• 01 Eylül 2015, Salı 9:32
FardinBayandor

Fardin Bayandor

Azerbaycan Cumhuriyetinde Dini Radikalizm
Günümüzde totaliter, monarşi, cumhuriyet ve başka siyasi biçime sahip olan ülkelerin çoğu, kendi siyasi yönetimlerini demokratik göstermek için büyük çaba harcamaktadırlar. Dolayısıyla devletlerin demokratik olup olmamalarına rağmen, demokrasiyi sıkça kullanmaları, bu terimin ne kadar önemli olduğuna bir işarettir.

Temeli Fransa ve Amerika ihtilaline dayanan demokrasi, aslında Batı’daki kapitalizmin ve endüstriyel toplumun ortaya çıkışının siyasi alandaki bir yansımasıdır. Daha sonralar teknolojik ürünler gibi demokraside Batı’dan Doğu ve Orta Doğu’ya aktarılmıştır. Demokrasinin kendine mahsus yapısal sorunları olduğuna göre onun en ideal yönetim sistem olmaması çok açıktır. Ama şimdiki dünyanın karmaşık durumunda, en azından başka sistemlere göre ve ülkeleri savaşlarla radikalizmden uzaklaştırdığı için gerekli bir yöntemdir. Çünkü toplumdaki çeşitli grupların, tabakaların kendi menfaatler üzerine yaptıkları mücadeleleri siyasi alana aktararak, kaba güç kullanmayı engellemek istiyor.

Ülkelerin Anayasalarında yazılan maddelere bakmayarak, demokrasinin ön koşulu olan özgür kamusal alanla sivil toplumun olmadığı yerde, demokratik prensiplerden konuşmak olmaz. Orta Doğu ve İslam dünyasında yaşanan felaketlerin büyük kısmı, oradaki devletlerin demokrasiye ön koşul sayılan ilkelere yaptıkları baskılara dayanmaktadır. Bundan dolayı da Azerbaycan Cumhuriyetinin bölgedeki önemli jeopolitik konumu, onun demokratik uygulamalar açısından incelenmesini gerektiriyor.

Bu ülkenin Anayasasının demokratik ilkelere uygun yazılmasına rağmen, bölgedeki başka ülkeler gibi dini radikalizm tehlikesiyle karşı karşıya olduğu kanaatindeyiz. Sovyetler Birliğinin çöküşüyle beraber Azerbaycan Cumhuriyeti, ekonomik açıdan komünizme dayalı bir sistemden koparak çok hızlı şekilde kapitalist sisteme geçti. Bu değişim, kendi etkisini bağımsızlığın ilk yıllarındaki iç savaşlar ve Ermenistan'ın Dağlık Karabağ'ı işgal ettiği dönemlerde, halkın yaşamını maddi bakımdan zorluklara bıraksa da siyasi düzeyde yeterince belli etmemiştir.

Daha açık bir biçimde ifade etmek gerekirse Ebülfez Elçibey’le Haydar Aliyev’in döneminde, siyasi yönetimin en önemli isteği toprak kaybının durdurulmasıyla ülkede istikrarın güçlenmesi olduğu için, demokratik prensipler gözardı ediliyordu.

1994te Azerbaycan’la Ermenistan arasında yapılan ateşkesle beraber, ülkede yavaş yavaş istikrar filizlendi. Bu istikrarın devamında ve Haydar Aliyevin ölümüyle beraber oğlu İlham Aliyev’in iktidara gelmesi, demokrasi açısından çok önemli bir dönemin başlangıcıydı. Çünkü geçicide olsa ülke savaş tehlikesinden kurtulmuş ve ekonomik bir istikrara ulaşıyordu.

Bundan dolayıda, demokrasi ilkelerine dayanan gruplar ve kişiler faaliyete başladılar. Ama son dönemlerdeki siyasi muhaliflerin ve gazetecilerin tutuklanmasıyla bazılarının öldürülmesi, Azerbaycan’daki kamusal alanın kısıtlanmasının bir göstergesidir(söz konusu olan bu gazetecilerle siyasi muhaliflerin isimleri, çeşitli insan haklarını koruyan siteler ve kurumlarda bulunmaktadır ).

Azerbaycan’ın siyasi yönetimi, petrol sanayisinin gelişmesiyle beraber, ekonomiyi de ele geçirerek demokrasiden oligarşi(demokratik ilkeler göz ardı edilerek ülkenin bir grup seçkinler tarafından idare olunması) yöntemine geçmiştir.

Oligarşik yönetim her tür eleştiriyi önlediğine göre, kamusal alanı da kontrol etmek ister. Dolayısıyla iktidarın sosyal ve yasal eleştirilere sert tepki göstermesi, uzun zaman dilimi içinde, tüm sosyal ve siyasal protestoları bastırıp yeraltına sevk ederek, kitle arasında Selefi ve Vahabi gibi radikal dini grupların güçlenmesine sebep olacaktır(Azerbaycan’da böyle sapma grupların bölgedeki güçlü devletler tarafından maddi ve manevi olarak desteklenmesi çok açıktır ).

Çünkü Azerbaycan halkı, Müslüman olduğu için dinle kültürün içiçe geçtiği bir sosyal ortamda yaşıyor ve devlet her tür düşünceyi yasaklarsa da halkın büyük kısmının ilgi gösterdiği yerel kültüre dayanan dini düşünceleri yasaklayamaz. Bu durumda halkın dini inancına saygı göstererek Selefilik ve Vahabilik gibi sapma düşüncelerin onların dini inançları arkasında gizlenmesini açığa çıkarmak, sadece kamusal alanın özgürlüğüyle mümkündür. Yani kamusal alanın üyeleri olan gazeteciler ve özgür medyalar, hem devleti hem de çeşitli radikal düşünceleri eleştirmekle siyasi sistemin sağlıklı ve doğru çalışmasını aşılayacaklar.

Aksi takdirde ve düşünce özgürlüğü yasaklanan bir ortamda, sadece dini radikalizm gibi sapma düşünceler halkın inancı arkasında gizlendiği için ön plana çıkarak, muhalefet rolünü alacaktır. Sonuç olarak dini radikalizmin gelişmesinin, nihayet Azerbaycan devletinin kendi kökünü kazmaya neden olacağı söylene bilir.


KAFKASSAM Ortadoğu Çalışmaları Uzmanı
[email protected]
Facebook: Ayaz Sürgün



MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık