• 16 Temmuz 2014, Çarşamba 17:10
Ali İsfendiyarÇakıroğlu

Ali İsfendiyar Çakıroğlu

SABIR VE ŞÜKÜR

“Nasib ise dolanır gelir Şam’dan Yemen’den, nasib değil ise ne gelir elden” deriz de çoğumuz yanlış anlarız.

Nasb Arapça bir kelime. Aşağılardan, derinlerden, uğraşıp, çekip, çıkarıp, dikmek anlamında. Yani nasb etmek ya da nasib, otur bekle ki gele, bekle ki ola değil, azim bir iş.

Aradığım, bakındığım ya da hedef tuttuğum benden uzaklaşsa da, ta Yemen’e, Şam’a kaçsa da, gider oralardan uğraşır onu bulur alırım, çıkarır, getirir, işimi de görürüm anlamında yüksek bir gayreti ifade eder.

Nasb gibi, sabır da yanlış anlaşılan kavramlarımızdan. El bağlayıp, boyun bükmek, hareketsiz, tavırsız kalıp beklemek anlamında değil asla.

Sabır, ahkâmın azim amelle idrak edilmesi demektir. Ahkâm, Allah’ın (celle şanıhü) muradı, meri olan şeriatı, kulunda görmek istediği anlamında. Gelecek adına olması gereken…

Azimet ameli ise; Allahın (celle celalühü) helâl kılmasına rağmen yapılacak işi gerçekleştirmek, hayatına aksettirebilmek, tutulan hedefi temin etmek adına, helâl olan şeyleri terk ederek yapılan muamelelerle ilgili. Mesela, helâl olan uykuyu, yeme içmeyi veya duruma göre evlenmeyi terk etmek, muradını gerçekleştirmek, ahkâmı hayat edinmek için bir nevi nefsine zulm ederek Allah’ça yaşamak. En yükseğinden gayret etmeye sabır deniyor anlayacağınız.

Diyelim ki bir hedef tutmuşuz, lakin uyku da geçen zamanımız 8-9 saat ve çok fazla. Uykuyu 4 saate indirmemiz gerekiyor. Buna azimet ameli deniyor. Çalışıp helâl olan uykumuzdan fedakârlık ediyoruz. Uyanıkken uykuya ihtiyaç duymadan zamanımız geçebiliyor. Yani sanki 8-9 saat uyumuş, uykusunu almış insan rahatlığında ama muntazaman her gün 4 saat uyuyoruz.

Zorumuz ne? Yapacağımız işler itibari ile o 4-5 saat arasındaki mesaiye ihtiyacımız var, uykuda geçmesin istiyoruz. Sorumluluklarımızı ancak o zaman zarfında gerçekleştirebiliyoruz. Yaptığımız işle Allah’ın rızasına muradına uygun işlerse de işte buna sabır diyoruz.

Azimet ameli ile ahkâmı idrak yani.

Peygamberimiz (allehisselatü vesselam) efendimiz ”iman ikidir. Yarısı sabırda, yarısı şükürde bulunur” buyurarak sabretmenin ve şükretmenin hayatımızdaki kıymetini göstermiştir.

Şükür bir derya…

Uyku örneğinden yola çıkarsak; yaşanmışlıktan başlıyoruz önce. Yani 4 saate uykusunu indirmiş bir insan lâzım önce. Sonra bu nimetin garantisini sağlamamız lazım. Yani zekâtını vermemiz.4 saat uyuyan insanın zekâtı, diğer insanlara 4 saat uyumanın nasıl gerçekleştirilebileceğini yaşatarak öğretmesini gerektiriyor. Allah’ın (celle cemalühü), ikram ettiği nimetinin zekâtını vermek, nimetin garantisi, teminatı bizim için.

Zekâtı verilmiş nimet garanti altında bizde, ki bizim mahallede buna hal deniyor. Gelip geçici, bir anlık değil, devamlı, irade yürütmeden var olan. Huya dönüşmüş yani. Kademli olmak da deniyor, o durumu devamlı muhafaza edebilmek.

Hal edinmişiz 4 saat uykuyu. Peki, ne için?

Gün 24 saat, 20 saati ne ile geçirdiğimizle alakalı şükür yolu. Mesela Ankara’dan yardım tırlarını yüklemiş, Habur’u geçmiş, Kerkük’e varmış, ramazan gününü açlıkla, susuzlukla mücadele edip, hayatta kalma mücadelesi verenlere, refakat ederek yardımı ulaştırabilmişsek…

Yani Allahın rızasına uygun işler yapmak için çabalamışsak,4 saat uykumuzdan şikâyet etmeden, buna şükür ameli deniyor. Şükür nimetin ziyadeleşmesinin yegâne yolu oluyor.

Kısaca Olcay KILAVUZ ve yoldaşları bu meşakkatli seferde sabretmişler ve şükretmişler demektir. Bu ise imanın kendisidir. Hem de şahitliğimizde. Biz şahidiz imanlarına, sende şahit ol ya Rabbi…

İşte devlet imanı tasdik ve tesbih edişi bakımından vardır. İmanı tasdik ve tesbih etmeyen devlet de devlet değildir.

Ve işte riyaset işçileri, reisler, cumhurun reisleri…

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz anlayacağınız. Zaman zaman ne yapıyor ya, uyuyor mu bu ocak desek de, tek bir doğru eylem bile, teşkilat görmüş her ülkücünün yüreğini hoplatır.

Teşkilat başkanını mülki amiri görmenin sevincini, gururunu yaşatır.

Baki selamlar…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık