilgili ilk yazımızda verdiğimiz söz üzere bu yazımızda, hem ‘’ülkü devlerini’’ inceleyeceğiz hem de ‘’gereken ilgiyi görene kadar devam edeceğiz’’ sözümüzün arkasında durmaya gayret göstereceğiz.
 
Kim mi bu ‘’ülkü devleri’’ ?
 
Durmuş Hocaoğlu’nun o noksansız tanımında bahsettiği: [ülkücülük; ’’milli severlikte ve vatan severlikte son sınır’’ demektir] kavramındaki ülkücülüğü yaşayanlar değil elbette. Kaldı ki benim onları eleştirme, herhangi bir şekilde tenkit etmeye yeltenme gibi ne bir hakkım ne de bir haddim olabilir. Naçizane düşüncem o gerçek devler ki; bir dönemi, bir ülkeyi ve bütünüyle bir vatan insanını, milli duygu, düşünce ve sevgileri ile kuşatmış erenler, sahabelerdir. Bazılarının siyaset uğruna kürsülerde utanmadan ‘’biz gömleğimizi çıkarttık da geldik’’ demelerine karşılık; duruşlarından taviz vermeden, siyasetin kirli yüzüne el sürmeden, eğilmemenin, bükülmemenin nişanesi olarak sırtlarına geçirdikleri ateşten gömleği bir gün olsun ‘’Yandım Allah’’ demeden bugünlere ve hatta yarınlara taşıyanlara karşı her daim edebimiz muhafazadır. Bizim onlara diyecek lafımız şöyle dursun, öğreneceklerimiz hala bitmemiş ve bitmeyecektir.
Lakin bu tanımın katmanlarını tam ve noksansız  yapan bir başka saygı değer büyüğümüz Galip Erdem’in tasnifindeki; ‘’ülkücülükten geçinenler, ülkücü geçinenler’’ iş bu ‘’ülkü devi’’ ironimizin muhataplarıdır.
 
Kim mi bunlar?
Hemen her köşe başında rastlayabileceğiniz hamaset insanları! Kim mi bunlar: sloganlara doymayan, ömürlerini düşünmek ve üretmek yerine bağırarak geçiren edebiyat insanları, kim mi bunlar; her dönemin adamı bunlar, kim mi bunlar; ihaleci, kim mi; ‘’koltuk var mı?’’ diyen bunlar, yücelmek için yücelten bunlar.. Sadece bir amaca matuf oyun sahibi bunlar..  ‘’Nefsin nefse faydasının olmayacağını’’ atlayanlar, şeksiz-şüphesiz bu davaya, bu ızdırapları yaşatmak konusunda baş rolde bulunanlar, siyaseti bir hizmet makamı değil de saltanat zanneden bunlar, samimiyet katsayısı sıfır olanlar… Yeter işte tanıyorsunuz onları…
Daha mı? Peki..
Besmelesiz ağızlarını her açtıklarında, ‘’çile’’ derken gerçek çileyi bu davaya yaşatanlar, fırsat buldukları her platformda ülkücülüğe darbe vururken, ülkücü geçinenler… Hedefleri makam, mevki olduğundan bir yandan gerçek ülkücüleri diskalifiye ederken, öte yandan ülkücülükten geçinenler.. Evet; onların yüzünden iflas ediyor ve edeceğiz…
O büyük hesap günü, benim gençlik yıllarıma ve bilhassa bu davaya kast ettikleri için iki elim yakalarında.
İşte ben bu yüzden mutsuzum ve mutsuz olmak için yeterli ve geçerli sebeplerim oldukça bol.. En basitinden, bu saydığım hallere sahip olanların ekseriyette sözünün geçtiği bir davaya mensup; Ülkücü Müslüman Türk genciyim ki bence bu yeterli bir sebep.
Bu saydıklarımı okurken ‘’O’na Şu’na, Bu’na mı diyor’’ diye düşündüklerinizin tamamına söylüyorum. Evet! Bu iflasın başlıca sebepleri onlar.
Çünkü onların kendilerine oluşturdukları dar yapılar yüzünden gerçek fikirler yaşam sahası bulamadı.
 Evet.. bu iflasın sebebi onlar çünkü yurdun dört bir yanına ekilen dava tohumları onların bozdukları hava yüzünden yeşeremedi..
Aynı başlıkta ki ilk yazımda ‘’şahsi haykırışımı’’ dile getirmiştim ve artık ‘’isyan’’ ediyorum.
        Eğer siz de bu düzene isyan ediyorsanız, ki gerçekten milliyetçiliğin bu ülkede söz sahibi olmasının, ülkücü olmaktan geçtiğine inanıyorsanız buna kayıtsız kalmamalı ve bu ‘’düzenci’’lere yer vermemelisiniz. Eleyin onları. Aldırmayın popülaritelerine, oyunu güzel oynayışları kandırmasın sizleri ki bir nesil daha benim gibi ‘’kaderine küsme’’ ile ‘’yola devam etme’’ arasında gel git yaşamasın. Kaldı ki bu yok sayma, görmezden gelme, onlara da büyük bir iyilik olacak, benim gibi daha nicelerini hesap gününde karşılarında görmekten kurtarın onları. Lazım değiller ve hiç olmadılar. Siyasetin en ucuzunu ve kötüsünü yapanlar. Onlar bu dava’nın ‘’keşke’’leri.
        Uçmayan şeyhi uçuranlar.. Ve o müritlere inanıp uçtuğunu zannedenler. Yazık onların haline…
        Ve inanın bizim uçanlara değil ayakları yere basarak yürüyenlere ihtiyacımız var. Çünkü yol yürüyenlerindir..
 
Kiminiz ‘’onları’’ hala Balgat’ta, kiminiz adayların yanında arayacak ve bulacak. Bir kez daha söylüyorum ‘’onlar her yerde’’…
Ve asla unutmamalıyız ki; en büyük düşman bize benzeyip de bizden olmayandır…
İlk yazıda da, burada da belirttiğim gibi hala geç değil, iflası engellemek adına, kirlerin öte tarafta kalması adına her bir ülkücü kendisini dev aynasında değil, boy aynasında görmelidir.
Büyük bir dava’nın zerre misali bir parçası olarak bu ızdıraplara, gözümün önündeki bu trajedilere karşı elinden yazmaktan pek de fazla bir şey gelmeyen, üstelik yazdıklarına kafi miktarda ses alamayan, zaman-zaman kendi kendisine konuşuyormuşçasına hisseden biri olarak elimden geleni yılmadan, yorulmadan yapmaya devam edeceğim.
Ve bu iflasın çözümünün ayak üstü yazılmış bir reçete olmadığına inanan ve dahası buna iman eden biri olarak, bir daha ve yılmadan ‘gelin akıl huzurunda kendimizle hesaplaşalım!’
Yoksa ne mi olacak?
Kırık bir ayna parçası öteden sesleniyor: İflas edeceğiz! 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık