• 11 Haziran 2014, Çarşamba 17:08
Ali İsfendiyarÇakıroğlu

Ali İsfendiyar Çakıroğlu

KAN (1)

Niyet ettim, senin rızan için sabah vaktinin farzını edaya. Yönüm kıbleye, kıblem Kâbe’ye…

Kâbe’yi en çok resimlerde görmüşüm. Hayal edip, gözümün huşuu için secde mahalline bakarken Kâbe’yi görmeye çalışıyorum.

Hacı Bektaşi Veli’nin Esat hoca tarafından hazırlanmış eserini okuyorum. Bektaşi demeyin hemen. Ulu önderim Hacı Beştaşın nereye baktığını anlamaya çalışıyorum. Hac etmek ölmek demektir diyor. Haccı anlatıyor. “ Ölmeden önce ölünüz” emri şerifinin bir anlamını yani. Aşkım var sadece, imkânsızlık hat safhada. Yıl 1990.

Koca Erzincan’a yaka silkelettirmiş, belalı bir adam gençliğinde Salim abi. Zalim lakabını takmışlar. Orta yaşa gelmiş, hayatını ters çevirmiş, namaza başlamış, 89’da aşk etmiş kasap olarak gidebilmiş hacca. Hac etmiş yani Salim abi. Diyor ki “ Ali, bu sene seni hacca çağırıyorlar”. Tekrar gidecek, normal yollardan bu sefer, arkadaş arıyor kendine. Severim, güvenirim aşk adamlarına, arkadaş oluyoruz.

Nasipliyiz, bahtlıyız. Beraber gidiyoruz hacca. Hem yaşından, hem de bir önceki yıl oralara gitmişliğinden imam Salim abi anlıyacağınız. Sabır ruhunu giyiniyoruz. Ölü taklidi yapmaya çalışıyorum becerebildiğimce.

Önce Medine’ye gidiyoruz. Kırk vakitte Ravza’da kalıyoruz. Medine sanki eski bir Türk şehri. Nüfusun yarısı da Türk asıllı zaten. Mekke hudutlarına girerken ihrama giriyoruz. Mikat mahalli deniyor Mekke sınırlarına. Mikat mahalline sadece Müslümanlar girebiliyor. Hac yasakları başlıyor. Tüyünü bile koparamazsın, hiçbir canlıya velev bitki olsa zarar veremezsin. Ölü gibisin yani.

“ Hac Arafat’tır “ buyruluyor. Arafat Beytullah’a 25 km mesafede bir alanın adı. Ortasında da Cebelü Rahme ( Rahmet dağı) denilen küçük bir taşlı tepe. Âdem (a.s.) ve Havva’nın cennetten kovulduktan sonra af edildiği yer. Peygamberimiz ( s.a.v) veda hutbesini söylediği yer. Senenin belli bir gününde orada bulunanlar hacı oluyorlar.

Bayramdan üç gün önce Arafat’a geçiyoruz. Geceyi orada geçirip, ertesi gün öğlen vaktinde vakfeye duruyoruz. Öğlen vaktinde, ikindiyle öğlen namazını birleştirerek kılıyoruz. Sonrası dua…

Genciz, diriyiz. Efendimiz öyle yapmış diye, yürüyerek yola koyuluyoruz. Yanımızda sadece bir seccade, omuzumuza atmışız. Salim abi plastik bir su kabı tutuşturmuş elime “ taşı bunu içi su dolu olsun, susayan hüccaca dağıtırsın” diyor. “ Herkes suyunu yanında taşısın” deme şansımız yok. İmamımız Salim abi. Öbür elimde boş değil. Kurbanı kendimiz keseceğiz diye kurban bıçağı taşıyorum kılıç gibi. Üstelik daha yeni hacı olmuşuz, affa uğramışız, günahta sıfır kilometreyiz. Bir bidon su, bir bıçak, bir seccade altı üstü, itirazsız mefta gibiyiz. Salim abi ne derse o. Üstelik söz vermişiz.

Müzdelife’ye geçiyoruz. Hiçbir günah Allah’ın (c.c) af ediciliğinden büyük değil. Kul hakkının da af edildiği bir makam Müzdelife. Akşam vakti varıyoruz. Milyonlarca hacı, dokuz büyük caddeden geliyor. Kimi bizim gibi yürüyerek, kimi arabalarıyla.  Akşam vaktinde, yatsıyla akşamı birleştirerek kılıyoruz, namaz kılmaya müsait taş üzerine seccadeyi seriyoruz. Sabah namazı dua edip yola koyuluyoruz, Müzdelife’den Mina’ya şeytan taşlamaya, tan ağarırken.

Geçişte bir dağ var. Oymuşlar dağı, tüneller açmışlar koca, koca, dev uçak motorlarıyla havalandırıyorlar tünelleri. Yürüyoruz Müzdelife’den topladığımız taşları şeytanlarımıza atmak için. Tünellerden geçip Mina’ya varıyoruz. Şeytanlarımızı da taşlıyoruz.

Salim abi merhamet ediyor, Hz. Ayşe validemizin mescidini ziyaretten sonra, çay içiriyor bize. Su bidonunu bırakabileceğimi söylüyor. Kurban keseceğimiz yerler dağın öteki tarafında. Müsaade etmiyor tünellerden geri yürümemize. Yine yürüyeceğiz fakat dağın etrafını dolanacağız. Israr ediyoruz “ kocaman tünel, geçiveririz şuradan “ diyoruz. Salim abi bu, emir vermiş lafını asla değiştirmez.

Kestirme yol yok bize. Takılıp peşine dağın etrafını dolanıp gidiyoruz kurban yerine. Kendi ellerimizle kurbanları kesip, kaldığımız otele dönüyor, birbirini traş ediyor, taş, baş, traşı da tamamlayınca ihramdan çıkıyoruz.

Otel çalkalanıyor. “Çok insan öldü, katliam oldu, insanları kepçelerle canlı ölü bakmadan tırlara yüklediler.” Her gelen de ilave ediyor. Kimi habersiz, kimi ne görmüş anlatıyor. Aileler merak etmesinler diye, Türkiye’ye “biz sağız” telefonları ediliyor. Salim abi bize yasaklamış. “ Biz buraya ölmeye gelmişiz. Ölemedik diye ailelerinizi mi arayacaksınız? Utanın !” diyor. Üç gün sonra aramamıza izin veriyor imamım Salim abi.

Medine’de tespitimiz şu. İranlı bir grup bıçaklarla hüccaca saldırdı. Kanı görenler kaçtı ve birbirini ezdi. Hem İranlıların saldırıları, hem izdiham, hem Arapların özensiz davranışları ölü sayısını arttırdı.

Arapların resmi açıklamaları 1500 civarında. Diyanet sağlık personelinin tespiti 6000 civarında. ŞEHİT. 90 yılında şehit sayısını bile netleştiremiyoruz dünyada.

Şehitler için problem yok. Onlarda her yıl hac etmeye devam edecekler. Sıkıntı kalanlar için.

Biz, Efendimizin (a.s.v.) sünnetine samimi ittiba, esasta da imamım Salim abinin kararlı duruşu sebebiyle, bilmeden aşk amelinin koruması altında, o hengâmenin içine girmedik.

Lakin bizde kan hukuku var. Hac arkadaşlarımızın şahadetinden doğan kan hukukunu nasıl devam ettirecektik? Bu bir misyon işidir. İstemeden misyon edinmek sorumluluğundandık. Yaşanmışlıktan kaynaklanan, durumdan çıkan vazife bu…

Herkes hac eder sefasında, bize düşen yine cefası.

Baki Selamlar…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık